Sen Muazzez...


Terk edilmiş yakasısın içimdeki şehrin ve benim binlerce maruzatım var.

Sözcük yüklü bir kamyonun direksiyonundayım dünde kalan hafriyatın da takipçisi.

Buklelerim rüzgâra takıldı yüreğimse sana asılı kaldı.

Cebbar gölgen, manen tasalıyım, madden çökük.

İklimlerde seken bir kuşsun sen kurşun döktüğün yalnızlığın.

Hükmedene tabiyim aşka sırdaş sana tutsak değil ama.

İçimin yangını yeni söndü sonra feri söndü gözlerimin ve eflatun bir ceket aldım sırtıma: ne de olsa caka satacaktım şehir magandalarına.

Ben ve örtüşen hassasiyetim.

Delişmen yüreğim ve metanetim.

İsli yollar ve sisli yüzün: siman tanıdık yine de çıkaramadım seni.

Devasa bir lanetin öncüsüymüşsün meğer kara çaldığın yetmedi mi yüreğimin akını?

Belki de yumurta akıyla kırışık yüzüne yaptığın o maskedir seni tanınmak kılan bense kulvarımda tek geçerim seni ki geçtim de.

Geçkinsin.

Geçimsiz ve de.

Sırıtan şehrin surlarına diktiğin bayrak oysaki kalen çoktan düştü, Muazzez.

İsminde saklı teyakkuz.

İbaresi duyguların.

Neşri kara ruhunun.

Tökezlediğin her çukurda sana elimi uzattım asla boş bırakmadım da öncesinde sen defalarca elini bana uzatmışken.

İki el bir baş için!

Sahi, kim mi söylemişti bunu bana?

En sevdiğim akrabam canımın diğer yarısı yoluna halı olduğum haline tanık ve onu hep sevdiğimdir alın yazımdaki ışık.

Işıyan gözlerimle resmettiğim kadın.

Aşkın şahikası taşkın yüreğim ve mizacım ve defolu gölgem ki çoktan kovdum ben gölgemi lakin illa ki gölge ettiler bana, Muazzez en başta da sen lakin sen benim sırdaşımdın ve yürek iklimimde kanat açan bir posta güverciniydim.

Günü gününe kayıt tutup sana izah ettiğim varım yoğum ve pekişen bu büyük sevgim nazarında neye denk düştüğümü ise yıllar sonra anladım.

Bir leş yiyicisi olduğunu söyleseler inanmazdım inanmadığım gibi hep seni korudum kolladım da Muazzez.

Mutlu musun sahi o devasa cüssenle potlar kırdığın da yetmezmiş gibi kim bilir kaç dostunun daha kalbini kırdın?

Minvalinde dostluğumuzun yan çizen hep senmişsin meğer ve ben bir an bile şüphe etmemiştim samimiyetinden.

Yıllar yılları kovaladı bense kendimi bir kere bile kollamadım.

Kanat açtığım dağlarda tepelerde solmaya dair bir hikâye idi belki de ilk kaleme aldığım seninse kale almadığın.

Hüznün bir rengi var mı, Muazzez ya bu defolu dostluğun temeli mi de çürüktü de sen baştan yıkmıştın duvarlarımı?

Yıkılmaz sandığın ben.

Yıkılmaz sandığım dostluğumuz.

Rüzgâr kukuletanı uçurdu ve göründü kelin:

Ah, be mendebur kadın, ben sana demedim mi: git de saç ektir, diye ve sen ne mi yaptın?

Kına yaktın saçlarına yetmezmiş gibi kına yaktın…

Kınalı yapıncak olansa bendim hep doğal olan bendim ve kızıl saçlı doğan yine ben.

Dağ fare mi doğurdu yoksa sen hayallerin olmadığı gibi benim hayallerimi çaldığın yetmezmiş gibi küçücük yaşında kocaya kaçtın.

Diş biledi sana ailen ama ben hep yanındaydım senin.

Dişini geçirdin etime:

Eltim yoktu elimi dahi uzatmamışken…

Ne yani, gönlünde açan ve solan tek çiçek ben miydim?

Kıyısından köşesinden nasiplendiğin sevgi değildi asla ama sen hep bir sevgi kelebeği oldun ve her çiçekten bal aldın.

Dünde kalanımsın.

Günümden ve gözümden düşen bir yaştan bile ötesi.

Yavuklun ya da yarenin ya da dalkavuğu olduğun mahremim.

Gönlünü hoş tuttum güzeldi başlangıçta her şey ve biz iki ayrılmaz dost idik gel gör ki kara günlerimde sen tef çaldın oynadın ve de:

Bu hayatın dâhisi sen miydin yoksa ben mi?

Ama boş verdin.

Bense umudumla sevgimle baş verdim.

Başa çıkamadığım kadar hayatla ayakta kalmayı da bildim Yaratanın izniyle ama senin dayandığın dağlar vardı ve ağalar.

Ağlak yüzlü kadın: gülmek kime mi yaraşır en çok?

Elbet alnının akıyla yaşayana ve sevene yaraşır.

Ölümle dans ettiğim o akşam ve ertesi.

Sözcüklerim yaslı değil artık çünkü hüzünlü kalbimi en çok Allah sevdi ben de hüznümle yüzümü çevirdim madem bir kere aydınlığa elbet ben de feraha çıkacağım belki de çıkmışımdır.

Çıtkırıldım olandın.

Çiğ süt emmiş olandın üstüne pişmiş aşa su kattın ve sudan sebeplerle bu dostluğu derine gömdün, Muazzez.

Bin gönlüm olsa da vermezdim sana ama beni bin birinciyi dahi sana hibe ettim.

Kurda kuşa yem olmadım ve açlığımı hep inançla bastırdım.

Evli evine köylü köyüne, Muazzez elbet ah’ım da yerde kalmayacak.

Sönmüş feri gözlerinin ve zerre de kıymetin yok artık gözümde ve layığıyla yaşamanın ta kendisidir verdiğim çaba verdiğim sevgi.

Geri dönümü mü?

Bil ki; henüz son söz söylenmedi Muazzez elbet vardır bir bildiği Mevla’mın ne de olsa yarınlara Allah kerim, demeyi de sen öğretmiştin bana ve bilmeden de yarınlarımı kundaklayanın sen olduğunu ve de ben çoktan senden geçmişken.


Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Sen Muazzez... başlıklı yazı GÜLÜMM tarafından 25.07.2022 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler GÜLÜMM sorumluluğundadır. GÜLÜMM hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2022 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.