Kahrolsun Irkçılık Ve Irkçılar—ırkçılığa Atılan En Anlamlı Tokatlar—1. Böl
KAHROLSUN IRKÇILIK VE IRKÇILAR—IRKÇILIĞA ATILAN EN ANLAMLI TOKATLAR—1. BÖLÜM--
Bir insanın dünyaya Türk ya da Alman veya Fransız,Yahudi, siyah, beyaz veya sarı derili olarak gelmesi kendi elinde olan bir şey değildir. Yani insanın bizzat kendisinin bir gayret sarf ederek, maddi veya manevi bedeller ödeyerek elde ettiği bir şey değildir. Ama böyle olduğu halde bazı insanlar ırklarıyla övünüp dururlar. ‘’ Benim atalarım...’’ Diye lafa başladıklarında sanırsınız ta Hz. Nuh’tan ( Hatta daha da evvelinden ) bu yana ataları hep koyduğum yerde otlamışlar, hiç bir başka ırkla temasları olmamış, o mübarek (!) ve diğer insanlardan çok çok farklı olan kanlarına yabancı kan karışmamış, kanları ve ırkları 50 bin sene önce ne kadar saf ise bugün de aynı saflık derecesini muhafaza eyleyerek günümüze kadar gelebilmiş. (!)
Peki diyelim ki öyledir. Bazı vatandaşların kanı dünyadaki diğer insanlardan daha farklıdır, daha saftır, organikliğini günümüze kadar muhafaza eylemiştir, bunun kıymeti harbiyesi ne? Yani neye yarar böyle bir özelliğe sahip olmak? Bir insan bunun nesinden kendine bir övünç payı çıkarabilir ki?
Evet... Ben böyle düşünüyorum. Yani şu ırka ya da bu ırka mensup olmanın insanoğluna sağladığı hiç bir üstünlük yoktur diyorum. ( Aynı şekilde bir aşağılanma vesilesi de değildir. ) Çünkü ırkımı seçmek bir insan olarak benim elimde olan bir şey değil. Türk ve Beyaz Irktan biri olarak dünyaya gelmiş olmak bana dünyadaki diğer insanlara karşı hiç bir üstünlük sağlamadığı gibi diyelim ki dünyaya bir Hintli ve kahverengi derili olarak gelmiş olsaydım ‘’ Lanet olsun bu kadere. Niçin Beyaz derili bir Türk olarak dünyaya gelmedim?’’ Diye üzülüp intihar etmeye kalkmazdım herhalde.
Ben böyle düşünüyorum. Ama maalesef herkes böyle düşünmüyor. Mesela Türklük adına, Türkiye adına ömr-ü hayatında bir yaralı parmağa bile işememiş bir vatandaş Türk Irkının dünyadaki tüm ırklardan daha üstün olduğunu söyleyebiliyor.
1921 Yılından itibaren Almanya’nın kaderini ellerinde toplayan Adolf Hitler de böyle düşünüyordu. O da Aryan ırkı ( Ari Irk ) dediği bir ırk yaratmak için at haraları gibi insan haraları kurdurup saflığı tescilli (!) Alman erkekleri ile Alman kadınlarını, hayvanlar gibi çiftleştirme yoluna bile gitti. ( Bu uygulaması ile aslında ırkçılığın hayvanlık olduğunu da kanıtlamış oluyordu zira böyle çiftleştirmeler ancak hayvanlar arasında yapılırdı. Ama o bunun farkında değildi. Ya da önemsemiyordu. Alman Irkının en üstün ırk olduğunu ispatlamak için her yol mübahtı.)
1933 Yılında Uluslararası Olimpiyat Komitesi 1936 Olimpiyatlarının Berlin’de yapılmasına karar vermişti. İşte bu durum Hitler için bulunmaz bir fırsattı. Tüm dünyaya asil (!) saf kan (!) diğer tüm ırklardan daha üstün olan (!) Alman Irkının gücü gösterilecekti. Hele hele de bu olimpiyatların o zamanın imkanları nispetinde televizyonlardan yayınlanacak olması, radyolardan naklen yayınlarla tüm dünyaya duyurulacak olması Hitler’i sevinç ve heyecana gark etmişti. Nazizmin propagandasını yapmak ve Üstün Irk iddialarının gerçek olduğunu göstermek için bundan daha güzel fırsat olamazdı. Alman sporcularının başarısız olma ihtimali mi? Böyle bir şey söz konusu bile olamazdı zira hepsi seçme saf Alman ırkından sporculardı. Aşağı ırklar karşısında yenilmeleri, geride kalmaları kesinlikle mümkün değildi (!) Öyle ki adam(!) bu konuda o kadar manyaktı ki Almanya adına yarıştığı takdirde kesinlikle madalya getirebilecek sporculardan uzun atlamacı Gretel Bergmann’ı ve daha nice Yahudi asıllı sporcuyu ortadan kaldırmış veya en azından Alman Milli takımından uzak tutmuştu.
Irkçılıkta Hitler’e rahmet okutacak düzeyde olmalarına karşılık başta ABD olmak üzere bazı devletler önce bu Olimpiyatlara katılmayacaklarını belirttiler Hitler’in Irkçılığını öne sürerek. Ama sonra vazgeçtiler. Hitler’in hayallerini yıkmak daha zevkli olacaktı.
Evet... Dünya hızla yaklaşan bir savaşı unuttu tümüyle bu olimpiyatlara odaklandı. Hitler, Berlin’de muhteşem bir Olimpiyat stadyumu yaptırırken tabii ki ‘’ Üstün Alman Irkı ‘’ söylemlerine de devam ediyordu ve işin ilginci Türkiye de aynı yıllarda antropolojiye ziyadesiyle merak salmış, mezarlıklardan kafatasları toplatıp inceleyerek Türklerin hangi ırktan geldiğini ispata çalıştığı gibi Türklerin Anadolu’ya Orta Asya’dan gelmediğini aksine binlerce seneden beri Anadolu’da var olduğunu ispatlamaya çalışıyordu.
Binlerce kafatası alındı mezarlardan.( 64.000 Kafatası olduğu iddia edilir.) Kumpaslarla ağız , burun, çene, alın ve kafa ölçüleri alındı. Bu arada Mimar Sinan’ın Mezarı açıldı 1935 yılında. Kafatası alındı mezarından. İncelendi. Ama çıkan sonuç araştırmacıların hoşuna gitmemiş olacak ki sonrasında o kafatası kayboldu. Buharlaştı adeta. ‘’ Dünyaya parmak ısırtan eserlerin mimarı safkan Türk atamız Mimar Sinannnn’’ Diye nutuk atacak olanlar Koca Sinan’ın aslen Ermeni olup kafatası yapısının Türk kafatası yapısına uymaması sebebiyle yaşadıkları şoku onun kafatasını yok ederek üzerlerinden atmışlardı. Onun Müslüman olması, kendisini Türk olarak görmesi kesmiyordu. Kafatası yapısı olarak da Türk olması yani ari bir Türk olması gerekiyordu.
5 Ağustos 1935’de " Büyük Türk mimarı Sinan'ın kafatası mezarından çıkarılmıştır. Kafatası antropoloji müzesinde saklanacaktır. Kafatası üzerinde yapılan tetkikatta bunun brakisefal yani yassı yuvarlak olduğu görülmüştür. Bütün Türkler brakisefal olduklarından büyük mimarın yalnız kültür itibarile değil, ırk itibarile de Türk olduğu bir kere daha ortaya çıkmıştır." Dendi ve konu kapatıldı.

Neyse... Türkiye olarak biz Berlin Olimpiyatlarına şu sporcularla katıldık:
GÜREŞ- SERBEST STİL
Ahmet Çakıryıldız, Yaşar Erkan,Sadık Soğancı, Hüseyin Erçetin, Ahmet Kireççi, Mustafa Çakmak, Mehmet Çoban
GÜREŞ - GREKOROMEN STİL
Hüseyin Erkmen, Yaşar Erkan,Saim Arıkan,Nuri Baytorun, Adnan Yurdaer, Mustafa Çakmak, Mehmet Çoban
( Görüldüğü gibi bazı güreşçiler hem serbestte he grekoromende mindere çıkmıştır )
FUTBOL
Cihat Arman, Yaşar Alparslan,Hüsnü Savman,ehmet Reşat Nayır,Kütfü Aksoy,İbrahim Tusder, Niyazi Sel,Said Altınordu,Hakkı Yeten, Fikret Arıcan, Rebii Erkal,Avni Kurgan,Faruk Barlas, Adil Bumin,Necdet Cici,İsmail Hakkı Alaç,Gündüz Kılıç,Şeref Görkey, Fuad Göztepe
BİSİKLET
Talat Tunçalp, Kirkor Canbazyan, Kazım Bingen, Orhan Suda
EKSRİM ERKEKLER
Enver Balkan, Orhan Adaş, Cihat Teğin, Abdülhali Tokmakçıoğlu, İlhami Çene
EKSRİM KADINLAR
Halet Çambel, Suat Fetgeri Aşeni
YELKEN
Behzat Baydar, Harun Ülman, Demir Turgut.
Bizim için ilklerin yaşandığı bir olimpiyattır 1936 Berlin Olimpiyatları. Zira Olimpiyat tarihimizde ilk kez bu olimpiyatta madalya almışız. ( Grekoromende Yaşar Erkan altın, Serbestte Ahmet Kireççi Bronz madalya )
Yine ilk kez bu olimpiyatta iki kadın sporcumuz yarışmış: Eskrimde Halet Çambel, Suat Fetgeri Aşeni...
Ana konudan bayağı saptım farkındayım ama hazır elim değmişken 1936 Berlin Olimpiyatları ve Türkiye konusunda da bir iki bilgi aktarayım dedim.
Asıl konumuz Irkçılığa ve Irkçılara atılan tokattı.
İşte o tokatlardan birini Grekoromen Stil Güreş 61 Kiloda altın madalyayı göğsüne taktıktan sonra şu sözleri söyleyen Yaşar Erkan atmıştı ‘’ "Şampiyonluk kürsüsünde şanlı bayrağımız şeref direğine çekilirken kendimi tutamadım, gözlerimden yaşlar sel gibi aktı. Yüz yirmi bin kişinin ve Hitler’in önünde bayrağımızı şeref direğine çektirmek ve ayakta güzel marşımızı dinletmek zevklerin en güzeli ve en büyüğüdür."
Ancak Hitler’e göre Türkler de – Alman olmasalar da - ari ırktan idiler. O bakımdan Yaşar Erkan’ın attığı tokat canını acıtmadı. Ama Olimpiyatların daha ilk gününde ve sonrasında – en düşük ırk olarak gördüğü siyah derili insanlardan peş peşe öylesine tokatlar yedi ki öfkesinden Berlin Olimpiyat Stadyumunu terk etti. Tamamen çöktü ırkçı iddiaları. Resmen madara oldu.
Gelecek bölümde inşallah...
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Kahrolsun Irkçılık Ve Irkçılar—ırkçılığa Atılan En Anlamlı Tokatlar—1. Böl başlıklı yazı Sami Biber tarafından 2.08.2022 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler Sami Biber sorumluluğundadır. Sami Biber hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2022 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.