Kerbela Katliamı Niçin Oldu? Kerbela’dan Sonra Neler Yaşandı?---3. Bölüm--

KERBELA KATLİAMI NİÇİN OLDU? KERBELA’DAN SONRA NELER YAŞANDI?---3. BÖLÜM--

Bir gün Ebu Cehil, Hz. Muhammed’e ağır hakaretlerde bulunur. Olayı öğrenen Hz. Hamza Ebu Cehil’i Kabe yakınlarında bulup kafasına elindeki yay ile vurup yaralar ve akabinde ‘’ Ben de Müslüman oluyorum’’ Der ve 39. Müslüman olarak Hz. Muhammed’in safına katılır.
Peygamberimizden sadece iki yaş büyük ve aynı zamanda süt kardeşi olan amcası Hz. Hamza’ın da Müslüman olması müşrikleri daha da endişeye sevk eder. Zira Hamza hakkında çölde aslanlarla dövüşen ve onları silahsız olarak bile alt eden bir kahraman efsanelerine konu olan bir yiğittir.
Yapılacak bir tek şey kalmıştır. Hz. Muhammed’i öldürmek. Ancak bunu yapmak demek Haşimilerle savaşı göze almak demektir. Zira Haşimilerin pek çoğu da Hz. Muhammed’e ve onun getirdiği dine inanmamaktır ama kabilecilik ruhuyla onun kılına zarar getirecek olanlardan da intikam alacakları kesindir. Ayrıca Hz. Muhammed’e inananlar arasında değişik kabilelerden insanlar vardır. Dolayısıyla onun öldürülmesi pek çok kabile ile savaşmayı göze almayı gerektirir.
Peki bu işi kim yapar?
Tabii ki eline geçirdiği Müslümanı inim inim inleten ve yiğitlikte Hz. Hamza’dan hiç de geri kalmayan Hattab’ın oğlu Ömer.
Hz. Ömer, babası tarafından Kureyş, annesi taradından Ebu Cehil’in de mensubu olduğu Mahzum kabilesindendi ve Ebu Cehil’in "Muhammed'i öldürecek kimseye benden 100 kızıl ve siyah deve, şu kadar altın, şu kadar gümüş ‘’ Vaadi karşısında ‘’ Bunu ben yaparım.’’ Demişti.
Ama?
Ama hepimizin bildiği gibi Hz. Muhammed’i öldürmek için gittiği Darü’l Erkâm’dan kırkıncı Müslüman olarak çıktı. Evet... Hz. Ömerle birlikte 616 senesinin Zihicce ayında Müslümanların sayısı kırka çıktı. Yani altı senelik bir mücadelede Müslüman sayısı sadece kırk olmuştu. Ancak Hz. Ömer’in de aralarına katılmasıyla Müslümanlar artık gizli saklı değil açık açık yapmaya başladılar ibadetlerini.
Bu durum müşrikler tarafından kendilerine karşı bir savaş ilanı olarak yorumlandı. Madem ki Müslümanlar – sayılarına ve güçlerine bakmadan- savaş istiyordu o halde kendileri bilirlerdi. Bundan böyle daha sert ve her türlü vasıtayla savaşılacaktı Müslümanlara karşı.
Düzenin değişeceğinin ayak sesleri müşrikleri çok korkutuyordu. Basit bir zenci köle(!) olan Bilal-i Habeşi bile onca eziyete rağmen kendilerine boyun eğmiyorsa bu kırk kişi 400 olursa- 4000 olursa 40.000 olursa neler olurdu kim bilir. Ama görünen köy kılavuz istemiyordu. Baskılar bu insaları yollarından döndürmüyor, basit bir cariye olan Sümeyye bile öldürülme bahasına yolundan dönmüyordu. Bu durumda baskının şeklini değiştirmek gerekiyordu. En dirençli insan bile açlığa çok fazla dayanamazdı.
Evet... Müşrikler Darü’n Nedve’de toplanıp oldukça sert dört karar aldılar: 1- Müslüman olsun ya da olmasın bundan böyle Haşimilerden kız alınmayacak 2- Müslüman olsun veya olmasın Haşimilere kız verilmeyecek [ Böylece Haşimilerin soyunu kurutmayı planlamışlardı ] 3- Haşimilere hiç bir şey satılmayacak 4- Haşimilerden hiç bir şey satın alınmayacak.
Bu boykot kararından tek bir Haşimi muaftı: Ebu Leheb.
617 Yılında başlayan bu boykotun alınan kararları Kabe duvarına asıldı. ( Böylece kutsal oluyor(!) ya o sebeple. )
Mekke’de ayrı ayrı mahallelerde yaşayan Müslümanlar bu baskılar ve boykot karşısında bir arada olmanın kendileri açısından daha hayırlı olacağını düşünerek Şib-i Ebutalib ( Ebutalib Mahallesi ) denilen yere çekildiler ve bu mahallede topluca yaşamaya başladılar. Tabii ki yaşadıklarına yaşamak denirse. Hiç bir şey satın alamamak sebebiyle açlık ve kıtlık başladı. Hz. Hatice tüm mal varlığını harcadığı halde Müslümanlar yiyecek ekmeğe muhtaç kaldılar. Ağaç kabuklarını kemirmekten karınlarına taş bağlayıp dolaşmaya kadar türlü sıkıntılara göğüs gerdiler ama imanlarından bir adım bile geri adım atmadılar.
619 Yılına gelindiğinde Kabe duvarına asılmış olan bu kararların yazılı olduğu kağıdı güveler yemişti. Ama bir mucize olarak güveler sadece ‘’ Bismike Allahümme’’ ( Allah’ın adıyla başlarım’’ ) cümlesini yememişlerdi. [ Burada anti parantez belirtelim: Hz. Muhammed’in mücadelesi bugünkü anlamıyla ateistlere yani Allah’ın varlığını inkar edenlere karşı değildi. Bu insanlar da Allah’ın varlığına inanıyorlar ve hatta yemin ederken ‘’ Vallahi’’ diye yemin ediyorlar, bir işe başlarken Bismillah diyorlardı ama Allah’ın yanında başka ilahlara da tapıyorlardı. Allah’a ortak koşuyorlardı. Onlara ‘’ Müşrik’’ denmesi bu yüzdendi. ]
Hz. Muhammed, bu durumu Amcası Ebu Talib’e bildirdi. O da Müşriklerin ileri gelenlerine şöyle dedi: "Kardeşim oğlunun bana haber vermesine göre, Allah sizin Kâbe'de astığınız sahifeye bir kurt musallat etmiş ve (Allah) lafzı dışında bulunan, zulüm, akrabalarla münasebeti kesme ve iftirâ gibi ifadeleri yiyip bitirmiştir."
"Kâbe'ye gidip sahifeye bakınız. Eğer yeğenim doğru söylemişse, bu zulüm ve kötü davranışınızdan vazgeçiniz. Eğer -hâşâ- yalan söylemişse, ben onu size teslim edeceğim. Onu öldürmek veya diri bırakmak hususunda serbestsiniz."
Müşrikler Kâbe’ye gidip baktılar ve durumun aynen Ebu Talib’in söylediği gibi olduğunu görünce boykot kararını kaldırdılar.
Ancak boykotun kaldırıldığı sene peygamberimiz çok büyük acılar yaşadı. Önce büyük oğlu Kasım ardından diğer oğlu İbrahim vefat etti.
Bu arada Müşrikler Hz. Muhammed’i yolundan döndürmek için değişik taktiklere baş vurdular:
Acaba Muhammed’in(S.A.S) istediği şey otorite güç ve para olabilir miydi?
Aslında Ebu Süfyan, Hz.Muhammed’in istediği şeyin otorite güç ve para olmadığını çok iyi biliyordu. Nasıl mı?
Bir gün Ebu Süfyan karısı Hind ve oğulları Muaviye yolda gidiyorlardı. Muaviye bir eşeğe bindirilmişti. Yolda Hz. Muhammed’i gördüklerinde Ebu Süfyan, oğlu Muaviye’ye ‘’ Sen eşekten in Muhammed binsin.’’ Dedi ve Hz. Muhamed eşeğe bindi. Yolda Hz. Muhammed Ebu Süfyan’a İslamiyeti anlattı durdu. Sonra yol ayrımına geldiler ve Hz. Muhammed eşekten indi Muaviye bindi tekrar. Hind Hz. Muhammed ayrıldıktan sonra öfkeyle çıkıştı Ebu Süfyan’a : ‘’ Bu saçmalıkları dinlemek için mi oğlumu eşekten indirip Muhammed’i bindirdin?’’ Ebu Süfyan cevap verdi: ‘’ Öyle söyleme. O çok asil ruha sahip bir insandır.’’
Evet... Hz. Muhammed’in davasının para- güç ve otorite olmadığını biliyordu ama Ebu Cehil ve Ebu Lehep gibi aptalların da aptalı insanların da önerisiyle Hz. Muhammed’in amcası Ebu Talib’in kapısını çaldı ve ona yeğeninin bu davadan vazgeçmesi halinde para istiyorsa para otorite istiyorsa otorite güç istiyorsa güç verilebileceğini söyledi.
Yani?
Yani Hz. Muhammed’e en başta redddettiği Lat= Otorite Menat= Para ve Uzza= Güç’ü teklif ediyordu.
Hz. Muhammed’in son peygamber hak peygamber olduğunu bildiği halde ‘’ Sakif (aşağı tabakadan görülen bir Arap kabilesi ) kadınlarının Abdülmenaf oğullarından bir gence tâbi olmam sebebiyle benimle alay edeceklerinden utandığım için Muhammed’e tâbi olamam ‘’ Diyen ve bu konuda Ebu Cehil’den hiç bir farkı olmayan Ebu Süfyan son çare olarak kendi tanrıları olan Lat Menat ve Uzza’yı birlikte kullanmayı teklif ediyordu Ebu Talip aracılığı ile Hz. Muhammed’e.
[ Ebu Cehil de Hz. Muhammed’i kast ederek ‘’ Ona vahiy geldiği gibi bize de vahiy gelinceye kadar onun peygamberliğini tasdik etmeyiz. Biz de o ve kabilesi kadar izzet sahibiyiz’’ Diyerek bir yerde Allah’a hesap soruyordu ‘’ Neden biz de en az Haşimiler kadar saygın şerefli ve cömert bir aile olduğumuz halde bizden birine bir vahiy göndermedin?’’ Diye... (Peygamberimiz bu adama boşuna Ebu Cehil dememiş ) ]
Hz. Muhammed’in cevabı ise net ve kesindi: ‘’ Güneşi sağ elime ayı sol elime verseniz de ben bu davadan dönecek değilim. ‘’
619 Yılının Ekim - Kasım aylarında 87 Yaşındaki Ebu Talib oldukça hastalanmıştı. Müşriklerin ileri gelenlerinden Utbe bin Ebî Rebiâ, Şeybe bin Rebiâ, Ebû Cehil, Ümeyye bin Halef, Ebû Süfyan ve daha pek çokları onu ziyarete geldiler. Asıl amaçları ziyaret ve iyi dileklerde bulunmaktan çok onun ölmeden önce Hz. Muhammed’i ikna etmesini sağlamaktı ve bu seferki teklifleri çok farklıydı:
"Ey Ebû Tâlib, sen büyüğümüzsün. Ölüm döşeğine düştüğünü görünce endişe duymaya başladık. Kardeşinin oğlu ile aramızda olanı biliyorsun. Onu çağır ve aramızda hakem ol. O bizden ayrılsın, biz de ondan ayrılalım. Birbirimizle uğraşıp durmayalım. O bizim dinimize karışmasın, biz de onun dinine karışmayalım."
Ebu Talib yeğeni Muhammed’i(S.A.S) çağırdı ve müşriklerin teklifini bizzat onların yanında söyledi: "Ey kardeşimin oğlu, bunlar kavmimin ileri gelenleridir. Senin meselen için buraya gelmişlerdir. Sana vereceklerini verecekler ve senden alacaklarını da alacaklardır."
Hz. Muhammed( S.A.S) kısa bir cevap verdi amcasına ve dinleyen müşriklere:
"Olur, ey amcam. Onların benden almalarını ve kabul etmelerini istediğim bir tek kelimedir ki, onlar, o kelime ile top yekûn bütün Araplara ve Arap olmayanlara hâkim olabilirler."
Ebû Tâlib, hayret içinde
"Bir tek kelime mi?" dedi. Peygamber Efendimiz,
"Evet, bir kelime." buyurdu. Herkesi bir merak sardı. Neydi bu kelime?
Ebû Cehil ortaya atıldı ve Peygamberimiz (s.a.v.)'e hitaben,
"O kelime ne ise bize söyle de, o birin yanına biz on katalım." dedi.
Evet.. Neydi o bir tek kelime?
Gelecek bölümde inşallah.
Bu arada dikkatinizi çekmiştir muhakkak. Artık mücadele Haşimilerle Ümeyye oğulları ( Emeviler ) arasındaki bir mücadele olmaktan çıkmış Allah’a ortak koşanlarla Allah’ın tapılacak tek ilah ve Hz. Muhammed’in onun kulu ve elçisi olduğuna inananlar arasında bir mücadeleye dönüşmüştü. Bu mücadele öylesine bir mücadeleydi ki Emevi Emeviye karşı Haşimi Haşimiye karşı hatta baba oğula oğul babaya karşı bir mücadeleydi. [ Mesela Ebu Cehil müşrik oğlu İkrime Müslümandı. Müşrik olan Ebu Leheb de İslamı din olarak yayan Hz. Muhammed de Haşimi soyundandı. Müşrik olan Ebu Süfyan da Müslüman olan Hz. Osman da Ümeyye oğullarındandı.
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Kerbela Katliamı Niçin Oldu? Kerbela’dan Sonra Neler Yaşandı?---3. Bölüm-- başlıklı yazı Sami Biber tarafından 13.08.2022 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler Sami Biber sorumluluğundadır. Sami Biber hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2022 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.