Kerbela Katliamı Niçin Oldu? Kerbela’dan Sonra Neler Yaşandı?---4. Bölüm--
KERBELA KATLİAMI NİÇİN OLDU? KERBELA’DAN SONRA NELER YAŞANDI?---4. BÖLÜM--
Dikkat kesilmiş bütün kulakların duymak istedikleri tek kelimeyi Resûl-i Ekrem şöyle ifâde etti:
"Lâ ilâhe illallah deyin ve Allah'tan gayrı taptığınız putlarınızı da ellerinizle kaldırıp atın!.."
Bu mukaddes sözü duyan müşrikler hep birden ellerini çırptılar,
"Yâ Muhammed," dediler, "sen bunca ilâhları, bir tek ilâh mı yapmak istiyorsun? İşine şaşıyoruz doğrusu?"
Sonrasını Sa’d Suresi 4-5-6-7-8. Ayetler şöyle anlatıyor:
4.Kafirler, kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler: "Bu yalancı bir sihirbazdır."
5."İlahları bir tek ilah mı yaptı? Gerçekten bu çok tuhaf bir şey!"
6, 7, 8.İçlerinden ileri gelenler, "Gidin, ilahlarınıza tapmaya devam edin. İşte bu istenen şeydir. Biz bunu son dinde (en son dinî inanışlarda) duymadık. Bu ancak bir uydurmadır. O zikir (Kur'an) içimizden ona mı indirildi?" diyerek kalkıp gittiler. Hayır, onlar benim Zikrimden (Kur'an'-dan) şüphe içindedirler. Hayır, henüz azabımı tatmadılar.
***
619 Yılının Peygamberimizin hayatının en hüzün dolu yılı olduğunu belirtmiştim. Nitekim evlatları Kasım ve İbrahim’den sonra 19 Kasım 619 Tarihinde her zaman kendisine kol kanat olan ve onu düşmanlarına karşı koruyan amcası Ebu Talib de vefat etti.
Ebu Talib’in imanlı bir şekilde mi imansız olarak mı öldüğü ise günümüzde hâlâ tartışma konusudur. Sünnilere göre iman etmemiştir. Hatta Peygamberimiz onun hakkında ‘’ "Amca, Rabbim seni rahmetine eriştirsin, hayırla mükâfatlandırsın." Deyince Allah katından bir ayetle uyarıldı: ‘’Akrabâ bile olsalar, onların cehennemlik oldukları ortaya çıktıktan sonra müşrikler hakkında Allah'tan af dilemek, Peygambere ve îmân edenlere uygun düşmez." ( Tevbe Suresi 113. Ayet )
Ancak Şii ve Alevilere göre Ebutalib son anında iman etmiştir. Onlara göre Hz. Abbas Peygamberimize ‘’ "Ey kardeşimin oğlu! Vallahi, kardeşim Ebû Tâlib, senin söylemesini istediğin tevhid kelimesini söyledi." Demiştir.
Her neyse...Ebu Talib’in ölümü Peygamberimiz için büyük bir kayıptı ancak amcasını henüz toprağa vermişti ki üç gün sonra da 22 Kasım 619’da eşi Hz. Hatice’yi kaybetti.
Ebu Talib ve Hz. Hatice’nin vefatından yani Hz. Muhammed (S.A.S) en büyük yardımcıları ve koruyucularını kaybettikten sonra müşriklerin Müslümanlara baskısı tekrar şiddetlenmeye başladı. Ancak bu şiddetli baskılara rağmen İslamiyet oldukça yavaş bir şekilde de olsa ilerlemeye devam ediyordu
620 Yılında Medine’den hac ve panayır için Mekke’ye gelen bir gruba İslamiyeti anlattı Peygamberimiz ve bu insanlardan altı kişi Müslüman oldu. Bu altı Müslüman Medine’ye döndüklerinde orada insanları İslama davet ettiler.
Ertesi sene yani 621 yılında Medine’nin Hazreç kabilesinden on, Evs kabilesinden iki kişi Akabe denilen yerde Hz. Muhammed’e biat ettiler ve bundan böyle hiçbir şeyi Allah’a eş koşmayacaklarına, hırsızlık ve zina yapmayacaklarına, çocuklarını öldürmeyeceklerine, birbirlerine iftira etmeyeceklerine, emirlerine uyacaklarına” dair Hz. Peygamber’e söz verdiler. ( Birinci Akabe biatı )
[ Bugün bazı kendini bilmezlerin sık sık küçümsedikleri ve Araplara ait alçaltıcı bir davranış olarak görerek ‘’ Biat Kültürü’’ deyip dudak büktükleri hatta hakaret ettikleri şey işte budur aslında: Hiçbir şeyi Allah’a eş koşmamak, hırsızlık ve zina yapmamak, çocuklarını öldürmemek, birbirlerine iftira etmemek... ]
622 Yılının hac mevsiminde ( Bu hac tabii ki İslamın şartlarından biri olan hac değil. ) Medine’den gelip de yine Akabe’de Hz. Muhammed’e ( S.A.S) Biat edenlerin sayısı- ikisi kadın olmak üzere- 75’di.
Bu durum Mekkeli Müşrikleri iyiden iyiye korkuttu. Zira onlara göre Hz. Muhammed sadece Mekke’nin değil tüm Arabistan’ın kralı olmaya oynuyordu. Bunu başarırsa Haşimoğulları sadece Mekke değil tüm Arabistan’da üstün konuma geleceklerdi. Daha kötüsü ise Kabe’de bulunan putlar sayesinde her yıl Mekke’ye gelip avuç avuç para harcayarak Mekke kodamanlarını daha da zenginleştiren insanlar artık putları ilah olarak kabul etmedikleri için Mekke’ye uğramayacaklar bu yüzden de kodamanlar çok büyük bir zenginlik ve itibardan mahrum kalacaklardı. Bunun önüne geçilmeliydi. Tek çare ise Hz. Muhammed’i öldürmekti. Evet... Medinelilerden, Medine’ye hicret ettiği takdirde kendisini her türlü durumda koruyacaklarına söz almış olan Hz. Muhammed, bu hicret yolculuğuna çıkmadan onu öldürmeleri gerekiyordu.
622 yılında Darü’n Nedve’de toplandılar. Toplantıya katılanlar Rebia oğullarından Utbe ve Şeybe kardeşler, Ebu Cehil ve kardeşi Ebul Buhteri, As ibni Vaild,Ebu Süfyan, Ebu Leheb, Ümeyye bin Halef, Esved dahil on kişiydiler.
Ebu Süfyan, Utbe ve Şeybe Hz. Muhammed’in tutuklanmasını veya Mekke’den sürgün edilmesini önerdiyse de Ebu Cehil ‘Bölük bölük gidiyorlar nereye? Medine’ye mi? Orada ne yapacaklar? Hiçbir şey belli değil… Bu gidişle her şey olabilir. Mekke’de O’ndan ve en yakın bir iki kişiden başka kimse kalmadı! İşte sessiz bir sıyrılışla içimizden çözülüyorlar! Yarın birdenbire tepemize düşmeyecekleri ne malum! Göz göre göre razı olacak mıyız’’ Diyordu. Gerçekten de Müslümanlar Mekke’den birer ikişer Medine’ye göç etmişlerdi. Mekke’de Hz. Muhamed, Hz. Ali, Hz Ebubekir ve bir kaç yaşlı Müslümandan başka Müslüman kalmamıştı.
Sonunda Darü’n Nedve’den Hz. Muhammed’i öldürme kararı çıktı. Eğer her kabileden bir kişi kılıcını sıyırıp Hz. Muhamed’e saldırırsa Haşimiler tüm kabilelere savaş açamayacakları için Hz. Muhammed’in öldürülmesi bir sıkıntı meydana getirmeyecekti. Evini kuşattılar ve günün ağarmasını beklediler. Zira Arap geleneklerine göre bir insanı uykusunda öldürmek korkaklık sayılıyordu. Evet.. Yüz kişiyle bir evi kuşatmak korkaklık değildi(!) ama gece uykusunda öldürmek korkaklıktı. ( Ebu Süfyan ölüm kararına imza atmış olsa da Hz. Muhammed’i öldürmek için evini kuşatanlar arasında yoktu. Utbe ve Şeybe de öyle.)
Ama olmadı. Göremediler Hz. Muhammed’i
Uzun uzun yazmayacağım. Olmadı çünkü yüce Rabbimiz Kur’anda aynen şöyle buyuruyordu: ‘’ Biz onların boyunlarına halkalar geçirdik. O halkalar çenelerine kadar dayanmıştır da burunları yukarı, gözleri aşağı doğru somurtmaktadır. Ayrıca önlerinden ve arkalarından bir set çektik de onları sardık. Artık göremezler ( Yasin Suresi 8-9. Ayetler. )
Onlar, Hz. Muhammed’in yatağında Hz. Ali’yi gördüklerinde şaşkınlık ve hiddetten ne yapacaklarını şaşırmış haldeyken Hz. Muhammed yakın dostu Hz. Ebu Bekir ile birlikte 400 Kilometrelik bir yolculuğa- Mekke’den Medine’ye doğru yolculuğa çıkmıştı çoktan.
Bilmem dikkatinizi çekti mi? Bugün dördüncü bölümü bu yazının ama buraya kadar cereyan eden ne Haşimi- Emevi mücadelesinde ne de sonrasındaki Müslümanlarla müşrikler arasındaki mücadelede ne Abdullah İbni Sebe’den ne de bir Yahudi fitnesinden bahsettim. Neden? Çünkü hicrete kadar böyle bir şey yok. Hicretten sonra var mı peki? Bir Yahudi fitnesinin olmadığı söylenemez elbette ama inanın bana Hz. Ömer’in, Hz. Osman’ın, Hz. Ali’in, Hz. Hasan’ın, Hz. Hüseyin’in katlinde Yahudi fitnesinin rolü % 10 ise eski düşmanlıkların rolü %90’dır. Yani tüm bu olup bitene ‘’ Yahudi Fitnesi ‘’ demek tarihi gerçeklerle örtüşmemektir. Bu maalesef işin kolayına kaçmaktır.
Medine’de artık yeni bir düzen kuruluyordu.
Bu düzende Arap'ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap'a; beyazın siyaha, siyahın beyaza takva dışında bir üstünlüğü yoktu.
Bu düzende zina yoktu
Bu düzende hırsızlık eden Hz. Muhammed’in kızı Fatıma olsa da elleri kesilecekti.
Bu düzende komşusu aç iken tok yatılmayacaktı.
Çünkü bu düzenin kurucusu güzel ahlak üzerine gönderilmişti.
****
Ana konumuz sebep ve sonuçlarıyla Kerbela Olayı olduğu için bazı konuları kısa geçeceğim.
***
Hicretin üzerinden iki yıl geçmişti.
Peygamberimizin amcasının oğlu Hz. Ali Peygamberimizin kızı Fatıma ile evlenmeyi çok istiyor ama bu isteğini bir türlü Resulullah’a açamıyordu. Hz. Ebubekir dahil pek çok talibe ‘’ Hayır’’ diyen Amcasının oğlu Muhammed ya kendisine de ‘’Hayır.’’ derse?
Bir gün tüm cesaretini topladı ama Hz. Muhammed’in karşısında yine dili tutulmuştu adeta. Hz. Muhammed ‘’ Ne istersin Ya Ali? Neden konuşmak ister de konuşamazsın? Yoksa kızım Fatıma’yı istemeye mi geldin?’’ Deyince sadece ‘’Evet Ya Resullallah’’ Diyebildi.
Hz. Fatıma’nın da Hz. Ali’de gönlü vardı. Derken Hz. Ali bazı eşyalarını satarak elde ettiği 480 Dirhemi mehir olarak verirken Hz. Fatıma da çeyiz olarak kadife bir örtü, bir su kabı ve içerisi izhir otuyla doldurulmuş bir minder getirdi...
Hz. Muhammed, Hz. Bilal-i Habeşi vasıtasıyla bir mesaj daha iletti Hz. Ali’ye... ‘’ Ben evlenme sırasında yemek yedirmeyi ümmetimin sünnet olarak benimsemesini istiyorum.’’
Hz. Ali hemen zırhını bir Yahudi’ye emanet edip elde ettiği parayla yarım ölçek arpa aldı ve bu arpa ile yapılan hays adlı bir tatlıyı misafirlerine dağıttı.
[ Bugün artık bizlere camilerde bu düğünü anlatıp ‘’ İsraftan kaçının ey Müslümanlar !’’ Diyen hocalarımız bile böyle bir düğün yapmıyorlar kızlarına veya oğullarına. Bu da bizim aslında İslam’dan ve Hz. Muhammed’in bize çizdiği yoldan ne kadar uzak olduğumuzun bir göstergesidir. Yarım ölçek arpa ile yapılan bir tatlı ve dolarların havalarda uçuştuğu, en tesettürlünün bile kıvrak danslar yaptığı, takılan takılar sebebiyle gelinlerin boyunlarının eğrildiği düğünler... Ne kadar birbirinden uzak değil mi? ‘’Allah ne der?’’ i hiç kafaya takmayıp ‘’ El alem ne der?‘’ Diye endişelenmek???]
Bu düğünden bir ya da iki ay sonra Hz. Abbas’ın karısı Lübabe dehşet içinde Hz. Muhammed’in evine geldi ve yine dehşet içinde ‘’ Ya Resulallah. Çok kötü bir rüya gördüm.’’ Dedi. Hz. Muhammed (S.A.S) ‘’ Ne gördün ya Lübabe?’’ Diye sorduğunda anlattı:
‘’ Senin vücudundan bir et parçası koptu ve benim evimin tam ortasına düştü.’’
Hz. Muhammed sevinçle ayağa kalktı. Yüzü gülüyordu.
Lübabe şaşkın şaşkın ‘’ Ya Resulallah. Bu felaket karşısında nasıl gülüyorsun?’’ Deyince cevap verdi?
Ne cevap verdi acaba? Verilen bu cevabın konumuzla alakası neydi?
Gelecek bölümde.
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Kerbela Katliamı Niçin Oldu? Kerbela’dan Sonra Neler Yaşandı?---4. Bölüm-- başlıklı yazı Sami Biber tarafından 14.08.2022 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler Sami Biber sorumluluğundadır. Sami Biber hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2022 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.