Duvarın İçindekiler
Ağustosun bu sıcak günlerinde ne yazmak ne de okumak içimden geliyor.Yapraklar cansız, toprak kuru yüzler asık.Sokakta , caddede gelen geçen ter içinde.Herkesin elinde su şişesi bittikçe çeşme arıyor.Resmen tepemizden buğu çıkıyordu.  Kim kiminle sohbet etse konu dönüp dolaşıyor iklim değişikliğine geliyor, herkes bir şeylerden  dem vuruyordu. Eskiden böyle sıcaklar yoktu, yağmur yağdı mı hemen seller gelmezdi, kimse kimseye selam vermiyor, birisi şuracıkta ölse bir yudum su vermezler  falan filan...
 
Bulunduğum duvarın ön yüzündeki iki adam da  bu minvalde konuşurken,  
Son sözleri iri kıyım olan söylemişti.

Onlar canciğer  sohbet ederken duvarın  arkasından ses geldi.

-Nefes alamıyorum Adem kooşşşş...

Adem, saçı başı dağınık, çizgili pijamasıyla  bahçeli ve tek katlı evin demir kapısını zar zor  açtı. 
Bitkin  ve yorgun  gözlerle  koştu adama. Adam zor nefes alıyordu.Belli ki tek nedeni sıcak değildi.Duvarın dibinde sundurmanın altında kanepede yatıyordu.

Adem, adamın başını dizine koydu, yudum yudum su içirmeye başladı. Bir kaç yudumdan sonra, Adam sağ eliyle "Yeter " der gibi hareket yaptı. Adem anlamamış olacak ki tekrar su  vermeye çabaladı.Adam, zar zor Adem'in elini tuttu ve ağzındaki suyu pıskırdı. Adem, ne yapacağını şaşırmış vaziyette adamın başını yastığa hızlı bir şekilde koydu ve geldiği yere doğru hızlıca koştu.

Bahçenin önünde duran iki adam da konuşmayı bırakıp onları izlemeye koyuldular.Hatta içlerinden kısa, kel  ve tıknaz olanı ;

-Rasim abi yardım edelim mi, dedi.

İri kıyım olan Rasim  kaba bir ses tonuyla; 

- Bize mi kaldı bu sıcakta adama yardım etmek Sami. Kafamdan kaynar sular akıyor zaten.Hem sana ne Sami, sen iyilik meleği misin Sami. Sami sen  kafayı mı yedin, sen iyi misin saf Sami, bu devirde iyilik yapmanın ne kadar kötü olduğunu bilmiyor musun Sami? Adam ölse başımıza kalacak.İşin yoksa karakolda ifadeyle uğraş değil mi Sami ?

Dişlerini ve ellerini iyice sıkmış Sami'ye saydırıyordu.

Ses tonunu ayarlamaya çalışan Sami, Rasim'in yüzüne acıyarak baktı ve; 

-Baksana Rasim abi oğlu da gitti gelmedi.Ya ölürse adama yazık değil mi?

İyice küplere binen  Rasim  kaba ve alaycı ifadeyle;

-Bize ne Sami, biz onun nesiyiz? Babası mı, anası mı, oğlu mu.Baksana oğlu bile gitti gelmedi.Ya bulaşıcı hastalığı varsa ya Covidse Sami...Ben sana iki saattir ne anlatıyorum Sami.

Duvarın içinde ise adam, iyice komaya girmiş vaziyette tir tir titriyor, ağzından salyalar akıyordu.

Ani refleksle Sami ile beraber duvardan aşağı atladık.Sami adamın ellerini ben ise ayaklarını tuttuk. İki kişi hasta ve mecalsiz adamı zaptedemiyorduk. Gayriihtiyari kafamı yukarı kaldırdım.Duvarın dışında kalan binalardan ve yoldan geçenlerden bir kişi bile dönüp bakmadı.Yandaki tek katlı  komşuları bile oralı değillerdi.

Duvarın içindeyse bir hasta ve iki kişiydik.Oğlu da yoktu.

Adam titredi biz titredik.

Ahh duvarlarrrr. .

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Duvarın İçindekiler başlıklı yazı AZİZ REMZİ tarafından 15.08.2022 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler AZİZ REMZİ sorumluluğundadır. AZİZ REMZİ hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2022 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.