132 Sene Önce Bugün---ertuğrul Faciası---4. Bölüm--


Ertuğrul Fırkateyni 15 Eylül 1889’da Yokohoma’dan demir aldı. Sonrasını o feci olaydan sağ kurtulan bir askerin anılarından okuyalım:
"Yokohoma’dan hareketimizden hemen sonra rüzgar ziyadeleşmeye ve dalgalar ise o kadar büyümeye başladı ki hemen kırk kademe( 1 Kadem 30. 48 metredir. Kırk kadem 30.48 x 40 = 1219.2 metre eder.) kadar çıkıp sefine( gemi) dahi otuz derece yalpa ediyordu. Biz de Yokohama’dan hemen iki yüz elli mil açılmış ve Kashinozaki fenerini pruvamıza almıştık ki, gemi dahilinde "Allah, Allah sadaları işitilmeğe başlanmıştı.
Gece üç raddelerinde mezkur fener bordaya alınarak, fenerin olduğu yerden dönülmek üzere serdümenlerle( baş dümencilere ) "sancağa gel( Sağa gel )" kumandası verilmesini müteakib sefine sancağa gelmeye başladı. Lakin fırkateynin yolu, iki yahut iki buçuk mile tenezzül etmiş( Yani hızı saatte iki- iki buçuk mile inmiş ) ve gece ise göz gözü görmeyecek derecede karanlık, rüzgarlı, yağmurlu ve fırtına ise hükmünü icra etmekte iken arası çok geçmeksizin gemicileri titreten ve tayfun tabir olunan o müthiş rüzgarın evvelki fırtına üzerine gelmesi ve sefinenin yolundan düşmesi hasebiyle mezkur fenerden bir mil açıkta bulunan kayalara çarparak kazanı patladı.
Sefine kayalara çarptığı zaman, bir ana baba günü koptu ki o çarmıhların üzerine çıkan ve filikaların içerisine giren "Allah Allah" diye bağıran, kelime-i şahadet getirenin haddi hesabı yoktu. O zaman ben de kıç kasarası üzerinde bulunmakta ve kalbime asla korku gelmemekte, yalnız direkler yıkılırken altında kalmamak için, gözlerim direklerde bulunmakta idi .
Dalgalar sefineyi kaldırıp kayaların üstüne attıkça , evvela grandinin iskele tarafına( sol taraf) kıça doğru arkari olarak devrildiğini müteakib pruvadaki, yine iskeleye ve plaşerte üzerine yattı fakat her iki direk 180-200 er kişiyi telef etti. En nihayet nizam direği yıkıldı. Bu direk dahi evvelki direğin ezmiş olduğu insandan daha ziyade telefata sebebiyet verdi. Filikalar ise dalgaların müsademesinden mataforalarıyla beraber sefinenin altına sokuldu ki, içerisinde bulunanların bağrışmalarına yürek tahammül edemezdi.
Bu esnada ben, yine kasara üstünde Paşa hazretleriyle birlikte bulunmaktaydım. Osman Paşa ( Gemi Komutanı Osman Bey’in rütbesi bu sefer sırasında paşalığa yükseltilmişti. ) muttasıl( Devamlı) ağlamakta idi. Elhasıl sefine, beş dakika zarfında tamamen parçalanıp denizin üzerine yığıldı. Ben de Paşa ile kırılan direğin üstüne çıktım. Paşa ile muttasıl sahile yaklaşmakta isek de denizlerin atmış olduğu kerestelerden biri, Paşanın başına çarpmasıyla beraber paşa ruhunu teslim etti. Çarnacar ileri gitmek için ağaçlar üzerinde çabalamakta iken deniz beni, direğin üstünden alıp altına sokmuş idi ki, o zaman kalbimden Kelime-i şahadet getirmekte idim. Üç, dört kere batıp çıktıktan sonra bir ağacın üzerine dört beş saat denizde uğraşa uğraşa elhamdulillah salimen karaya çıktım.
Lakin fenere gitmek için yol yoktu. Etraf dik kayalardan ibaret olup, fener ise tepede idi. Elhasıl sabah oldu. Fenere çıkmak üzere bir yol bulmak için benim gibi fenere gelebilmiş olanlar her birimiz bir tarafa gidip taharriye( Gözlem yapmaya ) başladık. Nihayet bir yol bularak oradan fenere, çıktık. Askerin yaralıları, fenerciler tarafından güzelce temizlendikten ve iyice sarıldıktan sonra bize yemek verdiler. Allaha şükrederek karnımızı doyurduk, Ba'dehu( daha sonra ) akşam üzeri benimle beraber bir mızıka zabitini kayığa bindirdiler ve Osaka 'ya götürdüler.
Velhasılıkelam 16 Eylül 1890’da artık deniz suyunun kazanlarına dolduğu ve yelkenle hareketinin de tayfun sebebiyle zaten mükün olmadığı Ertuğrul Fırkateyni Kashinozaki Feneri civarındaki kayalara çarpa çarpa parçalanmış bu elim olayda 526 mürettebat şehit olurken 69 kişi fenere ulaşarak canlarını kurtarabilmişlerdi.
Tamamı yaralı olan kurtulan askerlerin ilk tedavileri Kashinozaki Fenerinde yapıldı. Daha sonra Japonya’da değişik hastanelere nakledildiler ve tedavileri ile İmparator Meiji bizzat ilgilendi.
Haber, İstanbul’a ulaştığı anda hükumetin yaptığı ilk iş basına sansür koymak oldu. Hiç bir gazete, bu olay hakkında hiç bir şey yazmayacaktı. Konuyla ilgili sadece Ceride-i Bahriye Gazetesinin tafsilatlı bir şekilde olayı yazıp anlatmasına izin veridi. Yurt dışından gelen gazetelerin de yurda sokulması bir müddet için yasaklandı.
Bu arada Japonya’da değişik şehirlerde tedavileri süren 69 vatan evladının durumları ile ilgili olarak Japon valilerinden, Japon Kızılhaçına, Japon Kızılhaçından, bizzat İmparator ve İmparatoriçe baş yardımcılarına kadar herkesten Osmanlı hükumetine en ayrıntılı raporlar gönderildi.
Nihayet Ekim Ayı başlarında Japon İmparatoru,Türk askerlerinin ülkelerine geri dönmelerini sağlamak üzere Hiei ve Kobe adlı ki Japon Savaş gemisinin görevlendirildiğini ve gazilerin yola çıkarıldığını duyurdu. Gemiler ayrıca gazilere ve şehitlere ait toplanabilen ne kadar eşya ve hatta evrak varsa onları da İstanbul’a getireceği gibi yine İmparatordan padişaha hediyeler taşıyordu.
Şimdi sıkı durun ve bizde -günümüzde bile başımızın belası olan- bürokrasimizi iyi takip edin.
Japon İmparatoru, iki Japon savaş gemisi ile bizim askerlerimizi bize gönderirken bizim taraf bu iki Japon Savaş gemisini 8 Ekim 1890’da Mısır’ın Port Said Limanında durdurdu ve onlara yolun bundan sonraki kısmını bizim Talia adlı gemimizle kat edeceksiniz’’ Dedi. Japon heyet bu manasız harekete bir anlam veremedi. ‘’Neden?’’ Diye sordular. Bizim taraf ‘’ Padişahın izni ve iradesi olmadan herhangi bir yabancı savaş geisinin Boğazlardan geçmesi ve İstanbul’a girmesi mümkün değildir de o sebeple.’’ deyince Japonlar ‘’ O halde izin alın. Siz izin alıncaya kadar biz de yola devam edelim.’’ Dediler.
Bizimkiler ‘’Tamam.’’ dediler ve Japon gemileri yollarına devam ederek İzmir Limanına kadar geldiler. Ancak -Çok Dikkat !’’- Beklenen Padişah iradesi taaa 19 Aralık’ta geldi. Yani iki Japon gemisini padişahın emri gelene kadar yaklaşık bir buçuk ay İzmir’de beklettik.
Padişah II. Abdülhamit iki savaş gemisine boğazlardan geçiş izni verdiği takdirde Avrupalı devletlerle aramızda bir sıkıntı çıkacağından çekinmiş olmalı ki ‘’ Japon Savaş gemilerinde bulunan askerlerimiz bir Türk gemisi olan Yarhisar ile alına ve İstanbul’a getirile. Ayrıca Japon heyetinden arzu eden de bizi gemimizle gelip İstanbul’u ziyaret edebilir:’’ Diye ferman çıkarttı. [ Ta 1841’de imzalanan Londra Antlaşmasına göre yabancı savaş gemilerinin Boğazlardan geçişi bir takım kurallara bağlanmıştı.]
Türk tarafının bu hareketi karşısında Japon tarafı da gururdan taviz vermedi. ‘’ Sizin sultanınızın nasıl ki fermanı varsa bizim imparatorumuzun da kesin emri var. Kazazedeleri ve hediyelerimizi imparatorumuzun emri mucibince bizzat kendimiz, kendi gemilerimizle İstanbul’a getireceğiz.’’ Dediler.
Durum neredeyse diplomatik bir krize dönüşüyordu ki II. Abdülhamit ‘’ Tamam tamam. Dedikleri gibi olsun.’’ Dedi ve kriz atlatıldı. Japon Savaş Gemileri 2 Ocak 1891’de halkın büyük sevgi gösterileri arasında Dolmabahçe Sarayı önünde demir attılar.
Bu iki gemi, İstanbul 'da kırk gün kaldıktan sonra parlak bir uğurlama töreni ile ayrılarak memleketlerine geri döndüler ve 10 Mayıs 1891'de Shinagawa limanına vardılar.
Osmanlı Devleti, bu faciada ölenlerin ailesine maaş bağladı. Gazileri çeşitli şekillerde ödüllendirdi ama bundan çok daha anlamlısı yine Japonya’dan geldi: Japon halkı, Türk kazazedelerinin ailelerine iletilmek üzere para toplamıştı. Bu para Japon Şairlerinden Noda tarafından İstanbul’da Türk yetkililerine iletildi. Ayrıca Tokyo zenginlerinin yardımlarını da Yakındoğu Ticaret Komitesi Şefi Torojiro Yamada 1892 yılında İstanbul 'a kadar getirdi.
Bu iki kişiyi II. Abdülhamid huzuruna kabul ederek , iltifatlarda bulunmuş, İstanbul'da kalarak Türk subaylarına Japonca ders vermelerini rica etmişti. Torojiro Yamada ile Şotara Noda İstanbul'da kalmış ve Osmanlı subaylarına ders verirken kendileri de Türkçeyi mükemmel bir şekilde öğrenmişlerdi.
Bu iki kişiden Torijiro Yamada daha sonra Japonya Büyük Elçisi olarak da görev yapmış ve Türkiye’de mesela Mustafa Kemal Atatürk’e Japonca öğretmek, Türk- Japon dostluğuna önemli katkılarda bulunmak dışında ülkemizde bugün Trabzon Hurması olarak bilinen hurma türünün ilk fidanlarını ülkemize o getirmişti.
Velhasılıkelam o gün bugündür Japonya ile Türkiye arasında sağla bir dostluk vardır. Allah bozmasın inşallah.
Son olarak: Bugün Türkiye’de Ertuğrul Şehitleri adına dikilmiş bir anıt var mı biliyorum. Çok araştırdım bulamadım. Ama Japonya’da var. Adı Türk Şehitleri Anıtı ve Müzesi ( Toruko Gunkan Sōnan Kinenhi)
Bu anıtın hikayesi ile bitirelim.
Şubat 1891'de enkazdan çıkarılan 150 denizcinin cenazesi yeni kurulan bir mezarlığa gömüldü. Felaketin birinci yıldönümü olan 15 Eylül 1891'de Kushimoto Kashinozaki Deniz Feneri yakınlarında, kazanın meydana geldiği yere 400 m uzaklıkta bir anıt dikildi.
Japon-Türk Ticaret Derneği tarafından 5 Nisan 1929'da ikinci bir anıt dikildi ve aynı yıl 3 Haziran'da İparator Hiro Hito tarafından ziyaret edildi. Bu bilgiler Türkiye'ye ulaştıktan sonra, hükûmet yeni bir anıt önerdi. İnşaat 22 Ekim 1936'da başladı ve açılış töreni 3 Haziran 1937'de Türk büyükelçisinin katılımıyla gerçekleşti.
Anıtın yakınında Kuşimoto belediyesi ve Türkiye’nin Japonya Büyükelçiliği işbirliği ile bir müze kuruldu. Müze, 14 Aralık 1974 tarihinde açıldı.
Müzede ilk olarak balıkçıların geminin enkazından çıkardıkları objeler, gemi görevlileri ve denizcilerin eşyası ve fotoğrafları ile firkateynin gemi maketi sergilenmektedir. Daha sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’e adanan müzeye bir köşe eklendi. Müzede ayrıca Kuşimoto'nun Türkiye'deki kardeş şehirleri Mersin ve Yakakent'ten gönderilen eşyalar sergilenmektedir.
-SON-
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( 132 Sene Önce Bugün---ertuğrul Faciası---4. Bölüm-- başlıklı yazı Sami Biber tarafından 18.09.2022 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )