D-354 / Türkiye Cumhuriyetinin İlk Deniz Savaşında Türk’ün Türk’ü Öldürme

D-354 / TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN İLK DENİZ SAVAŞINDA TÜRK’ÜN TÜRK’Ü ÖLDÜRMESİ. Değerli arkadaşım Aslıhan Savaş ( Saklıbahçe ) ister de ben yazmaz mıyım? ************* ''Türkiye Cumhuriyetinin ilk deniz savaşı hangisidir’’ Diye sorsam eminim pek çok vatandaşımız uzun uzun düşünecektir, hatta bizler çoğu kez Türkiye Cumhuriyeti ile Osmanlı Devletini karıştırdığımız için soruya ‘’ Çanakkale Savaşıdır.’’ Diye cevap verenler de olacaktır ama tabii ki bu cevap yanlış olacaktır.
Cumhuriyetin ilanından sonra Türkiye ilk kez Kore Savaşı dediğimiz savaşa dahil olmuş ama bu savaşta Hava Kuvvetlerimiz ve Deniz Kuvvetlerimiz değil Kara Kuvvetlerimiz yer almıştır. Deniz Kuvvetlerimizin dahil olduğu ilk savaş ise 1974 Kıbrıs Barış Harekatıdır.
Evet... 20 Temmuz’da ‘’ Ayşe Tatile Çıksın ‘’ Parolasıyla başlatılan barış harekatının ilk gününde Türk Askeri başarılı bir şekilde Kıbrıs adasına asker çıkarmıştı.
22 Temmuz 1974 Tarihli Hürriyet Gazetesinde ise ‘’ Baf’a Asker Çıkartan Üç Yunan Gemisini Batırdık’’ Diye bir haber vardı. Yani Gazete Haberine göre, Cumhuriyet Tarihimizin ilk deniz savaşında üç Yunan gemisini Akdeniz’in serin sularına gömmüştük.
Ancak?
Ancak sulara gömdüğümüzü iddia ettiğimiz Yunan Gemilerinin adları bir garipti. Evet bu gemilerin adları TCG Kocatepe(D-354 ), TCG Adatepe ve TCG Mareşal Fevzi Çakmak idi. Dahası sulara gömülen sadece TCG Kocatepe idi.
Kafalar iyice karıştı sanırım. O halde en baştan başlayalım.
Evet.. 20 Temmuz 1974’de Türk askeri başarılı bir şekilde Kıbrıs’a asker çıkartmış ve Barış Harekatı dediğimiz harekat başlamıştı.
Harekat başlar başlamaz şehir efsaneleri de başlamıştı. Bu efsanelere göre Yunanistan'dan kalkan beş savaş gemisi Kıbrıs’a doğru ilerliyordu. Muğla valisinden tutun da Muğla’da esnaflık yapan Ahmet Emmi’ye kadar herkes bu konuda istihbarat yağdırınca Muğla il Jandarma Komutanlığına bağlı gözlem uçakları havalandı ve ortada herhangi bir Yunan savaş gemisi görmedi. Görünen şey denizde değişik istikamette seyreden ticaret gemileriydi. Bu gemilerden sadece ikisi Rodos Adası Mandrake Burnundan hareketle Kıbrıs istikametinde ilerleyen biri Yugoslav, diğeri İtalyan bandıralı kuru yük gemileriydi ve keşif uçaklarımız bu gemilerin on iki adet kamyon taşıdığını bildirmişti ama gel gör ki bizim Deniz Kuvvetleri ‘’ On iki Kamyon’’u !! On iki gemilik bir konvoy.’’ Olarak anlamıştı.
Deniz Kuvvetlerimiz bu istihbaratı alır almaz bahsi geçen on iki düşman savaş gemisinin durdurulması için Mersin Limanında demirli bulunan dört savaş gemisine hemen hareket etmeleri emrini verdi. Aslında bu da büyük bir cesaret işiydi. Zira gelen düşman savaş gemisi eğer on iki ise dört savaş gemisi ile nasıl karşı konulabilirdi ki. ( Bazı anlatımlara göre bu dört gemi sadece öncüydü. Diğer gemilerimiz arkadan gelecekti hemen.)
Bu dört savaş gemisinden Kocatepe, Adatepe ve Mareşal Fevzi Çakmak, gelen düşman savaş gemileri(!) geri dönmezse direkt saldıracak, Tınaztepe ise gerektiğinde destek sağlayacaktı.
Kocatepe, Adatepe ve Mareşal Fevzi Çakmak, emri alır almaz önce Mersin’den, Girne önlerine ulaştılar.
Bu arada Türk Genelkurmayı bir harekat planı yapmıştı ve bu operasyona ‘’ Şenlik Operasyonu ‘’ adı verilmişti.
Operasyona göre Baf’a doğru hareketlenmiş olan bu on iki savaş gemisine(!) önce Hava Kuvvetlerimize ait jetlerimiz saldıracak onların harekatından sonra Deniz Kuvvetlerimiz öldürücü darbeyi indirecekti.
İndirmesine indirecekti ama gelen düşman(!) gemilerinin hedefi neresiydi? En doğrusu gelen düşmana karşı adanın batısındaki Baf önlerinde bir savunma hattı oluşturmak olduğu için bizim gemiler Baf önlerine hareketlendiler.
Nihayet bizim savaş gemileri gelen düşman gemileriyle(!) göz teması kurdu. Ama ortada garip bir durum vardı. Gelen gemi sayısı sadece ikiydi ve her ikisi de savaş gemisi değil, biri İtalyan diğeri Yugoslav bandıralı yük gemileriydi.
İşte bundan sonra ortalık karıştı.
Olayı Genel Kurmay Başkanlığı radarlarından izleyenler bölgede beş geminin Baf civarında hareket halinde olduğunu görmekteydi ( Üçü bizim savaş gemilerimiz ikisi yabancı kuru yük gemileriydi aslında. )
Derhal Ankara Mürted ( Akıncı ) Hava üssünden savaş jetleri havalandırıldı zira vaziyet vahimdi.(!)Bu beş savaş gemisi (!) Baf’a Yunan askeri çıkarırsa bizim Barış Harekatı oldukça sıkıntıya girecekti.
Türk Jetleri, İtalyan ve Yugoslav Yük gemilerine - Sami'ce söyleyecek olursak – ‘’ Arkadaşlar ! Vaziyet bildiğiniz gibi değil. Ufaktan ufaktan geri basın da başınıza bir kaza bela gelmesin. Biz burayı Savaş Bölgesi ilan etmişiz. Ne işiniz var lan burada gerzekler?’’ Deyince bu iki kuru yük gemisi geri döndü. Bizim savaş gemileri ise Baf’a yaklaşmaya devam etti.
Bizim jetler bu sefer bizim gemileri uyardı: ‘’ Olum angut musunuz siz? Geri dön dediğimizi duymadınız mı? Haydi efendi efendi geri basın da adamın asabını bozmayın. İlle batıralım mı? Derdiniz ne sizin?’’ Dediler
Bizim gemiler cevap verdi ‘’ Asıl angut olan sizsiniz. Bizim Türk Savaş gemileri olduğumuzu görmüyor musunuz?’’
Jet pilotları şaşırdı ‘’ Anaaaa lan adamlar ne kadar güzel Türkçe konuşuyorlar. Yuh anasını satayım. Herifler kabul etmek gerekir ki çok iyi eğitilmişler. ‘’ Dediler.
Mareşal Fevzi Çakmak gemisinde bulunan filo komutanı İrfan Tınaz ‘’ Yahu elbette güzel Türkçe konuşacağız. Türk’üz biz. Bayrağımızı da mı görmüyorsunuz?’’ Diye cevap verdi.
Bizim jetler tereddüt içinde kaldılar. Çünkü kendilerine Hava Kuvvetleri Komutanlığından verilen emirde şu an üç savaş gemisinin olduğu mıntıkada bir kayık dahi yüzüyor olsa vurma emri verilmişti. Vursalar: Ya adamlar doğruyu söylüyorsa? Kendi gemilerimizi vurmuş olacağız. Vurmasalar: Ya bunlar Yunan gemisi ise? O zaman harekat sekteye uğrayacak.
Şimdi ‘’ Hocam telsiz denen bir şey var. Niçin kullanmıyorlar? Dediğinizi duyar gibiyim.
Kullanıyorlar tabii ki. Hava Kuvvetleri Komutanlığını arayıp ‘’Efendim bu bölgede Türk gemisi var mı ?’’ Diye soruyorlar. Hava Kuvvetleri Komutanlığı da Deniz Kuvvetleri komutanlığına soruyor: ‘’Şu şu koordinatlarda herhangi bir savaş gemimiz var mı?’’
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı cevap veriyor: ‘’ Belirttiğiniz koordinatlarda bizim savaş gemimiz yok.’’
Gerçekten de belirtilen koordinatlarda herhangi bir savaş gemimiz yok. Savaş gemilerimiz o koordinatların en fazla bir derece batısında bulunmakta. Yani savaş alanı olarak ilan ettiğimiz suların gerisinde değil maalesef - iki tankeri yakından takip etmek için- savaş alanı olarak ilan ettiğimiz bölgede ve bizim alana doğru seyir halindeler.
Deniz Kuvvetlerinin bu cevabı Hava Kuvvetleri için yeterlidir: Hemen emri patlatıyor: ‘’ Vurun kahpeye ! Şerefsizler Türk Gemisi rolü yapıyor ama hepsi de Yunan Gemisi bunların.’’
Türk savaş jetleri, üç savaş gemimize de Allah ne verdiyse yağdırıyor ama özellikle de Kocatepe’yi perişan ediyor.
Filo Komutanı Albay İrfan feryat ediyor: ‘’ Yahu ne yapıyorsunuz siz? Biz de Türk’üz. Türk Türk’ü vurur mu?’’
Jetler cevap veriyor: ‘’ Lan kopil. Sen kimi kandırıyorsun? Biz bu numaraları yiyecek kadar saf mıyız?
Kocatepe Muhribi komutanı ‘’ Oğlum bak. Ben Albay İrfan Tınaz’ım Bu saldırıdan sağ salim kurtulursam seni bulur ananı....’’ Mealinde bir şeyler söylüyor olacak ki Jetler üslerine döndüklerinde komutanlarına ‘’ Komutanım! Vurduğumuz gemilerde Türk Bayrağı vardı. Bir araştırın bakalım bir yanlışlık olmasın. Ayrıca herifin biri İrfan Tınaz olduğunu söyleyip durdu’’ Diyorlar ve komutanlar da ‘’ Tamam sorarız diyorlar ama daha sonra verilen emir ‘’ Onlar Türk gemisi filan değil. Yapıştırın Allah ne verdiyse.
Bu arada Deniz Kuvvetleri Komutanlığı da kıllanıyor. ‘’Ulan acaba?’’ Diye içine bir kuşku giriyor ve İrfan Tınaz ile bağlantı kuruyorlar. Kurmasına kuruyorlar ama komutanın Albay İrfan olduğuna inanmak için ona Ananın adı- babanın adı- eşinin adı- en sevdiğin yemek- hangi ilkokuldan mezunsun? Çocuklarının adı- Annenin kızlık soyadı gibi bir sürü saçma sapan sorular soruyorlar ve en sonunda İrfan Albay’ın canına tak ediyor ve ana avrat dümdüz gidiyor. Peki karşı tarafın tepkisi ne? ‘’ Yuh anasını satayım Bu Yunanlar bizim küfürlerimizi bile bizden daha iyi kullanıyorlar. Sağ koymayın hiç birini.’’
Tabii ki bu arada söylemeye gerek yok, Kocatepe muhribi ve diğer savaş gemilerimiz bombalanmaya devam ediliyor. Hatta öyle ki bizim jetler, Kocatepe'nin bacasından içeri sokuyorlar roketi.
Kocatepe’nin batacağını anlayan gemi Komutanı Yarbay Güven Erkaya, mürettebata ‘’Botlarla gemiyi terk edin’’ emri verdiğinde Kocatepe’de elli dört vatan evladı şehit olmuştur bile.
Evet... 21 Temmuz 1974’de bizim savaş uçaklarımızın saat 15.05, 16.20, 19.10 da düzenlediği üç saldırı sonucunda Kocatepe Muhribimiz elli dört şehit vererek batarken, Mareşal Fevzi Çakmak ve Adatepe muhribimiz ise yana yana Mersin limanına sığındı (Herhangi bir yara almayan Tınaztepe de öyle) ve çok acıdır ki Türk jetleri, bu iki muhribimiz vurulduktan sonra Yunanistan’a değil de Mersin’e yönelince onların Türk Savaş gemileri olduğuna ikna oldu.
Dikkatinizi çekerim: Dört saat sürdü bu bombardıman. Dört saat içinde aynı Genel Kurmay Başkanlığı binasının biri 4. Diğeri 5. Katında bulunan Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanları arasında bir koordine ve adamakıllı iletişim sağlanamadı. Birbirleriyle telefonla değil, biri aşağı inerek ya da yukarı çıkarak yüz yüze görüşseydi bu yaşananların hiç biri yaşanmayacaktı belki de...
****
Kocatepe muhribimiz, vurulduktan beş saat sonra sulara gömüldü. Muhribimiz sulara gömülürken tek endişemiz ise onun Rum tarafına sürüklenmesiydi. Yüreğimiz ağzımıza geldi bir savaş gemimiz haybeden Rumların eline geçecek diye. Çok şükür geçmedi. Türk tarafına sürüklenip battı.
Kocatepe’den sandalla denize açılan asker ve subaylarımızın Güven Erkaya dahil bir kısmını bir İsrail Okul gemisi topladı. Bir kısmını bir Lübnan gemisi topladı. Bir kısmını da bir İngiliz gemisi topladı.
******
Kocatepe Muhribimizi kendi savaş uçaklarımız tarafından vurup elli dört vatan evladını kendi ellerimizle şehit ettiğimiz olayda görev başında olanlardan...
DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANI KEMAL KAYACAN------1974’de emekli oldu. Daha sonra TBMM 16. Dönem Ankara Milletvekilii oldu. 1992 yılında Devrimci Sol militanı üç kişi tarafından Göztepe’deki evinde kurşunlanarak öldürüldü
HAVA KUVVETLERİ KOMUTANI EMİN ALPKAYA---5 Mart 1976 tarihinde emekli oldu. Emekli olduktan sonra Yapı ve Kredi Bankası Yönetim Kurulu Üyeliği ve TBMM XVII. Dönem Niğde Milletvekilliği yaptı Daha sonra adı Lockheed rüşvet skandallarına karıştı ve askerî mahkemede yargılandı. 22 Mart 1985 tarihinde öldü.
FİLO KOMUTANI ALBAY İRFAN TINAZ----1974 yılında yani Bu elim olaydan sonra Tuğamiral rütbesine terfi etti. 1979 yılında Tümamiral rütbesine terfi etti. 1982 yılında Koramiral rütbesine terfi etti..30 Ağustos 1987 tarihinde Oramiral rütbesine terfi etti. 20 Ağustos 1990 tarihinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı. 20 Ağustos 1992 tarihinde emekli oldu.
KOCATEPE MUHRİBİ KOMUTANI GÜVEN ERKAYA--- 1974-1977 yılları arasında BRÜKSEL NATO Karargahı Türk Askeri Temsilciliği'nde Plan Subayı, 1977-1978 yıllarında Genelkurmay Genel Plan Prensipler Başkanlığı Şube Müdürü olarak görev yaptı. 30 Ağustos 1980 tarihinde Tuğamiral rütbesine terfi etti. 1980-1987 yılları arasında Eğitim Daire Başkanlığı, 1987-1988 yılları arasında da Mayın Filosu Komutanlığı görevini yürüttü.
30 Ağustos 1988 tarihinde Koramiral rütbesine terfi etti.
18 Ağustos 1992 tarihinde Donanma Komutanlığı görevine atandı ve 30 Ağustos 1992 tarihinde Oramiral rütbesine terfi etti. 18 Ağustos 1995 tarihinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevine atandı. 29 Ağustos 1997 tarihinde emekli oldu
24 Haziran 2000 tarihinde kalın bağırsak kanserinden ve multipl organ metastası teşhisiyle tedavi gördüğü Kasımpaşa Deniz Hastanesi'nde öldü.
*******
Efendim, savaşlarda böyle istenmeyen hatalar olur mu?
İşin doğrusu benim uzmanlık alanım değil bu konu. O sebeple de olur ya da olmaz diyemiyorum. Ben bir tarihçi olarak pek çok farklı kaynaktan okuduğum bu olayı, yer yer de kendimce senaryolaştırarak yazdım.
Her ne kadar sürç-ü lisan eylediysek – Hiç bir kasıt ve art niyet olmaksızın- her ne kadar hatalı anlatımda bulunduysak affola
NOT: Olay çok da eski olmayıp bizzat yaşayanlar hâlâ hayattadır. O sebeple ‘’Sami hocam ! Bu olay senin anlattığın gibi değil şöyle oldu. ‘’ Diyecek herkese sayfam sonuna kadar açıktır. Can kulağı ile dinler, dört gözle okur ve hatta kabul edebileceğim bir anlatım olursa aynen sayfamda paylaşırım.
Selam ve sevgiler/ saygılar.
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( D-354 / Türkiye Cumhuriyetinin İlk Deniz Savaşında Türk’ün Türk’ü Öldürme başlıklı yazı Sami Biber tarafından 19.09.2022 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )