Eklenme Tarihi : 21.04.2017
Okunma Sayısı : 47
Yorum Sayısı : 0
Etiketler
Kutlug
Kutlug
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Son Yazıları
Site İstatistikleri

Kurtuluşun Felsefesi 17
Kurtuluşun Felsefesi 17

Sevgili Gazi de, sembolik değerlerle hareket eden insanlarımızı kurtuluşu olan düşüncenin çevresinde birlik olmaya çağırıyordu.  Bu nedenle kurtuluşu kadrodan olan ekipleri, ister istemez bu tarz sembolce dil seslenmesi içinde olan insanlarımızın anlama dilinden oluşla seslenmiştiler. Tüm mesele buydu. Kaldı ki kurtuluş hareketinin sonrasında sembolizmi; sosyal alan içinde devamca yaşanır kılan düzenlemeleriyle eylemli kılanlar da kadroculardı.

 

Ne yapalım ki halkın her konuyu anlama ve anlatma dili,  dini ve imanı olan dildir. Alıcı da satıcı da; iyi niyetlisi de kötü niyetlisi de, halk olgusunu olayın içine çekmek için dinle imanla halka seslenirler. Zaten avamilik budur.  Hakkınız olan nimetlerin size verilmesiyle de vatan kavranırdı. Nimetleri verilmeyen vatana, sahiplik söz konusu olunca salt; din sel sembolizmin cennet vaadi üzerinde, size sahiplik payı verilir. Kişiler bu sembolizmle de harbe götürülürler.

 

Oysa bizlerde İslam olmadan önce de, vatan sevgisi vardı. Hem de içinde cennet ödülü olup olmadığını bilmeyen, bir vatan sevgimiz vardı. Bu vatan sevgisi bilinçli bir vatan sevgisiydi. Şimdiki bağnaz terör örgütlerindeki gibi cennet tutkulu formatlanmalar değildiler.

 

Tarihsel diyalektikle vâkıfı olamadığınız süreçlerdeki bu taraz din semboller üzerinde hitabı seslenilmiş olmalara karşı “sorumlu bir insan olaraktan, ben de buna isyan ediyorum!” türü söylemler doğru mu?  Bu söylem başka bir açmazı ortaya koymaz mı? İsyanlarımız diktatör olan saltanat çevresine yapılmış olan irade teslimlerine değil de; demokrasi, insan hakları, yurttaş denmiş olmasına mıydı? 

 

Biz, bu tarz sembolik diller; emperyalistler kotarmalı İran, Irak savaşı sırasında kullanılması ile Müslümana, Müslüman kanı akıttıran istismarlarına değil de, kadrocuların Allah, cami deyişi ile meşru ve zorunlu olan yurt savunmasına karşı insanlarımızı şevke getirmelerine karşı mı olacağız?

 

İşin özü yurttaşlık birliği içinde insanı yaşamaya, yaşatmaya donanımlı irade sahibi olan kişiler kılacaktınız. Yaşama isteği doğru ve temel duyum olmakla, kutsal olandır.  Yurt sevgisi, bu tür yaşama isteğini ortaya çıkarmaya katkısı oluyorsa yurttur. Demokrasi, demokrasi dendiği için doğru değildir. Demokrasi sizin yaşama isteğinizi zorunlu ilişkilerinize göre düzenleyen taleple olunmasıyla kutsaldırlar.

 

Nesnel oluşla doğrudan birebir ilişkiler içinde yapılan yurt savunması kutsallığı, dinlerin kutsal demeleri nedenle kutsal değildirler. Ve yurdun savunulmasına salt dini semboller üzerinde cennet vaadi konulmuş olması da yurt savunmasını kutsal yapmıyordu.

 

Yurt denen yerde yaşayıp, yaşama azminizi ve insanınızı yaşatma azminizi ortaya koymanın irade birliği içinde olmakla bu iş, doğru ve kutsaldır. Bunu sağlayan seslenme doğru, haklı bir seslenmedir. Sevgili Gazi bu doğru seslenmeyi, bir kısım halka bir kısım halkın anlama mantığı üzerinde söylemişti. Eğer kurtuluştu kadroların amacı yanlış olsaydı, Allah ile Aldatma ortaya çıkardı. İşte bu nedenle amacı yanlış olan Aznavur Ahmet’in, ağzındaki amaç olan dini sözler; Allah ile aldatmadır.

 

Yani isyanınız huzurla yaşama ve huzuru sağlamaya olan, ortak üretenle yaşama isteğiniz nedeniyle işgale karşıdır. İsyanınız, işgale karşı oluşan dirençlerin, rast gele ve birbirinden kopuk oluşuna karşıdır. İstediğiniz şey, aynı ortak yaşama ruhu etrafında birlik yapılmasıdır.  Birliğin dili, din iman üzerinde de kodlanıyorsa; siz de bu kod dilini kullanmak zorundasınız.

 

Şimdi sormak lazımdı. Sizin isyanınız neyedir? Öz savunmasını pusturan Anzavur Ahmet gibi aykırı süreçlerin din iman eksenli söylemleri değil de, reddi ilhakçıların din iman demelerine ve üreten ilişki temelli olan kendi iradenizi, kendi elinize vermesine mi karşıydınız?  Din iman diyen Anzavur Ahmet’in, iradenizi padişaha teslim edeceği için mi; ses çıkarmıyordunuz?

 

İkinci olarak ta Kurtuluşluların din iman söylemi; yeni bir din iman ikame etmeyi söylemek değildir. Aksine mevcut din iman algılı anlatım dili üzerinden iletişim kuran bir seslenmedir.

 

Yani ikilemi ayırt edemez iseniz; “Cumhuriyet döneminden sonra sanki tavır değiştirmişler; sanki geçmişte bunlar hiç olmamış gibi anlayışça olan düşünmeler karşısında insan olarak, düşünen olarak; tepki gösteriyorum”, demeniz boş söz olmaktan başka bir şey değildir. Dini seslenmeler herkesin üzerinde ittifak edeceği bir tutum olmadığı gibi dini söylemler üreten ilişkinin inşacı olması gibi inşacı bir sahiplenme de değildirler.

 

Siz neticeye bakın. Dini söylemli çağrıların da katkısıyla Vatan kurtulmuş mu? Kurtulan vatan özel yaşamının içinde, dini yaşantı sizin özel yaşamlı tasarrufunuz olmuş mu? Kim size Allah’ı düşünmeyi, ibadet etmeyi, din sel tefekkürü yasaklıyorum diyebilir ki? Dese ne? Deseler kaç yazar? Sosyal alan içinde olan bu taamı düşünceleri sindirmenizi, size kim nasıl yasaklayabilir ki?

 

“Cumhuriyet döneminden sonra sanki tavır değiştirmişlerdi. Sanki geçmişte bunlar, hiç olmamış gibi anlayışça düşünmeler karşısında insan olarak, düşünen biri olarak tepki gösteriyorum” diyen düşünceniz hayli ilginç ve cevabı zor bir sorun. Cevabın zorluğu üreten ilişki gibi cevabın ortak izanlı bir anlayış birliği ortaya koyamaz olmasıdır.

 

Üreten ilişki herkes ile paylaşılmakla herkesle paydaş olan zorunlu bir ilişki bağıntısıdır. Din iman söylemli sözler herkesle ortak payda olmakla; dini söylemlerde ortak nedenli ilişki yokluğu nedenle bu tarz sorulara verilecek cevaplar hep keyfidirler.

 

Eğer güzide dinimizin, kirli ve şahsi işler için sömürü kullanımı söz konusu edilmişse; söz konusu edilen kirli işe, iş kirli olduğu için el birliği ile isyan edelim. Yok dini anlam içinde yurt savunmasına yapılan seslenmede, davet yurdun kurtarılması olmakla, çalışma barışı içinde kişinin kendi iradesine sahipliği gibi hayırlı gerçekleşmenin çağrısı olmuşsa, bu sitem niyeydi?

 

Özel yaşamı içinde kişi neye inanırsa inanır. Kişi neyi, neye karıştırırsa karıştırır. Vebali ona aittir. Din iman söylemi üreten ilişkilerin bağıntısı da değildirler.  Böyle olunca; “… Düşünen biri olarak tepki gösteriyorum” türü bilmezce söylemler; savaştan önce dinden imandan dem vuruldu. Şimdi üreten, yöneten alanda dini kurallar geçerli olamadı diye, bu kişisi isteğin toplumda geçerli olmaması; sizin de şikâyet konusu edeceğiniz bir sorun, olmasa gerektir.

 

Değilse bu alıntı söz içindeki anlatımda, sizin karşı çıkmak istediğiniz konu şu mudur? Size göre, kurtuluştu seslenmeyi yapan kimi insanlarımız dinsiz değiller ama sizin gibi dini anlayış içinde olan dini kanaatlerinin olmaması mıdır? Sizin gibi dini kanaatleri olmayanlar; din-iman söylemi içinde oldular, diye mi kızıyorsunuz? Bu kabil tartışmalı tutumun hesabını sormak, insanın değil; yüce Tanrı’nın muktedirliğidir.

 

Oysa biz her an Allah anlayışını kendi içimizde taşırız. İçte duyduğumuz bu sevinç bizi; bizleri Allah ile aldatanların olacağı kuşkusuna bizi her daim götürmüştür. Bunun uyanığı olacağız. Değilse bir hırsız Allah demiş, bir veli yallah demiş, bunların biz nazarında hiçbir inandırıcılığı olmamalıdır. Hırsıza, hırsızlığı yaptıran şey kişinin Allah demesi olmadığı gibi; Veli’ ye yallah dedirten şey ile ağzı bozuk olanların ağız bozukluğu kişilerin Allah dedikleri için değildiler!

 

Bu tür kalıp söylemlerin her biri istismarcı asalak amaçlı oluşumlarca hep kullanılırlar. Bunlar adresi herkesce belli olan bir iletişimedirler. Böylesi iletilmelerin değerlendirilmesi konusu da, ancak ve ancak elde edilen sonuçların genel yarara olan katkılarıyla ortaya konabilirdi.

 

Eğer bu kabilden imanı söylemlerle, tutum içinde olmanızla soyulup soğana çevrildiyseniz, aldatılmışsınız demektir. Yok, eğer bu gibi söylemlerle vatanı kurtarmak gibi genel yarar elde etmişseniz imanınız ana amacına ermiş demektir. Buna göre sizin bu tepkiniz hangi yönden oluşmaktadır?

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Kurtuluşun Felsefesi 17 başlıklı yazı Kutlug tarafından 21.04.2017 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. Sakaryada Firma Rehberi, Sakaryada Haberler Düşük Hapı İlacı