Eklenme Tarihi : 13.05.2018
Okunma Sayısı : 219
Yorum Sayısı : 0
Etiketler
GürhanGürses
GürhanGürses
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Son Yazıları
Site İstatistikleri
22.07.1961 : Kuzey Irak'tan 1500 Türkmen Türkiye'ye sığındı.

22.07.1948 : 16 yaşından küçük çocukların ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılması yasaklandı.

22.07.1949 : Türkiye'nin ilk ampul fabrikasının temeli İstanbul atıldı.

22.07.1956 : Akis dergisinin son sayısı toplatıldı.

22.07.1981 : Mehmet Ali Ağca Roma'da ömür boyu hapse mahkum edildi.

22.07.1974 : Türkiye Birleşmiş Milletler'in Kıbrıs için yaptığı ateşkes çağrısını kabul etti.

22.07.1967 : Adapazarı'nda Richter ölçeğine göre 7,5 şiddetinde deprem oldu. Deprem tüm Marmara, Ege ve İç Anadolu'da da hissedildi. 89 kişi öldü, 400'ü aşkın kişi yaralandı, 795 ev tamamen, 2220 ev kısmen yıkıldı.

Yaşamak Güzel Şey
Yaşamak Güzel Şey

Yanına oturmuştum.

            Bana zamane bir derviş gibi geliyordu hali yahut bir münzevi... Dua ediyordu, benim farkımda bile değildi. Huşu içindeydi, huzur...

            Gözlerini kapamıştı, maneviyatın ikliminde dolanıyordu ruhu. Bir kartala benzerdi eğer teşbihte bulunsaydık ruhu için. Kanatları kocaman, gagası keskin mi keskin bir kartala. Öyle görünüyordu ama içini tahmin etmek zor değildi. Kanadı kocamandı, gagası sipsivriydi ama kalbi yara bere içindeydi. Bunu hissedebiliyordum. Acayip bir çekiciliği vardı ve hüznü.

            - Ah be yaralım! deyip sarılasım vardı bu koca yüreğe. Ne kadar da benzetiyordum kendime. İç acılarımız çoktu.

            Bu dünyada çektiği her neyse onu yaralamıştı.Çünkü gönlü yaralı olanlar böyle dua ederdi. Kalbi kırık olanlar böylesine vakur durur ve rabbine el açar: "Rabbim bu dünyada sevdiğim ama kavuşamadığımla ahrette beraber olayım." Bunu duyduğum an çivilenip kaldım olduğum yerde. Ayrılamadım. Kopamadım ondan.

            Yeryüzündeki hiçbir ruh bu denli kalbi dua edemezdi, emindim.

            Ve ettiği duadaki çaresizlik bir şekilde kursağıma takılmıştı.

            Ne kadar da acı içindeydi.

            Ne kadar da imkansız sevmişti.

            Kendimi düşündüm bir an.

            Ne kadar da benziyordu bana. Yoksa bu adam benim havsalamda uydurduğum bir yalan mıydı? Var mıydı sahiden...Etimi sıktım, kemiğe vurdum ki hissedeyim uyanık olduğumu, kendimde olduğumu bileyim.

            İmkansız seven bir tek o değildi ama bu tarzda dua eden tek o'ydu.

            Biz kavuşmayı fiziksel bir eylem olarak düşünüyoruz ama ruhsal kabul ediyordu. Böylesi yürekler neden sevilmez? Neden hüzne terk edilir?

            - Derttaşım! demek istedim ona. O kadar yakın hissettim ki kendime. Bizler kaybedenleriz bu dünyada öyle düşünüyordum.Rabbe zerrece isyanım yoktu bu yüzden. İtirazım asla!"Takdiri ilahi böyleymiş, bizim de kaderimiz buymuş." diyordum ve razı oluyordum takdir edilene.

            Onun tefekkür hali devam ediyordu.Dünya yıkılsa onun umurunda değildi. Yansa her yer kılı kıpırdamazdı. Bu nasıl bir odaklanmadır, nasıl bir ruh halidir? İmrendim ona doğrusu. "Sevecekse bir adam böyle sevmelidir." dedim. Aklında sevdiğinden başka hiç bir kimseye yer yok. Öylesine doldurmuş ki aklını sevdiğiyle başkasının aklına girmesi mümkün değil.

Bir kişi vardı yüreğinde onun. Bin kişi olsa da başında yok hükmünde olurdu onun için. Saygı duyacaksın böylesine, hürmet göstereceksin.

            Bir adam nasıl hüzne bulaşır, nasıl gözyaşıyla yıkanır ve nasıl hasretle sınanır? Bu adam onun en güzel örneğiydi. Bazıları durup ona manasız manasız bakıyordu, bazıları ise onun aklını yitirmiş olduğunu düşünüyordu, bazıları ise onu acayip tesirli kabul ediyordu. Herkesin durduğu yer ve takıldığı nokta farklıydı. Ben ise onu kendimden bir parça, can gibi görüyordum. Hüzne bandırılmış gibi görüyordum ruhlarımızı. Bir insana yakın olmanız demek onunla el ele, kol kola olmanız demek değildir; ruhen sarmaş dolaş olmanız demektir. Beni kendisine çeken acayip bir şey vardı onda. Bu yüzden uzaklaşamıyordum ondan. Konuşmak istiyordum ama o susuyordu. Çünkü sermest bir haldeydi. Bu dünyada değildi sanki. Kıskanıyor muydum onu, evet... Çünkü kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış bir adam gibi davranıyordu. Bu yüzden cesurdu, bunu duasından anlıyordum. Sevdiğiniz insan mutluysa bu dünyada ve sizden uzaksa ne diyebilirsiniz ki? Hiçbir şey, değil mi? İşte bu adam onu yapmıyordu. Kendi mutluluğundan ziyade sevdiğinin mutlu olmasını istiyordu. Zaten sevdiği mutluysa kendisi de mutlu sayılırdı.

            Onu orada bıraktım yalnızlığıyla başbaşa. Kendi yalnızlığımın hırkasına sımsıkı sarılıp güneşin battığı yöne yürümeye başladım. "Rabbim ben de bu dünyada çok sevdim ama bir türlü kavuşamadım. Ahrette sevip de kavuşamadığımla yan yana olayım." dedim gayriihtiyari. İçim o kadar rahatladı ki bir anda. Dünyanın yükü kalkmış gibi oldu sırtımda. Sonra olduğum yerde durdum, gözlerimi kapadım. Yüzüme tatlı bir gülümseme geldi ikamet etti. Çiçek kokularını duyumsadım, kuş seslerini işittim. İçimin bahara erdiğini, bedenimin gençleştiğini, aklımın aydınlandığını ve kalbimin çarptığını hissettim. "Yaşamak güzel şey!" dedim bağırarak "Yaşamak güzel be arkadaşım!" Yaramı deşmiştim, iç sesimi bulmuştum. Beni kim engelleyebilirdi ki artık? Kim tutabilirdi ki?

            - Ey aşk! dedim kendi kendime "Sen nelere kadirsin?" ve "Sen ey umut! Ufacık da olsa sızdığın vakit bir karanlığın içine ardındaki aydınlığa ne güzel de örneksin. Bu dünyada olmadı bari ahrette olsun birlikteliğimiz!"

           

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Yaşamak Güzel Şey başlıklı yazı GürhanGürses tarafından 13.05.2018 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. diyarbakır nakliyat
Marmara Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı