Eklenme Tarihi : 28.06.2016
Okunma Sayısı : 845
Yorum Sayısı : 0
Etiketler
Ahmet Yüksel
Ahmet Yüksel
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Son Yazıları
Site İstatistikleri

Neden İlla Da Üniter, Devlet Sistemi Diyorum
Neden İlla Da Üniter, Devlet Sistemi Diyorum



Türkiye hızla başkanlık sistemine doğru sürüklenmek isteniyor. Bir vatandaş olarak ben, bu sisteme karşı olanlardanım. Bana şimdi sizler nedendir derseniz, ülkemizde yaşayan azınlıkların gurup sayısı oldukça fazla olduğu gibi, dini yönden’ de ta Osmanlılar tarafından buyana farklı mezheplerin farklı dine ait toplumların yaşandığı bir ülkeye sahibiz.

Ayrıca yer altı kaynaklarımızın varlığı bakımından’ da ülkemiz olarak farklı bölgelere sahiptir. Örneğin batı orta ve iç Anadolu ve kuzey Anadolu bölgelerimizde işletebildiğimiz, hiç petrol yatağı bulunmazken, saten çoğunluğunu dışarıdan bağımlı olarak temin ettiğimiz bu önemli kaynaklar, hem tüm Türk halkının hem doğu ve güneydoğu bölgelerinin insanları için hayati önem taşıyan asli ve en önemli kaynağını teşkil etmektedir.

Diyelim’ ki bizler yarın bir yeni ana yasa ve buna bağlı kanunlar yaparak, mevcut üniter sistemden vazgeçtik, bunun yerine başkanlık sistemi getirdik diyelim. 

Yeni getirdiğimiz ve uygulamaya koyduğumuz başkanlık sisteminde neler var, gelişmiş dediğimiz örnek almaya çalıştığımız batı ülkelerinde olduğu gibi eyaletler vardır ve bizde de olacaktır.

Yarın bu sisteme geçildiğinde diğer batılı ülkelerde olduğu gibi, eyaletler kurulduğunda, mutlaka bizim de, orta doğuya hudut olan bölgelerimizde yani Kürt halkının çoğunlukta olduğu bölgemizde, adı her ne olursa olsun mutlaka bir veya birkaç eyaleti olacaktır.

Bu eyaletler ister içte, isterse dışta bizim merkezi hükümete bağlı olsun ve ya olmasın, yarın günü geldiğinde şimdi bazılarının düşündüğü gibi mutlaka bazı böl yönet yöntemiyle küçük ülkeler yaratıp kendi kontrollerine almayı düşünen batılı ülkelerin de teşviki desteği ile, bizden ayrı baş çekmeye başlayacaklardır.

Orta doğuya sınır olan bizim asırlardır birlikte savaşlar kazandığımız, birlikte yaşadığımız aynı ülkenin ekmeğini yeyip havasını soluduğumuz içli dışlı olduğumuz Kürt halkının çoğunlukta yaşadığı bölgelerde bu gün olduğu gibi, bağımsız bir Kürt devleti kuruluncaya kadar terör tekrar devam edecektir.

Diyelim’ ki terörü durdurmak için Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bu bölgeye devletimiz özerklik tanındı. Bu kimin işine gelecektir Kürt kardeşlerimizi kışkırtan emparyalist devletlerin işine gelecektir. Petrol onların elinde orta doğunun ve Türkiye’nin çoğu su kaynakları onların elinde, bu özerklik verilen bölge hızla kalkınmaya başlamaz’ mı bence ellerinde o zengin kaynaklar olduğu müddetçe başlar. Üstelik bir’ de bunların yanında GAP projesinin güney doğuya getireceği tarım zenginliğini düşünürsek neredeyse orta doğuda bir zamanların çok zengin Sümer devleti, yeniden hortlamış ve Türkiye in başına bela olmaya başlamış olacaktır.

Hele, hele komşumuz Kuzey Irak, Kuzey Suriye ve Batımızda İran Kürt halkının birleşme isteği’ de olursa ’ki mutlaka bir gün gelecek o da olacaktır, kaçınılmaz kötü sonuçlar ortaya çıkacağı ortadadır.

Neden üniter devlet sisteminden yana olduğumun bir ikinci sebebi de, yaşım itibariyle bu ülkede bu güne kadar pek çok olup bitenleri bizzat yaşamış görmüş olmamdandır.

Örneğin bir zamanlar ülkemizde içerden ya da dışarıdan birilerinin karıştırmasıyla halkımız ve öğrencilerimiz arasında durup dururken sağ sol meselesi çıkarıldı. Ülke birileri tarafından karıştırılmak zayıflatılmak hatta bölünmek istendi, okullar karıştı, gençlik bölündü şehirler sokaklar mahalleler bölündü. Ne oldu sonunda, halkımızın değeri çok büyük olan, sağduyusu ve halkımızın özgür düşünce yanlısı olması sayesinde ülkemizi karıştırmaya çalışanlar, ülkemizden istedikleri amaçlarına uygun sonucu alamadılar.

Baktılar bu olmadı, ülkemizdeki yıllardır iç, içe yaşadığımız komşu olduğumuz hatta akraba olduğumuz halkımızı Alevi Sünni diyerek halkı mezhep yönünden bölmeye birbirine düşürmeye çalıştılar. Bu’ da, yine ülkemizdeki laiklik üniter yapı ve bilinçli halkımızın sağduyusu sayesinde tutmadı sonuçta bundan’ da başarılı olamadılar.

Bir zamanlar, ben de kısa bir süre için Kahraman Maraş ‘ta görev yaptım buradaki görevde kalmam, meşhur Maraş olaylarının, henüz daha çok taze olduğu ve unutulmadığı bir yıldı.

Olayların oluş şeklini merak ederken, birileri bana bu olayı biraz da üzüntülü bir şekilde şöyle anlatıyordu.

Günlerden bir Cuma günüydü, Cuma namazı kılmak için, şehrin ulu camisine gitmiştik. Namaz bitmiş artık halkımız dışarıya çıkıp dağılmaya başladığımız bir sırada kendilerini o güne kadar şehirde hiç görmediğimiz bir gurup yabancı genç bağırarak, caminin çıkış kapısında üstümüze doğru yürüdüler.

Gelen genç topluluk bizlere el sallayarak, küfürler ederek, peygamberin… Leri sizlere bu camilerinizi dar edeceğiz demeye başladılar. Sinkaf dolu değişik sözlerle bizim kutsal dinimize ve peygamber (S.A.V.)efendimize hakaretler yağdırarak bu o güne kadar şehirde görmediğimiz bu insanlar Sıla gön atarak geçip gittiler. Şehrin sokaklarında bir daha şehirde görünmemek üzere kayboldular.

Camiden çıkan halkımız bunları işitince onlarında aralarında kim bunlar denmeye başlandı. İçlerinden yine tanımadığımız birileri, bunların Kahraman Maraş’ ta yaşayan, namaz kılmayan Kürt Alevilerin olduğunu söylüyordu, halk da onların arkasından bağırmaya başlamışlardı. Bu olay kısa sürede şehirde yayılınca, Sünni halk geceleri Alevilerin evlerini taşlamaya, yakıp yıkmaya başladılar. Sokaklar mahalleler karıştı millet birbirine düştü aleviler süneniler arasında kavgalar başladı.

İş artık iyicene çığırından çıkmıştı. Şehirdeki Alevi halk ile Sünni halk birbirine girmişti. Olaylara müdahalede, şehirdeki polis yetersiz kalınca, kışladaki askerler sokağa inerek olaylara silahlı müdahale etmek mecburiyetinde kalmıştı.

Sonuçta pek çok insanın ölümüyle sonuçlanan bu olay askerler ve polisler tarafından daha fazla büyümeden bastırıldı amma, bundan daha önemlisi bu olayın daha fazla büyümemesinde halkın sağduyusu ve Alevilerle Sünnilerin o güne kadar birlik beraberlik altında komşuluk dostluk ilişkilerinin bozulmaması adına laik düşüncenin öne çıkmasıyla önlenmişti diyerek anlattı.

İşte durum böyle! Alevi Sünni dediler karıştırmaya çalıştılar olmadı, Sağcı dediler solcu dediler milletimizi karıştırmaya çalıştılar olmadı.

Nihayet Kürt, Türk dediler şimdilik o da olmadı gibi. Geriye kala kala ne kaldı, bence kala, kala eyalet sistemiyle, dostluk ve kardeşlik içinde yaşadığımız ülkemizi, bölmek ve yıllardır beraber kardeşçe yaşayan Türk Kürt halkını birbirinden koparmak kaldı.

Kopunca’ da ilerideki zamanlarda yani çoluk çocuğumuzun ve torunlarımızın zamanlarında başımıza daha doğrusu onların başlarına neler gelebileceğini nelerin olabileceğini düşünmek bile istemiyorum.

Bence bir üçüncü husus daha var. Bu gün orta doğu ülkelerinde kan gövdeyi götürüyor, istendiği kadar saklanmaya çalışılsın bunu televizyonlardan açık, açık bizler hepimiz görüyoruz gazetelerden’ de hepimiz okuyoruz. Bu akan kanlar ne için dökülüyor, niçin bu güne kadar Arap baharı denen bir mesele çıktıktan sonra millet evini toprağını terk eder oldu, niçin binlerce hatta milyonlarca çoluk çocuk genç yaşlı bu gereksiz savaşlarda ölüyor. Müslüman, Müslümanı karşılıklı getirdikleri tekbir nidalarıyla öldürüyorlar.

Bunun sebebi daha önce çeşitli mezheplerdeki toplumun beraber kardeşçe yaşarken başkalarının illa onlar da benim mezhebimden olacak denmesiyle veya başkalarının bu yönde kışkırtmalarıyla birbirlerine olan düşmanlığı değil mi?

Bence bu halk sağduyulu olsaydı birbirinin inancına mezhebine dinine karışmasaydı, laik bir anayasa etrafında toplanabilseydi dışardan veya içeriden bu ülkelerin halkları başkalarının kışkırtmalarında, ülkelerindeki laik anayasalarını kendilerine gelecek tehlikelerde şemsiye olarak kullansaydı şimdi bütün bunlar olur muydu bence olmazdı.

Bir vatandaş olarak benim düşüncem aklımın yettiği bu kadar eğer bir Sürçü lisan ettiysem af ola.

 

Ahmet Yüksel Şanlı er

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Neden İlla Da Üniter, Devlet Sistemi Diyorum başlıklı yazı Ahmet Yüksel tarafından 28.06.2016 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.