GERÇEK HAYAT

Hatırlar mısınız bilmem, 
Daha, yakın zamanlara kadar bir birimizin evlerine gider gelir,
Gece yarılarına kadar koyu sohbetlere dalar,
Bir gün görmesek özler,
İki gün görmesek küser,
Üç gün görmesek bir birimizi arar sorardık.
Yolda gördüğümüzde selam da verir,
Merhabaya da kalırdık.
Ayaküstü derken dakikalar üstü sohbetlerimiz olurdu.
Arkadaşımız,
Komşumuz,
Tanıdığımız demez;
Arkadaşımızın arkadaşı,
Komşumuzun komşusu,
Tanıdığımızın tanıdığı en yakınımız olurdu.
Ahmedin selamı var dediğimizde işimiz görülür,
Ayşe teyze istiyor denilince iki bir etmez verir
Bizimkiler size gelecek dendiğinde, lafı mı olur kapımız her zaman açık derdik.
Mehmet amca, Zehra teyze, bakkal amca, Kasım abi, bizim çocuklar vardı..
Göz göze, gönül gönüleydik.
Sıkıntımız yüzümüze yansıyınca çare bulunur, sevincimiz gözlerimizden taşınca hep beraber çığlıklar atardık.
Sözlere gerek yoktu.
Saftık, temizdik, içtendik, samimiydik.
Yapmacık değildik, ulaşılmaz değildik,
Bir selam kadar yakın, bir merhaba kadar hazırdık.
Saygı vardı hak edilen, sevgi vardı hak verilen.
Küçük bir lastik topun peşinde sokakları inletir, bir çikolatayı on eşit parçaya bölerdik. 
Komşularımız, susadığımızda su, acıktığımızda bir dilim ekmek olurdu bizlere.
Yaramazlıklarımız bir kulak çekimi, afacanlıklarımız bir amca öğüdü kadar kısa olurdu. Hemen uslu çocuklar olurduk.
Delikanlımız da delikanlı idi.
Sevdalarımız bir göz görmesi kadardı. Gerisini yüreğimize atardık.
Seni seviyorum cümlesini söyleyebilmek için kaç taklalar attırırdık cesaretimize. Yüreğimizden dilimize düşmezdi bir türlü.
Bir eline mektup verirdik bazen mahallenin afacan çocuğunun, öbür eline üç-beş kuruş. Falan ablaya bu mektubu götür ver diye diller dökerdik o yaştaki çocuğa. İçimizi dökemez, içimize dökerdik en masum sevgileri.
Evlenmemiz de davullu zurnalı,
Dualı, Kuranlı olurdu.
Mahallede duymayan kalmazdı.
Sağır sultan bile gelirdi düğünde halay başı olmak için.
Çocuklar şeker, büyükler baklava, yaşlılar dua alırdı.

Kız tarafı şunu yapsın, oğlan tarafı bunu yapsın yoktu.
Allah ne verdiyse razı olurduk.
İki gönül bir olsundu maksat, yorgan döşek hikaye.
Mutluluk sözlerimizden değil, gözlerimizden okunurdu.
Çocuklarımız göz bebeğimiz,
Çocuklarımızın arkadaşları has emanetimiz
Çocuklarımızın arkadaşlarının aileleri dostumuz
Çocuklarımızın arkadaşlarının komşuları merhaba durağımız olurdu.
Gönlümüz kadar geniş, sevgimiz kadar uçsuz bucaksızdı yelpazemiz.
Yaşlılarımız birer ibret abidesi idi.
Uzaktan görünce önümüzü ilikler,
Ellerinde poşet filan bırakmaz
Saygıda kusur etmezdik.
Yer vermek ne haddimize,
Her zaman baş köşe onlarındı zaten.
Sözleri söz,
Gözleri gözdü.
Hastalandıklarında konu komşu yardım yarışı yapar,
Darda kaldıklarında seferber olurdu bütün mahalle.
Fakir, zengin diye bir şey yoktu.
Ali amca, Hatice teyze, Kemal abi, Hasan dayı vardı.
Biz öyle tanır, öyle bilirdik.
…
Ölüm bile hakkını alırdı bu tablodan.
Cenazelerimizde sabır,
Mezarlarımızda dua vardı.
Tabut tabut verilirdi nasihatler her ölünün arkasından,
Başlar önde
Dilde dua,
Saygının en içteni gösterilir
Nasihatin en büyüğü alınırdı.
…………
Bizim yaşadığımız hayattı.
Gerçek hayat.
…..
Gerçekten…

SEDAT AYAR
( Gerçek Hayat başlıklı yazı Sedat Ayar tarafından 1.06.2024 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu