Birinci yazdığım yazıya Sami Beyin cevap mukabilinden kaleme
aldığı yazı ile seviye bir hayli düşmüş ziyanı yok toparlarız. Öncelikle
yazımın ikinci bölümüne geçmeden evvel birkaç hususu açığa kavuşturmakta fayda
var.
Birincisi, hayatımın hiçbir döneminde mahlas kullanmadım. Kendisine
eleştiri yazan bir kişiyi “Sönmez Mahlaslı” biri şeklinde zikretmesi bile yazıların
yüzeysel yazıldığının bir kanıtı olarak ifade edilebilir. Fakat bunun önemi yok
derdim bu değil.
İkincisi, “sırf
maksat yeşillik olsun
kabilinden yapılan sataşmalar, argo tabirle kıllıklar benden
her zaman hakkettikleri
cevabı almışlardır almaya
da devam edeceklerdir.” Diyor Sami Hocam. Yazımın ana
teması kendi yazısında söylediği gibi “Kırım savaşının İngiltere’nin ve onun
tasmasız köpeği olan Fransa’nın Osmanlının yardımına koştular” ifadesinin
yüzeysel ve tam anlamıyla gerçekleri yansıtmadığını söyleyerek konuyu etraflıca
ele almaktı. Dahası 19. Yüzyılda Osmanlı modernleşme çalışmalarında Paris Barış
konferansı ve ıslahatların mahiyetini yanlış değerlendirdiğini izah etmeye
çalışmaktı. Bütün bunları maksat yeşillik olsun diye yazdığımı hatta sataşıp
kıllık yaptığımı sanmış ve hak ettiğimi düşündüğü tonda ve volümde tabiri
caizse paylamış. Fakat bunun da bir önemi yok derdim bu da değil.
Üçüncüsü ve kendi adıma sevindirici olan taraf şudur ki;
Kırım savaşında İngiliz Osmanlı ittifakının bir yardımdan ziyade Rus İran
yakınlaşmasına karşılık doğal bir ittifak olduğuna dair bir itiraz gelmemiş.
Bundan daha değerlisi Islahatlar ve Osmanlının batılı hukuk normlarını
benimseme konusundaki eleştirime karşı bir tez ileri sürmemiş. Hatta benim ele
aldığım meselenin yazdığı konu içerisinde çok küçük bir bölüm teşkil ettiğini
şayet Tanzimat ve ıslahat fermanları ile ilgili yazmış olsa bu eleştiri
yazısını kesinlikle kullanabileceğini söylemiş. Teşekkür ediyorum.
Fakat Dananın kuyruğu bir yerde kopmuş. Üstelik bu son
paragrafmış.
Sami Beyin yazısında Ali Suavi konusunu anlattığı yazı bu
şekilde. “Evet, II. Abdülhamit'i tahttan
indirip yerine kardeşi
V. Murat'ı geçirmeye çalışırken
Beşiktaş Muhafızı Yedi Sekiz
Hasan Paşa tarafından
öldürülen Ali Süavi gibi,
II. Abdülhamit'i
öldürmeye çalışan teröriste
'' Şanlı Avcı '' diyen
Tevfik Fikret gibi ( 1908-1910) müdürleri oldu
ama bu güne
kadar Türk olmayan bir
başka müdürleri olmadı. [ Tevfik
Fikret bu okulun
on üçüncü müdürüydü.] “
Ben yazıyı okuduğumda; V. Muratı tahta geçirmeye çalışan Ali
Suavi, II. Abdülhamiti öldürmeye çalışıyor, Hasan Paşa Ali Suviyi öldürüyor,
Tevfik Fikret bu teröriste Şanlı avcı diyor. Yazıyı okuduğumda burada iki
farklı olayın birbirine karışması söz konusu diye düşünüyorum. Zira birinci vakıa
Çırağan Sarayı Baskını, ikinci vakıa Yıldız Sarayı Suikastı. Şimdi Sami Hoca
diyecek ki bunun üzerine mal bulmuş mağribi gibi atladın. Hayır öyle değil.
İkinci yazımda konuyu iki ihtimal üzerine kurgulamayı planlamıştım. Eğer Çırağan
Baskınıyla Ali Suavi kastedilmişse işin aslı; eğer Yıldız Suikasti
kastedilmişse işin aslı şeklinde bir anlatımla yazacaktım. Fakat yine de her
iki durumu ele alan eleştiri yazımı yazacağım. Peki bu yanlış anlamışlığım art
niyetli yada kıllık mıdır? Elbetteki Hayır çünkü “Ali Suavi gibi” den sonra bir virgül var
ardından bir paragraf başlamış, Oysaki ifade şöyle olsaydı “Evet, II. Abdülhamit'i tahttan
indirip yerine kardeşi
V. Murat'ı geçirmeye çalışırken
Beşiktaş Muhafızı Yedi Sekiz
Hasan Paşa tarafından
öldürülen Ali Süavi gibi, II. Abdülhamit'i öldürmeye
çalışan Edward Jorris isimli Belçikalı teröriste '' Şanlı
Avcı '' diyen Tevfik
Fikret gibi ( 1908-1910)
müdürleri oldu ama
bu güne kadar
Türk olmayan bir başka
müdürleri olmadı. Böyle bir yanlış anlaşılma yaşanmayabilir ardından şu
cümlelere maruz kalmayabilirdim “Eleştiri
yazdığı yazıyı gözleriyle
değil başka tarafıyla
okuyan bir insana cevap
yazıp ne diye kendimi yorayım
ki.” Fakat bunun da bir önemi yok
derdim bu da değil.
Derdin ne be adam!
Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in doktora tezi Ali
Suavi üzerinedir. Fil Dişi Kule isimli bir söyleşi sohbet programında Hüseyin
Çelik, Ali Suavi’nin Sen de Gemidesin
isimli bir kitabının olduğunu söyledikten sonra anlatımına şöyle devam ediyor. “Ali
Suavi diyor ki ben bunu (Sen de Gemidesin) niye yazdım biliyor musunuz? Ben bu
kitabı bir hadisi şeriften mülhem olarak yazdım. Hz. Peygamber diyor ki bir
grup insan bir gemiyle seyahate gidiyorlardı. Su ve yiyecek üsttekilerin
yanındaydı, alttakiler cahil ve
fakirdiler. Uzun süren yolculuk esnasında açlık ve susuzluk alttakilerin canına
tak etti, üsttekilerin yanına gelip su ve yiyecek istediler, üsttekiler onları
men ettiler. Alttakilere su ve yiyecek vermediler. Açlık ve susuzluk onların
canına tak edince bize yar olmayan bu gemi batsın dediler. Ve ellerine
geçirdikleri baltalarla geminin dibini delmeye başladılar. Eğer diyor
üsttekiler alttakilerin ellerindeki baltaları almazlarsa birlikte helak olurlar.
Muhaddisler bunu değerlendirirken diyorlar ki üsttekiler devlet alttakiler
vatandaştır. Üsttekiler alimler alttakiler cahillerdir. Üsttekiler zenginler
alttakiler fakirlerdir. Ben bunu niye yazdım biliyor musunuz? Hepimiz gemideyiz
diyor Ali Suavi.
Derdin ne be adam!
Derdim şu Hepsi gemideydi ve battılar.
Gerçekten neden battıklarını tarihçilerin denizin altına
dalıp dalıp çıkarttıkları materyallerden belgelerden ben de bir tarihçi olarak anlamaya
çözmeye çalışıyorum. Hep birlikte çalışmalıyız ki bir daha 93 Harpleri, Çanakkaleler,
Dumlupınarlar Sakaryalar yaşanmasın.
Uzadığı için eleştiri yazımı bir sonraki sefere bırakıyorum.
(Yazım kaldırılmazsa)