
Sonbahar geldiğinde yaprak ayrılır daldan
Ömrün
bu son faslında ne aldat ne de aldan!
Tabiat
aynasını gönül gözüyle seyret!
Zamanın
kıyısında ne değiştirir gayret?
Bu
son fasıldır belki, şimdi sonbahardayız
Ateş
denizlerinde barut gibi hardayız
Gece
gündüze gebe, leylin ahiri nehar
Bu
yol nereye varır, anlat bize sonbahar?
Zaman
yemyeşil şalı varsın üstünden atsın
Şair
ne güzel demiş, mevsim değil sanatsın
Sanki
kanın çekilmiş, sana ne haller oldu?
Hasta
mısın sonbahar, benzin sarardı soldu?
Bir
hüzzam bestesisin, hüzünlere gark oldun
Ömür
değirmeninde döne döne çark oldun
Ötekiler
duyarken bir sen işittin beni
Geride
kaldı gölgem, arkadan ittin beni
Yaza
meydan okudun, saltanatını yıktın
Muhteşem
bir tablosun, hangi fırçadan çıktın?
Üstündeki
gömleği meçhul bir el çıkarsın
Sen
ki dünden bugüne kan yaş olup akarsın
Esti
bir deli rüzgâr, savurdun ve savruldun
Hasretin
sıcağında küle döndün, kavruldun
Kucağını
açmışsın can veren yapraklara
Altından
yorgan oldun simsiyah topraklara
Mâziyi
yâd eyledin, bir âh çekip derinden
Güller
küle dönüştü hicranın kederinden
Akrebin
kıskacında zamanı aşıp durdun
Önce
tebessüm ettin, sonra ağlaşıp durdun
Renklerin
paletinde ölümün rengi sende
Bir
güneş yanığısın hayatın dengi sende
Sonbahar,
ömrümüzün nihayetisin belli!
Bu
dünyada hiç kimse kalmayacak temelli
M. NİHAT MALKOÇ