Türkçe'ye sokulan "-sel / -sal" eklerinin başına gelenler, bir dilin başına gelebilecek en sessiz ama en yaygın işgallerden biridir.
Ne tankla geldiler ne tüfekle; ellerinde PowerPoint, dillerinde "vizyon", ceplerinde "strateji" vardı.
Kapıdan içeri "duygusal" diye girdiler, kısa sürede "kurumsal" oldular, ardından "bilişsel", "algısal", "davranışsal" diye koridorlara yayıldılar.
Dil, bir sabah uyandığında kendini toplantı odasında buldu.
Eskiden duygu vardı. İnsan hissederdi. Şimdi duygusal var; hissedilmiyor, raporlanıyor.
Eskiden akıl vardı; şimdi bilişsel süreçler var.
Akıl düşünmüyor, "çalışıyor". Düşünce bile mesaide artık. Molası var, performans değerlendirmesi var, hedefi var.
-sel / -sal" ekleri Türkçeye gelince kelimeler bir tuhaf oldu. Kelimenin ruhu alındı, yerine kravat takıldı.
"Toplum" dediğin şey bir araya gelen insanlardı; şimdi "toplumsal yapı" oldu, içinde insan yok, yapı var. "Davranış" dediğin şey bir hâldi; şimdi "davranışsal çıktı" oldu, Excel'e sığıyor.
Bu ekler özellikle akademik metinlerde ürüyor. Bir cümlede üç tane görünce bilirsiniz ki hakikat oradan kaçmıştır.
"Varoluşsal sancılar bağlamında bireyin algısal dünyası..." diye başlayan bir cümle, genellikle hiçbir yere varmaz ama çok ciddi görünür.
Ciddiyetin ölçüsü artık anlam değil, ek sayısıdır.
Bu ekler masum görünür ama bağımlılık yapar.
Bir kez kullandın mı, duramazsın.
"Psikolojik" yetmez, "psikososyal" dersin.
O da yetmez, "psikososyal-davranışsal boyut" dersin. Boyut ekledin mi, mesele çözülmüş sanılır.
Oysa mesele hâlâ ortadadır, sadece üstü örtülmüştür.
Bir de bu eklerin "saygınlaştırma" gücü vardır.
Aynı şeyi sade Türkçeyle söylersen kimse ciddiye almaz. Ama sonuna "-sel" ekledin mi, bir anda otorite olursun.
"İnsan yalnız" dersen duygu sanılır. "Yalnızlık olgusu varoluşsal bir gerçekliktir" dersen tez olur.
Oysa Türkçe yalın bir dildir. Gösterişi sevmez.
Kelimeyi süsleyerek değil, yerli yerinde kullanarak konuşur. "Acı" der, biter. "Acısal deneyim" demez. "Sevgi" der, yeter. "Sevgisel bağlanma dinamikleri" diye dolaştırmaz.
"-sel / -sal" ekleri yüzünden artık kimse bir şey yaşamıyor; herkes bir şey "deneyimliyor".
Kimse üzülmüyor; "duygusal zorlanma" yaşıyor. Kimse anlamıyor; "kavramsal kopukluk" hissediyor. Hayat yaşanmıyor, analiz ediliyor.
Belki de bu yüzden bu kadar yorgunuz.
Çünkü dilimiz yoruldu.
Fazla ek taşıyor. Fazla ciddiye alınıyor.
Oysa bazen bir kelimeyi olduğu gibi bırakmak gerekir.
Ek eklemeden.
Şişirmeden.
Raporlamadan.
İnsanız biz.
"İnsansal" değil.
HİKMET KIZIL
(
Dili Sal' A Bindirip Sel' E Vermek! başlıklı yazı
hatice-kilinc tarafından
19.01.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.