İndu de haydu, çidelum,

Beğenmedun diyelum...


Ne edeceuk?

Aklıma ne düşeysun o vakit;

hançi dağa çökmüşidu

 bu duman,

hançi gaybana sevdaluk yazmişidu oni,

Ve bu hâlum hâl mi dur?

....

Sen uzaktan gelen bir kuş dilisin,

uğultun kulağımda

kaçırılmış bir hayatın öfkesi gibi eş oldu bana öfken!

Neye dur?


Bana sorma neden;

cevabını bilmediğim

 ayrılıklarım, 

sevgilerim var gülüm,

kavuşmasında bile anlam aramayan,

 arayamadığım

Suskularım...

Ha bir de baaa kuzgindur...

Bu yuregün.


....


Bazen bir otlu peynir gokusuydu tüten, azuğumdan,

bazen bir rüya govalarım

dağlarun eteklerına.

Oyle bir yeşil ku gördüğum,

bu zamana ait deeal,

Netcez indi?

Geçılar gaybolur ama gerı gelır elbet.

Biz benziyik hiçbir şeye.


Ayaz geceleri çoğdur,

 ama ateşi

bir yerden sıyırırıg, deli gecelerin

Gakgoş dizeleri Keban’a dökulur,

bir deniz olur içimiza;

ay gidar uzağa

 ama gün gerı gelır gardaş.


.....

Çocukluğum bir yün yorğanın gölgesindeydi,

koyunlar biçilirken acı çekerdim,

bir de kurbanken canlar...

yersiz insanlar sahiplenirken memleketimi

Kınalı alınların kuzuları ana özlemi...

dallarda asılı kurukafalar…

Heç unutmayacağım gurban!



.....

Meğer adı empatiymiş acının;

kedere bulanmışlardan öğrendiğim.


Sonra kaderde “bir şiir yak” vardı.

İki lafı yan yana hecelemeden dizdim.

Şairlik makamına sıçrayanları gördüm, sessiz sesdasız., bıraktığım kalemim,

O da bana kızdı haklı olarak.


.....

Yunusum...

Ne yapsın bu gönül

ey bî-vefâ dilber,

ateşin gül bahçesine döndüğü yerde?


Çeşmi nazım çölleri yeşertivirdiydi,

dikenlerim gülümden uzanıverdiydi o vakit

Dokunana değdiydi, 

hasret kalbime ağah;

kan kırmızı tomurcuk idi

 geri geliverdi

aklıma yörük yürüyüşlerim...


.....


Şiiri de severim,

annemi ve  babamı sevdiğim gibi.

Bu yol,

o nazlı bakışın

çölleri yeşerttiği yere mi çıktı?

Bilmek isterdim.

Kalemim küstü bana.


.....

Sessizlik nedir, gel de bana sor.

Söylemek dururken onca sözü,

kifayet nerede pusu kurduysa…

Aşk atletsiz gömlek gibiydi,

sırtıma yapıştı.

Kaldı bir akılda yarası...


-Dil yarasıdır bu;

ne merhem ister ne çare.

Âşık derdini tâc eder,

gâmını sermaye.-

Yol...  ???


Bir dalda açmadan ölmeyi

 gel de bana sor.

Ne anlar dünya

yaralı bir gülün suskunluğundan?

Bu fersûde âlemde,

sessizliğin içinde susarken bülbül, ötse,

Öttü...

Aaa ne

 hoş!  Ne diyor bu adam?

kime ne?


Adım adım yürüyek la,

Bir Angara havasındayız

Acımızla garşı garşıya oynayak.

Sahnede yerimiz bol, eteği dar olan otursun la!


Kalemi kırıklardan değilim

 aklı kırıklardanım



Gökkubbenin ağına uzanıp

iki tırnak arası bir yıldız koparmaktı derdimiz

Dert olmuş âleme...

Ve kimse bizi yazmadı...


Asın beni demem,

acele edin derim.


Zamanım yokluğuna giderken

bir ardıcın gölgesinde 

Ulu bir kayanın yamacına gömün beni.

Zirvelere...


Ama olsun…

iyi olsun.


Sence hangisi benim seçimim?


Rayihası Burhan eden

guzmanyaların ortasında

rengim bellidir artık.


-İstediğin şekle bürünemem.-


Ben

Bensizliği seçtim.

Fenafillahım...




İt's my life değil mi dur?


Tcpassenger_İsmail Erdoğan

( Çoban Türküsü başlıklı yazı Tcpassenger tarafından 23.01.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu