KARANLIĞIN DİLİNDE
Karanlığın dilini en ıssız gecede bulur insan…
Çünkü insanın en sessiz çığlığını
en çok duyabildiği vakittir gece…
Kapandığını sandığın kapılar usulca aralanıverir.
Sonra bir bekleyiş geçer içinden;
belki rüzgârın hırçın uğultusunda,
belki bir buğunun ince fısıltısında…
Mecali kesilmiş kalbin içindeki apansız duygulara meftun,
sessiz sessiz genişleyerek büyür gece.
Ve her köşesinden haykıran bir cümle:
Ya affı geç kalmış bir özür,
ya da tutulmamış bir sözün
havada asılı kalışı gibi yerini usul usul alıverir.
Kapandığını sandığın derin acılar,
ruhun kıvrımlarını el yordamıyla okur sanki…
Ve kırıldığın yerden bir gün
yeniden boy vereceğini
ruhuna haykırırcasına fısıldar.
Velhasıl uzun uzun dalarsın
gecenin en derin ufkuna,
tâ ki gökyüzü kendini seraba bırakana kadar…
Gece boyunca içinde küllenen ateşin
kırgınlığının üstüne
ılık bir dua olsun istersin.
Sonra yaralarınla yürümenin dilini
hayatın incitmek için değil,
büyütmek için dokunduğunu anlarsın.
Ve arkada bıraktığın geçmişini;
Kimi zaman uzaklardan gelen bir fotoğrafın kokusunda,
kimi zaman ansızın dokunan bir elin sıcaklığında,
ya da yorgun yanaklarına kondurulan naif bir busenin izinde ararsın...
Ve sen her karanlığın kendi ışığını içinde sakladığını..
Sonra insanın
en derin yarasından yeniden doğduğunu anlayarak,
Karanlığın dilinin;
insan ruhunun en hakiki tercümanı olduğunu öğrenirsin..!
GAZİ ÇAKMAK
Yazarın
Önceki Yazısı