Ben onların sonsuz mavi
Onlar parmağımda sonsuzluk
Simgesi yüzük
1 — Ergen
Annem ile babam
aralarında mesafeleri artırarak
bana yer açıyorlardı.
Bazı akşamları sokağımız
yerçekimini bırakıyordu…
Kaldırımda süzülmeye başlıyordum.
Kediler, köpekler, çiçekçiler, çekçekçiler
yanımda süzülüyordu…
Galiba çoğu zaman kapıyı açtığımda
sofralar dökülüyor,
neşe ve kahkahalar,
annem babamın omzunda kolları,
süzülüyordu…
Babam kedi huyluydu,
birazdan kıvrılıp
uyurdu…
2 — Annemden Sonra
Babam artık hiçbir şey istemiyor.
Önce yavaşladı,
ben ona yetiştim.
“Saçların uzamış oğlum,” dedi,
“Benim berberim bu şehrin en iyisi…”
Babamla eskiden aramız iyi değildi.
Şimdi arkadaşız.
Ağrısını anlatıyor,
sokak kedilerini anlatıyor.
“Mutlaka namazını bırakma,” diyor.
Belki yüzlerce kez
“Evet,” oldu cevabım.
Geçen gün sofrada sordu:
“Okulun kapalı mı?”
(okulu bırakalı yirmi yıl oldu.)
“Televizyon kapalı mı?
Evin kapısı kapalı mı?”
“Evet, hepsi kapalı baba.”
3 — Annem
Annemin okuması yazması yoktu.
Ağıta benzer uydurduğu türküler söylerdi.
Takılırdım,
sarılır öperdim.
Annemin okuması yazması yoktu.
Eğer işten yalnız dönerse paniklerdi.
Almancası yoktu,
durakları sayardı…
Ben karşılamaya giderdim.
Göçmen düşmanlarına lafım var da
burası yeri değil…
O benim meleğimdi.
Ben onun en sevdiği oğlu…
Öyle derdi.
4 — Ben
Ben annemin adını ve çiçekleri yazan
kalbim.
Ben annemin gözleriyim; ah, gözden
kaybolunca…
Ben annemin bir türlü bitiremediği
kareli kazak yakasıyım.
Ben babamın adını ve aşkı yazan
minik elim.
Limanlarımı kaybettiğimde sisleri
sildiği paltosunun koluyum.
Ben işlemediğim şeyler için ah
çırpınan bir yalıkuşuyum.
Annemin eteklerine tutunanım,
babama koşan yara- bere içinde- parkayım…
Denk düşünce okuyan herkese teşekkürler. Berlin...