Ben Sırt Çantama Sığarım
Bütün gün alışveriş yapmak için dolaştığı hâlde akşam eve döndüğünde kendini hiç de yorgun hissetmiyordu. Salonun ortasına satın aldığı çadırı kurdu; tüm yol malzemelerini bir bir dizdi. Tırnak çakısı ve iğne ipliğe kadar her şeyi hazırdı. Malzemeleri toparlarken bir kez daha gözden geçirmeye dikkat ederek her şeyi tek tek özenle sırt çantasına yerleştirdi. Uyku tulumunu ve çadırı sıkıca dürüp kılıflarına sokarken gene Can Dündar’ın bir yazısından kalıntılar zıpladı beyninde:
“Geçenlerde bir sohbette laf yoldan yolculuktan açılınca bir dostum 50. yaş günü için hazırladığı plandan söz etti. O yıl çocuklarının en küçüğü de üniversiteyi bitirmiş olacakmış. İşte o gün üç arkadaşıyla birlikte bir tekneye atlayıp dünya denizlerine yelken açmayı tasarlıyordu. Tam bir yıl gezecekti. Genellikle başkaları için harcanmış yarım asrın sonunda tamamen kendine ayıracağı bir yıllık molanın hayaliyle heyecanlanıyordu.
Onun bu heyecan verici düşünü tartışırken, bir başka arkadaş, “benim motosikletle Uzakdoğu’ya kadar açılma planım var” dedi. O da emekli olduğunda kendisiyle aynı düşü paylaşmayan eşini geride bırakıp bir motorun selesinde yollara düşecekti. Ancak sofradan gelen bir soru hayallerini belinden çatlattı.
"Motor iyi de, BAVULUNU NEREYE KOYACAKSIN?"
Doğrusu can sıkıcı bir soruydu. Öyle ya, ömrüyle birlikte bavulu da doluyordu insanın. Motor terkisinde özenli giysilere, cilt kremine, makyaj çantasına, sıcak suya, soğuk içkiye, masa örtüsüne, koltuk ve televizyona yer kalmıyordu.”
*
(Gezginci Virüsü)
Latin Komünist Devrimi’nin karizmatik gerillası Ernesto Che Guevara 23 yaşındayken yakın bir arkadaşıyla birlikte motosikletle Güney Amerika’yı dolaşmayı kafasına koymuştu. O yaşlarda tıp fakültesini bitirmek üzereydi. Giderken okulunu, ailesini ve aşkını ardında bırakacaktı. Sevgilisine veda armağanı olarak bir köpek götürdü. Adı, “Geri Dön” idi. Günlüğüne o anki duygularını bir Latin şairi ağzından yazdı.
"KALBİM O DİLBERLE YOL ARASINDA
SALINIYORDU BİR SARKAÇ MİSALİ..."
Günlük sonrasını şöyle bitiriyordu:
“Ağzımda veda etmenin yarı acı yarı tatlı kalıntısıyla kendimi yeni diyarlara kalkan serüven rüzgârlarına teslim ettim”
*
Bir kez yollara düşmeye gör. Derhal bir yaşam biçimine dönüşmeye başlar yollar. Teker döndü mü bir kez, geri dönüp yerleşmek kendini terk etmeye benzer. Motosiklet Günlükleri’ni okuduktan sonra bu yolculuğun sonuçta neden Ernesto’nun hayatına mal olduğunu sezer oldum; “gezgin savaşçı virüsü” girmişti kanına. Fidel Castro ile tanışıp Küba Komünist Devrimi’nin hizmetine girdi. Devrim zaferinden sonra sıra koltuğa oturmaya gelince yerleşik yaşamı bu virüs yüzünden reddetmiş olmalı. Başka diyarların dağlarında öldürülünceye kadar yolculuğunu komünist devrim gerillası olarak sürdürdü
*
Fidel kaldı ve devlet adamı oldu. Ernesto gezgin devrimciliği seçti ve öldürüldü. Komünizmin başarı bayrağı olamadıysa da, hayallere özgürlük bayrağı oldu. Bugün ölümünden bunca sene sonra adına şarkılar yakılıyor, resimleri gömleklere, şapkalara, çarşaflara basılıyor ve genç odalarının duvarlarını süslüyorsa, bu ondaki gezginci ruhun “kapitalist medeniyet kafesini” parçalayan isyanına duyulan özlemin tutkusundandır. Gene de Ernesto’nun dondurmasını bile yaparak bu tutkulu özentiden kapitalizm kârlı çıkmaktadır.
Bu özlemin gideriliş sırrı, geçmişin sorumluluğunu ve gelecek kaygılarını bir kenara sıyırıp, bavul tıkıştırmadan, önünü ardını ince eleyip sık dokumadan ufukların ardına kapatılmış zamanlara doğru açılabilme yiğitliğidir. Bunun için uzak diyarlara gitmeye de gerek yoktur; insan oturduğu yerde bile böyle bir yolculuğa çıkabilir. Yaş ne olursa olsun, hayallere doğru sadece kendinden sorumlu bir özgüvenle yolculuğa çıkmanın düşüncesi bile insanı mutlu kılmaya yetiyorsa, doğrusu bavulu denize atıp arkaya bakmadan yola koyulmaya değer…
*
Âdem sırt çantasına bakıp, “benim kanıma gezgin savaşçı virüsü girmiş olamaz; çünkü ben maceraya değil kendimi gezdirmeye çıkıyorum; kendimi koluma takıp ‘bavulumu’ döke saça yürüyeceğim” diye aklından geçirirken, “Ben sırt çantasının içine sığarım; bendeki sadece yol virüsü” dedi gülümseyerek.
Bir tek günlük defterleri kalmıştı elinde; onlar da kalın mı kalındılar hani. Günlükleri sırt çantasının büyük cebine sıkıştıracaktı ki birini elinden düşürdü. Almak için eğildiğinde gözü açılan günlüğün sayfasına takıldı… Öylece dikilip ayakta okumaya başladı. Sanki etrafındaki her şey saygıyla geri çekilip boşluğa asılı kalmıştı. Okumayı bitirince “Vay be! Ne sevmiştim kara kızı; cızz etti içim” diyerek yavaşça koltuğuna çöktü. Günlüğü kapatıp kırılabilir bir eşya gibi özenle sehpaya bıraktı. Canı fena halde sert bir içki çekmeye başlamıştı. Hazırda olsaydı hepatit-C falan dinlemez kesin bir kadeh içerdi şimdi. Onun yerine kalktı kendine sert bir kahve yaptı. Kahvenin kokusu içki isteğini gidermişti her nasılsa. Ağzına bir parça sade çikolata atıp kahvesini yudumlamaya başlayınca çocukluk anılarını daha belirgin çizebilmeye başlamıştı. Duygularının heyecan hazzını sonsuza dek içine kapatmak istercesine günlüğü alıp arkasındaki boş sayfalara geçti ve yazmaya başladı:
*
“Yirmi yıl sonra da birlikte olalım” diye yazmışsın. Okudukça çocuk yüzlerimiz günlüğün sayfaları arasından çıkıp ‘sobe’ diyor arkamda kalan ruhuma. Sararmış sayfadan sana bakarken harfler gözlerime zıplayıp iki damla gözyaşımla birlikte halının üstüne döküldüler… Anıların özlem okları gözlerimi kapatan hayalinden kalbime batmaya başladı. Camdan içeriye giren ışık, masanın bacakları, açık penceredeki erik dalı uzay büklümleri gibi dönüyor göz çevremde; dizimi ovalayan elimin şekilsizliğine anlam veremez oldum. Cisimlerin aykırılığı etime batıyor. Dayanamadım kuytuları eşelemeye başladım. Eşeledikçe elime gelen her bir nesne terk edilen anıları çıkardı karşıma. Eski bir kitabın sayfaları arasında saklanan kırk yıllık yonca yaprağı, tazelik günlerinin anılarını özlüyordu.”
*
Muharrem Soyek
Ben Sırt Çantama Sığarım başlıklı yazı M. Soyek tarafından
13.11.2017 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.