Totemi hayatın bölge sınırları dışındaki dış dünya ile etkileşimi yoktu. Totem alan izoleydi. Doğada beslenici sağlama yapan yerdi. Totem düzenli sağlama yapıcı ortak paydayı belirten yönetim imgesiydi. Ortak paydaya ilişkin girişmeler grubun ortak aklını ve grubun ortak bilincini belirleyen nesnel koşullar dinamiğiydi.


Totem grup bu ortak akıl girişmeleri ile üreten ilişkiler içine girecekti. Üreten ilişkilerin temelinde ortak akılla ortak yapabilirlik vardı. Ortak birim zamanlı konfigürasyonlar vardır. Üreten grup içi ilişkiler, grubu dışa açılmaya zorladı. Grubu kendisi gibi üreten diğer grupla etkileşim yapmaya zorladı. İttifakı takasları ile grubu ürün değişimi yapmaya zorladı.


İşte izole grubun ilk kez dış dünya ilişkileri içine girdiği bu ilişkilere, ilk ittifaklar veya ön ittifaklar diyoruz. İlk ittifaklar üreten ilişki bazlı ilahi ahd ittifaklarıydı. İlahlar üreten hem cinslerdi. İlk ittifaklar uygarlığı yaratan, üreten eşitler ittifaklarıydı.


Oysa köleci ittifaklar biat etme, vergi alma veya ganimet edinme ile mülk sınırlarını belirten savaş ittifaklarıydı. İttifakın biri üretmeyi ve ürün takasını kendisine girişim eksenli çevrim yapıyordu. İlahi ittifaklar üretim hareketi başlatan iki grubun uygarlık başarısıydı.


Köleci ittifaklar mülk sahibi belirleyiciliği içinde kendine mal-mülk yağmasını ve askeri güç kullanmayı öngördü. Köleci ittifaklar savaş sonu galip ve mağlupların ittifaklarıydı. Aradaki farkı sezmek; ganimetçi dinleri ve günümüzü anlamak için çok çok önemlidir.


Tarihin ikinci ittifakları köleci, ganimetçi, fidyeci, fetihçi olmak üzere köleci ittifaklardı. Hangi köleci ittifakı ele alırsanız alın şura, şura; şuna verildi. Burada yılda şu kadar vergi alınacak, Şehir üç gün yağmalanacak diyen ittifaklardı.


Köleci ittifaklar mülk sahibini tanıyıcı ve mülk sahibini tanıtıcı “Ben ki Rum elinin, Diyarı Bekir ’in... sahibi sultanlar sultanı, hakanlar hakanı, hükümdarlara taç VEREN, ALLAH’ IN (MÜLK SAHİBİNİN) YERYÜZÜNDEKİ GÖLGESİ (zıllullahım)” diye başlayıp “Sen ki Fransa vilayeti kralı Fransuva ‘sın diyen hitapla biten mülk sahibi olucu, köleci ittifaklardı.


Köleci sistem mülk sahibine sığınmacı, kulluk düzenle köleci ittifaklardı. Kulluk, bağlılığı ifade eden, inanç eksenli grubun budun olma, millet olma ittifaklarıydı. Abram ı millet gibi. Nemrut milleti gibi. Milleti yapılarda ortak payda, mülk sahibi kişiye taat, itaat biat, kulluğu idi.


Yani ikinci ittifaklar dediğimiz köleci ittifaklar; ortak aklın, ortak bilincin, üreten izole dönemdeki kolektif aklın ortaklaşması yerine, toplum dışı üretmeyen bir mananın kimi kişilere sınırsız mülk veren El mana inanışıyla meşrulaşıp mülk sahibine taatle tapınıştır.


Köleci ittifaklar kulluk düzenliydiler. El ittifaklı inanç ve iman eksenli ittifaklardı. Köleci ittifaklar üreten ilişkilere tabii nesnel girişmeler değildi. Somut, nesnel, ortaklaşa üreten ilişkilerin zorunlu kullanım ve zorunlu tüketim değerini esas alan ilahi ittifakı girişimleri gözlerden ırak edip; kişisi El adına yapılan ittifaklardı. Bu ittifaklarda kölecilik doğacaktı.


El ‘in insanlara verdiğini söylediği malı mülkü, geri yeryüzünü El mülkü yapan savaşlardı! Sömürü, gasp, talan eksenli somut paylaşımlardı. İlahi ittifakların hiç birinde; çapul, talan, ganimet, savaş, mal mülk ele geçirme görülmez.


İlahi ittifaklar dıştan ittifaklara giderken totem tabulu, tutucu sosyal direnişle karşılaşmıştı. İttifak etme işi üreten ilişkilerden ötürü doğuyordu. İttifak üreten manaydı. Tutuculuk totemi tabulardan doğan içten korunma amacı güden dirençle manaydı.


Üreten kolektif akıl totemi tabudan ayrı ve farklı bir düşünüştü. Totemi tabuya karşı ya bir yol bulacaktı. Ya bir yol yapacaktı. Üreten kolektif akıl totem kardeşi olma, totem kardeşten doğma ve totem kardeşlerden süt emme gibi üç totem düşünceyi küstürmeyecek şekilde tapınak kadınlığını bulmuştu. Totemi mana kardeşler arası ilişki ve temastı.


İki ilahı grup ne kardeştiler, ne birbirinde süt emiştiler, ne de kardeşler arası temas kuralına uymuyordu. İşte yol bu tabu düşünceye göre bulunacaktı. İşte bu yol üç tabu düşünceyi içeren manaya göre yapılacak bir yol olacaktı. Üreten kolektif akıl bu üç tabuya hitap eden nesnel bir düşünüş şekliyle tapınak buluşması denen mana yöntemini bulmuştu.


Bir kavramı, kendi öncesinin şartlarına göre oluşan anlamıyla bileceğiz. Köleci sistemden geçmişe doğru bakıp köleci kavramlarla kendi öncesini anlamaya çalışırsak başaramayız.


Nitekim başaramadığımız için de tapınak kadınlarının yaptıkları göreve köleci mantıkla bakınca tapınak kadını olsa olsa fahişeydi deriz! Kısacası ilahi ittifakların önünde sosyal mana anlayışlı tapınak kadınları vardı. Köleci anlamıyla yanlış söylenen, yanlış öğretilen tapınak fahişeleri vardı.


İzahtan da anlaşılacağı gibi yanlış anlamıyla ifade edilen ittifak öncesi ve ittifak içi kadın fahişeliğine hiçbir şekilde bugünkü köleci anlamı verilmez. Tapınak kadınlarına verilen şimdiki köleci “anlamı galatla” fahişelik denmesi yerine tapınak buluşmaları denmesi gerekirdi.

8

Tapınak kadınlığı iki karşıt grubu, hem kardeş yapıyordu. Hem karşıt grup arasındaki oluşan kardeş hukuku ile temas etmeyi ortaya koyuyordu. Hem de doğan melez çocukları paylaşım sonrası emzirmekle; emzirilen çocuk emziren kadının ilahi grup aiti oluyordu.


Tapınak buluşması yeni ve ittifakı dönemin ilişkisiydi. Tapınak buluşması üreten dönemin temas ettirici fiiliydi. Tabu anlayışına uyarlanmakla yeni ittifakı içlerine sindirme adımıydı.


Tapınak buluşması totem döneminden ilahi döneme doğru geçiş dönemi ilişkisiydi. Tapınak buluşması dönemin ilk kurumsallaşmasıydı. Tapınak kadınlığı ittifakı dönemin sosyal bir kurumuydu. Nesnel takas süreci bu sosyal kurum anlayışının katalizörlüğüyle ortaya çıktı.


Tapınak buluşmasına tapınak fahişeliği demek tarih bilinci olmaması demektir. Tapınak fahişeliği demek uygarlığı başlatacak olan tarih bilinci olgularını yok saymak demektir.


Tapınak fahişeliği demek tarihsel bir karartmadır. Tapınak fahişeliği söylemi böylesi yanlış anlamlarla galatı meşhurlardan olmakla, bilinmezce mitsel söylemli destana dönüşmüştür.


Fahişelik köleci sistemle ortaya çıkacaktı. Fahişelik kolektif paydada yoksun kalan sefaletin kendi bedenini bir mal karşılığında trampa etme işiydi. Bugünkü köleci deyimle fahişelik rızkı kıt verilen veya nafakası verilmeyen kişilerin, kendi beden satıcılığıydı. Bunun tapınak kadınlığı ile nasıl bir amaç benzerliği var anlayan beri gelsin. Birisi ulvi. Birisi köleci toplumun illeti ve zilletidir.


Köleci sistem ortaya çıkmadan önce; kendisini yoksul bulup da; kendisini mal veya bir eşya karşılığın da satan fahişe kavramı yoktur. Ve ilk ittifakı dönem içinde mülk sahibi ve mülki yoksunluk gibi köleci şartlar ortada olmadığı için mal karşılığı fahişeliğin bilinmesi de olanaksızdır.


Tapınak buluşmaları totem dönem sonuna doğru ve İlahi dönemin başlangıcı içinde grubu adına kendisini grubuna feda eden ulviyetle saygınlığı olan kadınlardı. Tıpkı bugün kendini vatana feda eden anlayışımıza kısmen benzemekle, tapınak buluşması yapan MANA, ilahi ittifakların sosyal manalı başlangıç koşuluydu.


Tapınak hizmeti veren, fedakarlıktı. Ve grubu eliyle seçilmiş meşruiyetti. Halbuki fahişelik meşruiyet değildi. Tapınak kadınlarına asla fahişe denmezdi. Araştırıcıların yanılgısı bu.


Ya da fahişe kavramı ilk kez ittifakı başlatma hareketi içinde kullanıldıysa bile; fahişelik söylemi içinde mal veya para karşılığında kendisini satar olma anlamı hiç yoktu ve o dönem de kendini mal karşılığı satma fiili asla bilinemezdi.


Tapınak buluşması yapan fedakarlık ve kurumsallaşmanın ilk örneklerinden biri olan tapınak kadınlarına Natidum kadınlar denir. Şimdiki fahişelikle uzaktan yakında ilişkisi yoktur. Bir kadın normalde grubuna çocuk verir ve doğurduğu çocuğu emzirirdi.


Natidum kadın gruba çocuk vermez, tapınağa çocuk verirdi. Tapınak gruplar arası ortak ve yasak bölge olmanın güvenliğiydi. Doğuran natidum kadın çocuğu emziremezdi. Çocuk emzirme çocuğun aidiyetini belirleyen manaydı. Çocuk paylaşılınca o payı olan tarafın emzikli kadınlarınca emzirilirdi. Köleci deyimle doğuranın sütü çocuğa murdar ve haramdı.


( Avram 7-a başlıklı yazı birisi-hickimse tarafından 18.01.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu