El, ilkin kolektif alan gibi Paydaşlı ortakları olan bir ortamın içinde; “mülk sahibi”  olma kurnazlığını ifade eden fikirleri taşıyan söylemi, bir inanç olarak ihdas etmişti.

MÖ. 1500ler de El monarşini oligarşi “tekil mülk sahibi El“ anlayışı olarak yavaş yavaş yeni bir monoteist i anlam ile devlet ve imparatorluklar içinde    ihsas oluyordu. Bu monoteisti oluşum biryandan da giderekten imparatorlukların kendi politeist ligini tevhitçi anlayışa dönüşecekti.

Sümer li Zisudra, Akad lı Ubartutu oğlu Ut-Napiştim kolektif paydaşlı süreç için de “özel mülk” sahipliğini savunan ilahi grubun ilk sürgünleri yaşayan geçmiş anların bilinç uzantısı olmalıydılar.

Geçmişin kolektif toplumuna değin bu anı sal hikâyeler yazılı kaydı olmaksızın hem ilahi düzen içindeydi. Hem de köleci anlatıma göre köleci toplum içindeydi. Özel mülkiyetçi süreç yaşanmakla köleci düzendeki Pandora’nın kutusu açılmıştı. Kötülükler almış başını gitmeye başlamıştı.

İlahi anlatıma göre köleci kötülükler karşısında eski kolektif düzene rücu etme istekleri nedenle; özel mülkiyeti savunanlar sosyal ortamı kasmasınlar diye kötücül düşünce temsilcisi olan kişi sembolleri; sembolik hikâyelerle yer altına gönderilmek gibi türlü yaptırımlarla anlatılmışlardı.

Özel mülkiyetçi düzeni savunan mülk sahibi köleci anlatıma göre köleci sistem içinde kötülükler almış başını gitmişti. El kötülüklerin sebebini insanların El (tanrı) söylemine uymamalarında buldu.

Yine Sümer köleci ittifakının El ‘i olan tanrılar, işsiz güçsüz oluş şikâyetinden, emeğinin karşılığını alamama gibi şikâyetlerden, insanların eğlence gürültülerinden çok rahatsız olmuşlardı vs. Bu nedenle tufan veya yer altına gönderme anlatımları ortaya çıkmıştı. İkinci bölümde belirtildiği gibi her masal insanların ihtiyacı olan bir cevabını karşılayan anlatımlardı.

Aslında bu hikâye kolektif alanda özel mülkiyetçi alana geçişin travmalarını anlatışlardı. Özel mülkiyetçi çatışmacı fikrin tohumunu taşıyanlar ilahi gruptan ayrıldı. Veya tohum fikirli söylemin çelişkileri nedenle bu kişiler ilahi ittifak içinde kovuldular.

Böylece çok gelişmiş ittifakı kolektif yapı becerileri ile donanmış olmakla sürgün yiyen grup, ilahi yapı içinde tufan denen anlatımlarla ayrılmış olmalıydılar. Sümerler Mezopotamya’ya geldiklerinde kerpiçler kesip ev yapacaktı.

Sümerler Mezopotamya’ya geldiklerinde kanal yapıp bataklığı kurutacak kadar gelişmiş toplumsal yapı bilincine sahiptiler. Demek ki göçer olarak Mezopotamya’ya gelen Sümerler kolektif yapıdan ayrılmış olmalılar diye düşünmeden edilemiyor. Ayrıldıkları yer nereydi, onlara ne oldu bilmiyoruz.

Eğer Sümerliler 6000 yılında Mezopotamya’ya geldilerse bu göç sel gelişten sonra günümüzden 4000 yıl önce bu hikâyeler yazının icadıyla birlikte yazılı kayıt altına alınmıştı. Yani köleci ensi ve patesi oluşumlarının geçmiş hafızaları göç eden olaydan en az 2000 yıl sonra köleci anlayışa göre düzenlenmekle yazılı kayıt altına alınmıştı.

2000 yıl sonra yazıya aktarımı yapılan eski ve yeni anlatımların eski kolektif hafızanın şöyle böyle hatırlamaları bile çok çok zordur. İşte yazılı süreç öncesinin olayları, çok çok sonraları yazılı süreç içinde köleci mantığa göre düzenlendi.

Sözlü gelenek içindeki kolektif anlatımların köleci mantığa göre düzenlemesi yapıldı. Köleci mantığa göre düzenlemesi yapılan kolektif anlatımlar yazılı kayda geçti. Geçmişin kolektif mana söylemli karşılığı olan anlatımlara kendi sözlerini karşılık yapmakla kayıt altına alınmışlardı.

Zaten dini kayıtlar da böyle değil miydi? Dinler hep kendi öncesine göre düzenlemelere karşılık olan atıfla kendi sözlerini söyler olmakla kendi sözlerindeki anlam genişlemesini yapmaktadırlar.

Zisudra ve Utnapiştim anlatıları çağlar boyu ısıtıp ısıtıp günümüze kadar köleci yapının önüne kondu. Bu tür hikâyeler köleci aklı besleyen köleci membaı düşüncenin temelini oluşturdular. Bu travma hikayeler geçmişte kolektif alan içinde sürgün oluşun anlatım malzemeleriydi.

Biraz açıklarsak yukarı kavramı bilinen bir aşağıya göredir. Büyük kavramı bilinen bir küçüğe göredir. Yakın söylemi bilinen bir uzaklığa göredir. Köleci sistemin ortak tanımazlık söylemi de geçmişteki bir ortak tanıklık söylemine karşıydı. Mülkün sahibi söylemi, geçmişteki kolektif mülk sahipliğine karşı söylenmişti.

Köleci yapı içindeki insanlar kendi öncesini düşünemiyorlardı. Düşündükleri ise mevcut duruma göre onlara ütopik ve uçuk geliyordu. Veya bu düşünmelerle günah işlediklerini zannediyorlardı. Anlatılan köleci söylemleri kutsal bir tabu olarak koruyorlardı.

İşte Zisudra, El vari düşünceleri nedenle kolektif alan dışına göç verip sürgün yemenin arkaik kolektif bilinç uzantısı olmalıydı. Zisudra anlatısı köleci El problemleri içinde, köleci problemlere göre harmanlanıp söylendi. Zisudra köleci disiplini ifade etmenin ilk köleci hikâyesi olmalıydı.

Çünkü bu dönemlerde MÖ. 3750’lerde veya 3500’lerde bahsedilen süreçlerin Nuh (Zisudra) tufanı içinde anlatıldığı gibi ne tanrı inancı vardı. Ne de o dönemlerde monoteist bir tanrı bilinci vardı. Bu dönemler bir yandan ittifakların oluşumunu içeren girişmelerdi.

Bir yandan da El ahit ittifakını tamamlamış monarşin El sürecinin dışa doğru huruç edip başka El toprağını ele geçirme; dönemleriydi.

Şüphesiz ki köleci sistem içinde köleci değerlerin korunmasına matuf biçimlenişlerle Mısır da Oziris’in yargılaması gibi Sümer’de de ölmeden önce veya ölünce yer altına giderek hesap verme anlayışları gelişmeye başlamıştı.

Ama henüz hesap verici bu anlayış MÖ: 1200‘lere doğru yargıç bir tek tanrı bilincinin gelgitleri içine sokulmamıştı. Yehova bile tam bir tek tanrı ve evrenin tek tanrısı değildir.

Yani El in ilk ortaya çıkarılması işi veya El ‘in ilk oluşturulması işi; ya da El ‘in ilk kurgulanma biçimi; nitelikli bir kolektif alan sıçramasının arifesi içindeydi. El fikri çok gelişmiş olan İlahi ittifakların üs sel yansıması içindeki yansımalardan sadece bir akissin eseriydi.

Çok gelişmiş bir ön ittifak içinde her tür bencilliği çalışmadan tatmin etmenizin emrinize hazır olan bir durum olduğunu rahatlıkla görebiliyordunuz. İş bunu dile getirecek kurnaz ifadeleri ortaya döküp algı yaratmaya kalmıştı.

Kolektif alanın inkişafı, kolektif alanı El inancı üzerinde, enfekte etmeye hayli müsaitti. Kendisine ortak tanımayan özel mülk sahipliği söylemi El inanç ahitleriydi. Yani köleci El ittifaklarıydı)”

( Tanrı Fikri 5 başlıklı yazı birisi-hickimse tarafından 1.03.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu