Evrensel yasaları yok edemezdiniz. Ama evrensel yasaların kimi kurallarını biraz geciktirmekle; biraz çabuklaştırmakla sürece yön verebilirdiniz. Örneğin, havada ağır bir nesneyi yere düşürmeden olgu ve olayları uçurabilmeniz böyle bir yön vermeydi.
İşte El de kolektif alana mülk sahibi gözü ile bakmanın ürünü olan enfeksiyonlu bir süreçti. Kolektif yasaları geciktirip, çabuklaştıran kolektif yasaları mülkiyetçi esasa göre eğip büken insan düşmanı kulluk zihniyetli bir sistemdi.
El kolektif yasaları şöyle eğip büküyordu. Mülksüzlere kolektif emeğinin karşılığı olan kolektif bir emeğe göre üretim yaptırmıyordu. Kolektif güçten yoksun kılınan kişilere emek gücüyle ürettiriyordu. El çalışana emeğin değil kölenin yarın yeniden iş başı yapacağı bir tedarikçi emeğin, karşılığını veriyordu!
Burada iki tane tuzak vardı. Birinci tuzak yoksulları kolektif üretim gücünden yoksun kılmakla mülksüzleri iş yapamaz, iş muhtacı haline getiriyordu. Böylece kolektif güç yoksunu mülksüzler üretim gücü ile girişmekten (iş yapmaktan) yoksun bırakıldılar. Mülksüzler mülk sahibine iş bulma, iş arama eksikliği ve ezikliği içinde köle veya kul yapıldılar.
İkinci tuzak ise mülksüzleri kolektif kapasiteden, kolektif emekten, kolektif dayanışma ve kolektif faydadan yoksun kılmakla mülksüz bırakılan köleler karşılığı ödenmemiş iş gücüne karşılık boğaz tokluğuna bir payın ödenmesi tuzağıydı.
Böylece modern köle karşılığı ödenmeyen fazla emek gücü ile mal-mülk sahibi olan efendi El ‘ine artı değer üretiyordu. Güya El; kar, anapara getirisi olarak bu sömürüyü meşru eden bir anlayışla anamalcının huzur hakkını sağlıyordu.
El, tuzak içinde tuzaktı. Enfeksiyon ve tuzak böylece kurulup; yeni süreç bu El inancı üzerine dallanıp budaklanacak ve biçimlenecekti. Yeni yeni kulluk formasyonları oluşturulacaktı.
Gidişat bugünkü enfeksiyonlu köleci bağlama doğru evrilecekti. İşte geleceğin ilk tanrı figürüne bu “mülk sahipliği anlayışı motif olacaktı”. İlerleyen köleci sistem içinde ilk tanrı biçimleniş motifi de El ‘dir.
Ama El asla tanrı değildir. Daha henüz El ‘in panteonları, monarşik mutlaklığını, oligarşisini, hesaba çekmesini, cennet cehennem gibi ruhsal baskılı manevi azapları vs oluşmamıştı. Tam bir ganimeti fetihçi hükmü, hakimiyeti oluşmamıştı.
Daha sonra bu özel mülkiyetçi çatışmacı hassalar, unutulmaz köleci yapı taşı olup köleci paylaşımı oluşturmasıyla birlikte bu tarz köleci söylemler “mülk sahibi” ifadesi biraz vurgu olarak gerileti. Yani kulluk sanki mutlak olan bir kabul üzerinde algılanıp tartışıldı.
Yine “mülkün sahibi” söylemi; mülkün sahibi söylemindeki üssel açılımların dehşeti ile birlikte anılacaktı. Mülksüzlüğü ön gören mülk sahibi polarizasyonundan kaynaklı sadaka, lütuf, iyilik, rızk, gasp, darp, hırsızlık türünde mülklü-mülksüz çatışmalı üssel yansımalar ortaya çıkacaktı.
İşte mülkün sahibine göre oluşan özgün köleci düşünce yansımaları kapsamında olan günahkar, had cezası, hırsız gibi söylemler eşliğinde mülkün sahibi söylemi birlikte anılır olacaktı.
“Mülkün sahibi söylemi”; suç-ceza, haram-helal, sadaka, iyilik, ahlak gibi kendi üssel durum yansımalarını ifade eden söylemleriyle “mülk sahipliği” söylemi kendi arasına bu üssel yansımalı ifadelerle; düşünce, eylem türü biat, taat, itaat, ibadet gibi zaman mekan mesafelerini koymuştu.
Araya zaman mekan mesafesi alan kulluk anlayışların ortama sokulmasıyla “mülk sahibi” söyleminin yansımaları “mülk sahibi” söylemini gürültüye getirip pekiştirdi.
İşte bu türden yansımalara göre El adil, El hakem, El hakim, El mülk, El rızk, El mağfiret, El rahim, El rahman gibi bambaşka El özelliği olan sıfatlar sayılmak sureti ile “Tanrı anlayışları” ortaya konacaktı.
Örneğin El ’ohim rahman rahim sıfatlarıyla kendi milletinden olanlara (yahudilere) acıyan, merhamet eden, onların koruyup doyurulmasını isteyen tanrı figürüydü.
Yehova, kendi milleti olanlara (din inanıları olanlara) vaat edilmiş topraklar veriyor. Başka milletlerin bu arzı mevut yolunda tarumar edilip yağmalanmalarına göz yumup öldürülmesinde, köle edilmesinde mahsur görmüyordu!
El ‘ohimin acıyan, bağışlayan sıfatları mülk sahibi olma kaynaklı kötülüklere, kin ve fitneye karşı değil, aksine onları "mülk sahibi" kavramıyla muhafaza ediyordu. Kendi muhafazası kaynaklı tüm olumsuzlukları acıma, merhamet, sabır vaadi ile yatıştırıyordu. Sefaleti teskin ediyordu.
Yazarın
Önceki Yazısı