İnandığım pencerelerim vardı…
Bakınca,
göreceğimi sanırdım geleceğimi…
İplik gibi inceldim yağmurlarda…
Sadece…
Ah, sevdiğim renklerim vardı,
Şimdi;
Gidip gitmemek arasında kalan
Kalbim — Orta Doğu’da bir nehir —
Sevdiklerini gelmesinden umutsuz,
Boynu bükük bir şehir...
Yunus’tan sevdiğim dizeler vardı,
Sarı çiçeklerle bezenmiş bir günlük…
Ben sendeki o sarışınlığı sevdim,
Eğilip 𝘬𝘪𝘳𝘱𝘪𝘬𝘭𝘦𝘳𝘪𝘯𝘥𝘦𝘯 öp𝘦𝘳𝘦𝘬 𝘨𝘦ç𝘦𝘳𝘥𝘪𝘮
uçsuz çö𝘭𝘭𝘦𝘳𝘥𝘦𝘯, 𝘷𝘢𝘩𝘢 𝘵𝘶𝘵𝘢𝘳𝘥ı 𝘦𝘭𝘪𝘮𝘥𝘦𝘯
İyi şeyler düşündüğümde o an,
İçimde bir derin kuyu… ve ben…
Şiiri tek bir cümle göstermeden
bitiririm…
Siyah giysi, her ayrılığı kutsallaştırır…
Sadece senin yüzünü bilmiştim,
gönül coğrafyamda, yüzündür…
Dereler, dağlar, bilmediğim alemler…
𝘠𝘢𝘣𝘢𝘯𝘤ı 𝘨𝘪𝘣𝘪𝘺𝘪𝘮 gittiğim ofiste ve
kendi bir artı bir evimde bile…
Ah, gönül kitabını kapatsam da,
hafızamda ezber cancağızım…
Dalına dönen yaprak gibi hatıralar…
Seni unutmak mümkün mü, söyle…
Elimdeki kelebeğin kanadı koptuğu
için ağlarım,
Seni, ruhumu sırılsıklam edecek
kadar benim için 𝘢ğ𝘭𝘢𝘥ığı𝘯ı 𝘩𝘢𝘺𝘢𝘭
Ederdim
Pencere, duvar, kornij, boş odalar…
Kalemle çizerek seninle 𝘥𝘰𝘭𝘥𝘶𝘳𝘮𝘢𝘬
isterim tüm boşlukları...
Her yeri dolduran alaca karanlık gibi…
𝘏𝘦𝘳 𝘬𝘢𝘭𝘱 𝘬𝘢𝘱ıdı𝘳 𝘴𝘢𝘩𝘪𝘣𝘪𝘯𝘪 𝘣𝘦𝘬𝘭𝘦𝘳
Anıların sembolik, naif bir fotoğraf…
Not bırakmadan çekip gitmiş köşe
Martıların sessiz 𝘥𝘶𝘢𝘴ı..
Neden kiraz ağaçlarına tırmanıyor
Geceye bakan kirpiklerde o nem…
Sevip de kavuşamayanları sağ sanma—
Onlar ölüdür, cancağızım…
Denk düşünce okuyan herkese teşekkür ederim.