
Saçları…
Neyse, saçları işte—
o an
içime işlemiş kül gibi,
saçında aşağı yukarı savruluyordu.
Artık adını andığımda çıkma…
Kırılıyorum—
O özleyince—
ah, iki kere özlüyordum.
“Gitme” diyordum…
Gidince
ben senden iki kere
fazla gidiyordum.
Bir barut fıçısında kalbim—
biliyorsun,
ben biraz imhayım.
İlk—
şu otobüs durağında
durmuştuk.
Bakışlar havada uçuşmuş,
eller birbirine değmişti.
Göz kapaklarımız
müttefik gibi inmişti.
Biz bir rüzgârmışız—
kapıya hiç vurmayan…
Süpürülmüş sarı yaprakların
arasında dolaşan
hışırtı sesi…
ve ne yapacağını bilmeyen…
Şimdi adımız sessizliğe
Sarılmış toz zerresi…
Tamamlanmamış alamet…
İncelmiş, havada eriyip giden
Bulutlara yüklenmiş Bellek…
Bir şehri yakmak isteyen!
Kalbime bir kıvılcım yeterdi—
şehir beni yakardı…
Senin gözünden bakınca;
kırıldığıma kırılıyordun
— seviyordun.
Sen benim en güzel yaramsın…
Bilmiyorsan kanarım.
Denk düşünce okuyan herkese teşekkür ederim... Her nerede okuyorsanız.
Şair gider şiirler hoş bir seda kalır...