Hava iyice kararmış, şehrin ışıkları yanmaya başlamıştı. Ayşe ise balkonda gökyüzünün rengini almış çamaşırların mandalla olan tutkulu aşklarını tek tek sonlandırmakla meşguldü.  İşini bitirip içeri girdi. Sepette hepsi nasıl da rengarenk oluvermişti. Dalmıştı iyice. Annesinin sesiyle kendine geldi.     
 
"Kızım kapı çalıyor duymuyor musun? Ellerim yağlı sen aç"

"Tamam anneciğim sen işine bak. Hemen açıyorum." 

"Kim o demeden sakın açma kızım" 

"Of anne of. Bana dünkü çocuk muşum gibi davranıyorsun!"  

Ayşe kapıyı açtığında annesi son söylediği sözü tekrarlıyordu. 

Ardından Semiha Hanım "Kızım ses versene. Gelen kim?" diye cümlesine devam etti. 

Ayşe dudaklarını kıpırdatamıyordu. Daha doğrusu hiç bir uzvunu  oynatamıyordu. Karşısında, hayatında daha önce hiç görmediği bir  adam, işaret parmağını dudağının üstüne koymuş ve ona susmasını ima ediyordu. Kocaman olmuş gözbebekleri; adamın maskeli yüzünden aşağıya doğru kaydı ve açık kahverengi  gömleğinin üzerindeki kan lekelerinde dondu kaldı.  Gözlerini kapatıp, yeniden açtı. Karşısında geniş omuzlu, hafif göbekli bir adam duruyordu. Gördükleri için "Bu kötü bir kabus olmalı diyordu" içinden. Fakat gözünü her açıp kapatışında görüntünün değişmediğini fark edince bacakları titremeye başladı. Adam, bir anda kapının aralığından  takriben kırk beş numara büyüklüğündeki ayağını içeriye doğru atıverdi. Öbür ayağı daha eşikteyken Ayşe, dış kapıyı hızla örtmeye çalıştı. Fakat adamın kaslı kollarıyla kapıyı yeniden itişi ve eşikteki ayağının içerdekinin hizasına gelişi bir oldu. Adam, daha sonra hiç arkasını dönmeden kolunu geriye  doğru götürdü ve dış kapıyı usulca kapattı. 

Adam,  anlık şoku üzerinden atıp imdat çığlığı atmaya hazırlanan Ayşe'nin sanki düşüncesini okumuş gibiydi. İncir yaprağı büyüklüğündeki  ellerini Ayşe'nin ağzının üzerine kalın bir bant gibi kapattı ve kulağına "Sakın yanlış bir şey yapma. Yoksa gözünün yaşına bakmam" dedi kısık bir ses tonuyla.  

Ayşe'nin çenesi titriyordu. Gözünün kenarından ince bir çizgi halinde akan gözyaşları yanaklarından damla damla yere akıyordu. 

Adam, banyonun yerini sordu. Ayşe, adamla birlikte  bir kaç adım attıktan sonra banyonun kapısını yavaşça açtı. 

Adam, banyoya girip kapıyı örtmeden önce kafasını dışarıya uzattı ve "Birazdan kapının zilini polisler çalabilir. Kesinlikle açmayacaksın. Daha sonraki günlerde de olur da gelirlerse ve beni tarif ederlerse  "Ben böyle bir kişiyi ömrümde görmedim." diyeceksin. Ardından   "O aptal gözyaşlarını da çabucak sil! Ağlayan kadınlardan nefret ederim" dedi dişlerini sıkarak. 

Ayşe'nin vücudu buz kesilmişti. Avuç içiyle gözlerini ovaladı. Soluk alış verişleri gittikçe artıyordu.  

Ayşe'den ses seda gelmeyince Semiha Hanım mutfakta alelacele yağlı ellerini yıkadı. Yakın gözlüklerini tezgaha koydu ve romatizmalı bacaklarını ova ova antreye geldi. 

"Kızım deminden beri sana sesleniyorum. Kim geldi diyorum neden cevap vermiyorsun?" diye sordu. Ayşe toparlanmaya çalıştı. Burnunun akmaması için sürekli içine çekiyordu. 

Ayşe'nin annesi bir terslik olduğu sezmişti. 

"Kızım yavrum ne oldu? Yoksa ağladın mı sen?" 

"Hayır anne! Nereden çıkarıyorsun bunu! Kapıyı açtım kimse yoktu. Sanırım yaramaz çocukların işi. Zile basıp kaçtılar herhalde". 

Semiha Hanım pek inanmamıştı ama daha fazla da üstelemedi. Abdest alıp namazını kıldıktan sonra kızının ağzını aramayı düşündü. Banyoya doğru ilerlerken Ayşe hemen önüne çıktı. 

"Anne dur! Nereye gidiyorsun"

"Ne biçim soru bu! Kızım delirdin mi sen! Önümden çekil çabuk! Namazımın vaktini kaçıracağım senin yüzünden"

Kendiliğinden açılan banyonun kapısı Semiha Hanım'ı on karış havaya zıplatmıştı.  Yabancı adam, elindeki silahı ikisine birden doğrultup onlarla birlikte salona doğru süzülüvermişti. Semiha Hanım'ın nutku tutulmuştu. Eli, gümbür gümbür çarpan kalbinin üzerindeydi. 

Aynı sözleri Semiha Hanıma da söyledikten sonra yatak odasına doğru girdiler. Kapının arkasında üçü de birbirinin yüzüne bakıyordu. 

Uzunca bir bekleyiş başlamıştı. Saatler birbirini kovalıyor ama kapının zili bir türlü çalmıyordu. Ayşe ve Semiha Hanım kapının zilinin çalması için dua ediyor, adam ise izini kaybettirdiği için Allah'a şükrediyordu. 

Bir kaç saat sonra adam yerde sürünerek pencere kenarına geldi. Kadife perdeyi hafifçe araladı. Dışarıda büyük bir sessizlik vardı. Bir süre daha çevreyi izledikten sonra dış kapıya doğru yöneldi. 

"Bana bakın! İstersem şuracıkta ikinizi de öldürebilirim. Fakat bunu yapmayacağım. Eğer konuşursanız  ne yapar eder gelir ikinizi de ziyaret ederim. Yalnız bu sefer ki gibi şanslı olmayabilirsiniz. Öbür dünyaya geçişiniz gayet seri olabilir!" 

Dış kapının sessizce kapanmasının ardından Ayşe ve Semiha birbirlerine sıkıca sarıldılar. İkisi de hüngür hüngür ağlıyordu. Semiha Hanım birden kendine geldi ve  kızını bırakıp dış kapının sürgüsünü çekti. Vestiyerin üzerindeki ucuna nazar boncuğu asılı anahtarlığı alarak hızlıca dış kapıyı kilitledi. 

Evin diğer odalarının perdelerini de sıkı sıkıya kapattılar ve bir köşeye büzüştüler. 

Esrarengiz adam ise gecenin karanlığına sakladığı gövdesinden sanki kendi de korkuyor gibiydi. Sokak lambalarından, hatta gölgesinden bile kaçıyordu. Daha sonra hiçbir çocuğun olmadığı bir parkın önünde durdu.  Salıncakta sallanan kendi çocukluğu, hemen yanı başındakiler ise annesi ve teyzesiydi. Sonra sallanmaya başladı. Arkasını döndüğünde teyzesini gördü. "Teyze hızlı sallama ne olur. Bırak beni!" diyordu.  Birden her şey yok oldu yine. Adam sokakların arasında kayboluverdi. 

Ertesi günün sabahı  kahvaltı için bir gram ekmekleri  olmamasına rağmen Semiha, kızını bakkala göndermedi.  Fakat  Semiha'nın dönen başı onları dışarı çıkmaya mecbur etmişti.  Doğruca eczaneye gittiler. Kapıdan içeri girdiklerinde Bekir Bey gülümseyerek "Buyur Semiha Teyze. Nasılsın?" diye sordu. Ayşe "Annemin başı dönüyor da" dedi telaşla. 

Bekir Bey, Semiha Hanım'a dönerek "Siz biraz dinlenin. Ne de olsa yol yürüdünüz. Beş dakika sonra tansiyonunuzu ölçerim" dedi gülümseyerek. 

Bir süre sonra içeri iri yapılı bir adam girdi. Elindeki reçeteyi uzattıktan sonra hararetli hararetli konuşmaya başladı. 

"Ne günlere kaldık. Şehrin göbeğinde cinayet işliyorlar. Şu alt sokakta oturan teyzenin kumarbaz yiğeni para istemek için gelmiş. Kadıncağız parasının olmadığını söyleyince  de öldürüvermiş" 

Bekir Bey daha ağzını açmadan  Semiha Hanım "Peki yakalamışlar mı?" diye sordu heyecanla. 

Bekir Beyin kendisine uzattığı ilaç poşetini sıkıca tutan adam "Katil sanki hayalet gibi yok oluvermiş. Ekipler, o sokaktaki bütün evleri aramışlar.  Ama maalesef adamın izini kaybetmişler. Aramaya devam ediyorlarmış. İnşallah yakalanır" dedi kaşlarını kaldırarak. 

Semiha Hanım ve Ayşe'nin dudaklarından aynı sözcük dökülüverdi "Allah'ım İnşallah yakalanır!"

Semiha Hanım'ın kalp atışları daha da yükselmişti. Bekir Bey, Semiha Hanımın tansiyonunun çok yüksek olduğunu görmüş ama belli etmemişti. Hemen arkasını dönerek telefona sarılmıştı. Çok çekmeden gelen ambulans Semiha Hanım ve Ayşe'yi en yakın hastaneye götürmüştü. 

Semiha Hanım çakır gözlerini açtığında biricik kızı Ayşe başucundaydı. Doktorların verdiği dil altı hap ve serum nihayet olumlu etkisini göstermişti.  

İkisinin tedirgin suskunluğu tam bir ay sürmüştü. Çok kez polise gidip olayı ihbar etmeyi düşündüler. Fakat her seferinde içlerindeki korkuya yenik düştüler.  Semiha Hanım, bu süre içerisinde kızına belli etmeden içine pek çok gözyaşı döktü. Bir zamanlar dış kapının kilidi aynı yastığı başına koyduğu rahmetli eşiydi. O varken kendini ne kadar da güvende hissederdi. O günden sonra kapılardan hep korkar olmuştu.   

Bir akşam televizyondaki haber ikisinin de elindeki kaşığın  aynı anda yemek masaya düşmesine neden olmuştu. 

Spiker şöyle diyordu. 

"Kumar oynamak için istediği parayı vermeyen teyzesini acımasızca öldüren İzzet Ş. isimli şahıs aradan geçen bir ay sonra  tekrar teyzesinin evine girmeye çalışırken kıskıvrak yakalandı. Polis sorgusunda suçunu itiraf eden şahıs son derece pişman olduğunu ifade etti. Neden tekrar olay yerine geri döndüğünü sorduklarında ise "öldürdükten sonra çantasından aldığım paraları geri yerine koymak için" dedi.  Sanık, ilk duruşmada, akli dengesinin yerinde olup olmadığının belirlenmesi için  Adli Tıp Kurumu'na gönderildi.
 
Ayşe ve Semiha'nın sevinç çığlıkları odayı doldurmuştu bile. Fakat çok geçmeden kahkahaları bıçak gibi kesilivermişti. Çünkü kapı çalıyordu. Bir süre birbirlerinin gözlerinin içine baktılar. Ayşe, "Anne adam yakalanmış. Kapıyı açmayacak mıyız?" diye sordu. Semiha Hanım kapıya doğru ilerlerken bu sefer de Ayşe "Kim o demeden kapıyı açma anneciğim" diyordu gülümseyerek. 


Aysel AKSÜMER 

(Öykümü güne gelmeye layık bulan Değerli Seçki Kurulu'na ve sevgili dostlarıma teşekkürlerimi sunuyorum. Sevgi ve saygılarımla.)
( Kim O başlıklı yazı AyselAKSÜMER tarafından 11.08.2011 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu