Bakışlarının o bitmek bilmeyen rüyasına mahkumum,
Öyle bir hapis ki bu;
Her kelimen fırtına koparır içimde,
Her susuşun derin bir varoluş...
Yollarım sana varmazsa eğer,
Attığım her adım, vardığım her menzil ziyan.
Ben aslında hiç yazılmamış o şiirim;
Hep senin bir sözünün kıyısında asılı kalan.
Zaman denilen o acımasız çark,
Öğütüp dururken koca bir ömrü...
Yalvarırım, bir bakışınla durdur bu devranı.
Sanki ezelden fısıldanmış bir ahdimiz,
Mühürlenmiş bir sözümüz var gibi;
Sana feda olsun damarımdaki her damla,
Sana kurban olsun bu can.
Dağlasınlar bağrımı kelimelerinin ateşiyle,
Ben ki; feryadımı, sessiz çığlığımı duyuramadım sana.
Ne tabip anlar bu dertten, ne lokman şifa yazar;
Bütün ağrılarımı dindirecek tek ilaç,
Yüzünde açacak o küçük tebessümdür.
Sitem etsem, taşlar dile gelir de ağlar halime;
Hala bir vuslat muştusu yok mu ellerime?
Deryalar mürekkep olsa tükenir,
Yine de yetmez seni anlatmaya.
Çünkü ben senin adını,
En kutsal hayallerimin tam ortasına nakış gibi işledim.
Vatanım da sensin, gurbetim de...
Sen yoksan tütmüyor gönül ocağım, buz kesti her yanım.
Hicranın pençesinde kıvranan bu yürek,
Sadece senin sevda bucağında soluklanmak ister,
Sadece sana sığınmak...
Aşkın en saf, en arı halini döktüm ortaya;
Gönül bahçemde boy veren o ümitleri,
Yedi iklim, dört köşede arayıp durduğum o nurlu cemali...
Göstermez misin artık bana?
Özge İdil Özen
İstanbul