İki vakitli bir türküydük, giderken yarım bıraktığın. Farkına vardın değil mi, girerken o çukura geride bıraktığın sesimin canım acıtıldığında ne kadar da tiz çıkabileceğini, Temmuz sıcaklarında.
Dışında bırakıldığımız bir oyunun niye korkardık bilmem ki egemenlerinin gücünden. Korkuyu ti'ye alarak mı aldık intikamını kaybedenlerin bu oyunun kazananlarından… Bundan mıydı Tuncay, kahkahalarımızın gürlüğü ve gücü yüceltenlerin bizden iki kat korkması Bundan mıydı ki be güzel kardeşim adım bile atmadığın cami avlusunun, sen giderken bu gün, senin için dolup taşması?
Ne çok zulamız vardı bizim körpecik ciğerlerimizi dumanla doldurup bodrum katlarında el yazılarımızla pankartlar hazırladığımız ve basılıp basılıp, biz yazmadık diye yemin billahlar ederek kafamızı gözümüzü kırdırdığımız. O gecelerde içilen çayların tadını bir daha hiç alamadık neydi ki bizim dem diye demliğe kattığımız?
Kötü çocuklardık biz be Tuncay… Gece yarıları evden kaçıp hırsızlık yapmadık evet ama üçün beşin kurşunlarla delik deşik edildiği her duvar dibine nasıl da aşinaydık. Gökkuşağı rengine kin ve korku sürülmüş zamanlardı normaldi, diyeceksin sen belki şimdi ancak ben hatırlamıyorum çaldığımız hiç bir kapının açılmadığını ya da yüzümüze kapatıldığını? Yanakları al al iki tombul çocuktuk işte sonuçta, değil mi?
İnanamıyorum, diyordu Nazan öğretmen gözyaşlarında kavuşmaları çürütürken. "İnanamıyorum öldüğüne! " Bense ilk defa inandım galiba bu gün ölümün hiç de son olmadığına…
Çoğunu tanıyamadım sana gelen misafirlerin yanımda olsan isimlerini yine tek tek kulağıma sayardın beni mahcup etmemek için… Seni kıskandım bu gün, gururlandım evet ama biraz da kıskandım, biliyor musun? Ne çok kişide merhaban kalmıştı ve sen gidebiliyordun… Okuldan erkekler vardı gelenler arasında ve her birisi bacımız kızlar. Bizim hiç sevgilimiz yok muydu Tuncay?
Eylül kokusu vardı sesinde insanların Otuz yıl kadar sonrasında bile bakışlarında Eylül kokuları vardı. Gülüşünün sıcaklığı vururken resminden yüzümüze titrek bir kumaş gibi o sevecenliğin aktı yüreğimize. Bu defa başardın kardeşim, bir kaç saatliğine de olsa başardın bu gün, sen o sisler bulvarından hepimizi tuttun çıkardın.
Hatırlıyorsun değil mi, ne çok sarhoş olup deli poyrazlar gibi içimize akıttığımız göz yaşlarımızı? Değişen sokaklar ve yüzlerdeki avareliklerimizi ve çektiğimiz bayrakların direkleri yıkılırken bir bir türkülere medet diye sarıldığımızı, unutmadın değil mi?
Söyle be hadi deli boran, nerdesin şimdi! Gözyaşlarım gözüme dökülüyor, görmüyor musun sahi? Bu Temmuz başımıza bela mı be bizim, niye sevmiyor bizi! Sensiz nasıl çıkacak içimizde yaktığın ateşin dumanı isi?
Anladım artık hoşça kal demenin zorluğunu sen gidip, ben kalırken kara şafaklara meyilli bir dünyada anladım, tamam; peki! Gece kanatlanırken salkım söğüt yapraklarında kırlangıç olup yön bulmanın zorluğunu anladım İyi de Tuncayım, bizim iddiamız bu değildi ki!
Tuncay, son söz nasıl söylenir ben bilmiyorum abi. İsli bir tavada pişirip, bir baş soğanla önüme koyduğun ve doymadığım, doyamadığım etin tadı gibi hatırlıyorum ben seni Zamanın benden çalıp, seni de içine aldığı bir oyunu sanki bensiz oynuyormuşsunuz gibi siz şimdi. Gülüyormuşsunuz gibi ulan işte bensiz o kirli tavayı silip süpürmüşlüğüme, ikiniz de gülüyormuşsunuz gibi…
Sen istiyorsan tek başına söyleyerek git şimdi. Benim sesim gitti Tuncay, benim sözüm bitti. İki vakitli türkünün sonu sayende geldi.
Korsan gösterilerde yer yer tizleşse de sesim Kalınlaşıp, sonra kısıldığını tek bilen sendin ki insanın içinden tutuşan bir ateşin yağmurla söndürülemeyeceğini de bilirdin. O an, yağarken son defa İstanbul semalarından sırf beni susturmak mıydı bilmem niyetin… Susturdun be Tuncayım, susturdun. Bir türkü de sen yaktın ki kül kokulu yüreğimde bu gün sonra sen bile söndüremedin...
02 Temmuz 2011'de, bir yangında o bırakıp gitti, tıkanan ciğerlerimize.
Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
İki Vakitli Bir Türkü başlıklı yazı HimmetAYGÜT tarafından
07.07.2011 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.