Önce nâmını duydum, sonra da karşılaştım
Sırayla meydan kurup hodri çekiyormuşsun.
Alışkanlık etmişsin; her önüne çıkana
On dörtlü hece ile kurşun sıkıyormuşsun.
Abartsa da dostlarım, cevvalim bu hususta
Geçmişte harcamıştım çok dişli bir kaç usta
Mülayim dizelerim, anında eder susta
Hırslıymışsın duymuştum, fena takıyormuşsun
Hırs özümde yoktur da inadım var; inattır
Senden gelen tehdide karşı gönlüm rahattır.
Taşlama yetmiyormuş, ne biçim saltanattır !
Meyve veren ağacı kökten söküyormuşsun
Meyve veren değil o, aşılanmamış çördük
Şunca yıl bu gözlerle, bir bilsen neler gördük
Bir usta el vermeli, yoksa kalacak güdük
Avokado yerine çalı dikiyormuşsun
Armuttur, yabanisi, sana layık iyisi
Eleştiri pişirdi, oldum merkep seyisi
Madende karartmadık, bu saçları abisi
Padoktan hipodroma, erken çıkıyormuşsun ;)
Ne incindi kalemim, ne kırıldı ne sustu.
Madendeki görevin sanıyorum casustu
Eğitimli olduğun duyduğum bir husustu;
"Otur yavrum" der denmez, hemen çöküyormuşsun.
Epey araştırmışsın, kim bu gökdeniz, belli
Adımını atarken, dikkat et bundan kelli
Komandoyduk askerde, sanmayasın bedelli
Duydum cevap beklerken, abdest döküyormuşsun
Hikmetîyim, gönlünü hep gözetmek isterim
Bundan sonra ne zehir, ne tuz atmak isterim
Er geç anladım seni, el uzatmak isterim
Aslında bülbül gibi dostluk şakıyormuşsun.
Dostluk de canımı ye, akan sular durur ki
Beslemezsen dostunu, boyun büker, kurur ki
Yüze gülüp ardından, gıybet öyle vurur ki
Duydum sen adım adım, dostluk dokuyormuşsun