Millet ne der, insanlar ne düşünür diye hiç düşünmeyin bence. Hatta gidin gündüz gözüyle binin salıncağa, kaykaya, tahterevalliye. Doya doya eğlenin, mümkünse çocuğunuzla birlikte. Çünkü insan büyüdükçe çocuk olmaktan değil, başkalarının gözünde nasıl görüneceğinden korkmaya başlıyor. Ama korkmayın.
Bırakın bakan baksın, anlamayan anlamasın. Sizin için küçücük bir mutluluk olan şey, bir başkasına anlamsız gelebilir. Olsun, herkesin içinde kimseye anlatamadığı bir çocukluk özlemi var. Kiminin hiç sahip olamadığı bir oyuncağı, kiminin binemediği bir salıncağı, kiminin de yaşayamadığı bir çocukluğu...
Hayat zaten yeterince ciddi, yeterince yorucu. Büyümek dediğimiz şey de sanki bütün güzel şeyleri kendimize yasaklamakmış gibi davranıyoruz. Gülmek için bir sebep, eğlenmek için bir yaş, mutlu olmak için birilerinden izin bekliyoruz. Oysa salıncağa binmenin yaşı mı olur? Bir kaykaya binmek, çimenlere uzanıp gökyüzünü seyretmek neden yalnızca çocuklara yakışsın?
Belki de büyümek, içimizdeki çocuğu susturmak değil, yıllarca susturduğumuz o çocuğun elinden tutup ona geç de olsa istediği hayatı yaşatmaktır.
Bu yüzden kendinize bir iyilik yapın. İçinizden salıncağa binmek geliyorsa binin. Bir oyuncakçıda çocukken alamadığınız oyuncağı görürseniz ve imkânınız varsa alın. Kimseye açıklama yapmak zorunda değilsiniz. Her mutluluğun mantıklı bir açıklaması olmak zorunda değil.
Çünkü yıllar geçiyor, çocuklar büyüyor, hayat akıp gidiyor. Bir gün dönüp baktığınızda keşke dediğiniz şeylerin arasında, başkaları ne der diye yaşayamadığınız küçücük mutluluklar olmasın.