Cevaplar (4)
Şairler bunu çok yapıyor. Hiç görmediği, tanışmadığı birine güya aşık oluyor, ardından da ayrılık şiirleri yazıyorlar.
Bazen insan gerçekten yaşamadığı bir şeyi bile kendi içinde yaşayabiliyor. Belki de özlediğimiz şey kişi ya da yerden çok, zihnimizde ona yüklediğimiz duygudur. 🌿
Bunu ben de düşünmüştüm. Bildiğimiz bir meyveyi ya da yemeği canımız ister. Bilmediklerimizi canımız istemez. Çünkü bilmiyoruz.
Peki cenneti ya da cennetin içindekileri niçin isteriz? Sadece imani bir mevzu olsa ( kitaplar ve petgamberlerle bildirilmiş olması) yeterli olur muydu istemeye?
Öyle sanıyorum ki, bu imani mevzunun çok daha derininde.
Bilmediği bir meyveyi, yemeği canı çekmeyen insan cenneti istiyorsa bu onu bildiğinden ötürüdür.
Bence de insanın bazı şeyleri aklıyla bilmesinden daha derin bir tarafı var. Belki de hiç yaşamadığımız hâlde bazı şeylere duyduğumuz özlem, tarif edemediğimiz bir tanışıklık hissinden geliyor. Çok güzel bir noktaya değinmişsiniz. 🌿
İnsan hiç görmediği yerleri, insanları özler lakin onları tanırsa özler ve sever..
Belki de bazı şeyleri tanımak için illa görmüş olmak gerekmiyordur. İnsan bazen hiç gitmediği bir yere, hiç tanımadığı birine bile nedensizce yakınlık hissedebiliyor. Özlemek de biraz böyle gizemli bir şey galiba. 🌿
İnsan bilmediğini tanımadığını tarif edemediğini özleyemez sevemez çünkü karşılığı yoktur varlık aleminde..
Ozlemekten ziyade hayalinde bir şehri canlandırır özenir geçmişi ise bilmediği için merak eder diye düşünüyorum
Evet, aslında özlemekten ziyade özenmek ve merak etmek daha doğru galiba. Bilmediğimiz bir geçmişi özlemekten çok, nasıl olduğunu merak ediyoruz. 😊