Ankara'da karlı bir sabah..
Önümde Leyla'mın Mecnun'una yazdığı mektubu..
Dışarıda "Başbuğlar Ölmez" nidaları..
Aklımda şehid edilen askerler,savcılar,öğrenciler..
Yahyalar,Gülmezler,Kirazlar,Fıratlar...
Gönlümde ise yalnızca sen..
Ben ki yıllarca gönlünü uyuşturmak için aklını araç olarak kullanan adam, şimdi senin sevdanla aklımı da kaybetmişim..
Mecnun olmak aklını kaybetmekse eğer,ben de Mecnun olmalıydım. Ama heyhat ki senin sevdiğin Mecnun değilim..
Hatta Leyla'm Mecnun'luğumdan bile haberin yok senin..
Hatta Mecnunluk avarelikse eğer Ankara'nın sokaklarını sevdandan adım adım ezberlediğimden de haberin yok..
Aşkın ile nasıl yandığımdan,geceleri ağladığımdan,sigaraya tekrar başladığımdan da haberin yok..
Şimdi sevdiğin adama yazdığın mektubu okuyorum. Anlıyorumki bu dünyada herkese bir pay biçilmiş..
Senin payına Leylalık sevdiğin adamın payına Mecnunluk düşmüş..
Benim payıma düşen ne sevda ne de aşk imiş.
Benim payıma düşen kutlu bir davada kutlu bir ölümmüş..
Tıpkı Ruhi Kılıçkıran gibi.
Tıpkı Dursun Önkuzu gibi.
Leyla'm sen yeterki Mecnun'unla mutlu ol.Bu vatanın evlatları mutlu olsunlar diye Türk milliyetçileri canlarını vermekten asla geri durmayacaklar..
Tıpkı Muhsin Yazıcıoğlu gibi.
Tıpkı Fırat Çakıroğlu gibi.
04.04.15