Sevgi bir duygu çeşididir. Kısaca ilgi göstermeye yönelten duygu anlamına gelir. Birçok anlamı içinde barındırır. Kardeş sevgisi gibi, şefkat; yemek sevgisi gibi, zevk; spor sevgisi gibi, tercih; ya da etkilenme, eğilim, düşkünlük, meyil, hayranlık, tutkunluk, bağlılık, dostluk, ilgi vs. anlamları vardır. Biz burada sevgiyi genel anlamda sorgulayacağız. Herhangi bir şeyi neden severiz? Sevmek nedir? Sevgi nasıl olur? Bir şeyi sevmek, onun varlığını istemek ne anlama gelir?

Yaşayan her şey sevgi ürünüdür. Yaşayan derken, cansız varlıkları dışlamıyoruz. Bu bir dil yetersizliği, aslında her şey canlı ve yaşamakta. En basit kum tanesi bile trilyonlarca atom içeriyor. Atom dediğimiz de, her şeyin yapı taşları olan küçük “canlı”lardır. Atomlar elementlerin küçük birimleridir ve birer sevgi ürünüdürler. Atomun çekirdeğinde proton ve nötronlar bulunurken, çekirdeğin çevresinde elektron bulutu vardır. Bunların farklı sayıdaki birleşimleri elementleri, elementler de bizleri meydana getirir. Atomları da bazı parçacıklar meydana getirir. Kuarklar, leptonlar, bozonlar gibi parçacıklar atomları oluştururken, kendilerinin de bazı parçacıklardan oluşması muhtemeldir. Uzun lafın kısası, bizi oluşturan temeller sevgiyle örülmüştür. Sonsuza dek uzanan birleşimler zincirinin ürünüyüz. Kuark, bozon, proton, element, bileşik, doku, organ, insan birbiriyle kaynaşmış yapı taşlarından oluşur. Onlar birbirini sevmese, birlikte olmasa görünürdeki şeyler olmazdı.
Küçük yapı taşlarından bahsetmişken, büyük yapı taşlarını da unutmamak gerekir. Bireyler aileleri meydana getirir. Ailemizi severek insanın bize yakın kısmında sorumluluk üstleniriz. Hayatı sürdürmek için kendimize yakın kimseleri severiz. Bu hayati bir iştir. Sevgi olmasaydı, birey olmazdı, toplum olmazdı, insanlık ve hayat olmazdı. Büyük ailemiz toplum da sevgiyle örülmüştür. İnsanlar birbirini sevmeseydi toplumsal iş bölümü olmazdı. Sevgi sayesinde insanlar bir işte çalışarak diğerlerine yardımcı oluyor, diğerleri de onun ihtiyaçlarını sağlıyor. Bu sayede doğadaki mücadelemiz barışçıl bir hale gelebiliyor. Tek başımıza güvenlik, barınma, beslenme ile uğraşmıyoruz; toplum olarak birlik olup iş bölümü yapıyoruz.


Sevgisizliğin nedenini sorduğunuzda tarihi bir olay, bir ifade, ya da anlayış farklılığı öne sürülüyor. İşte burada felsefe ihtiyacı doğuyor. Sorgulamayan, düşünmeyen insanlar, kötü insanlarca nefretle dolduruluyor. Ona anlatılanla yetinen insanlar, zararlı bir şey yapmasa dahi cehalete ortak oluyor. Hayatın kimseye düşmanlık yapamayacak kadar geçici bir yer olduğunu fark edemiyor. Halbuki evrenin temel nedeni, sevgi, her yanımızdayken; nefret aramak neden? Tek yapacağımız şey, nefret veren her şeyi sorgulamak. Böylece varlığımızı tehdit eden herhangi bir unsura dahi sevgi ile yaklaşabilecek, hepimizin ortak yanı olan sevgi ile, nefretin verdiği aşırı stres ve doluluk olmadan herkes için iyi olanı düşünebileceğiz.