
‘’cezbetmişti
insanları muhteşem güzelliğin,
eşi benzeri
olmayan coğrafi özelliğin.’’
halâ İstanbul
mu diyorlar sana?
yazık ki çok çok
yazık.
sahi;
senin neren
İstanbul’a benziyor?
eskilerden
kalma birkaç eski yapı mı?
onlar bile çoktan
yontulup başkalaştı,
rastgele
dikilen gökdelenler arasında,
sıkışıp esir
kaldı.
nerede o tarih
kokan yüksek surların?
nerede o plak
sesleriyle inleyen coşku dolu sokakların?
nerede süslü
kaldırım taşların?
nerede
hanların?
nerede hamamların?
saplanmış
ciğerine yerli yersiz fabrikalar.
yok etmiş
ormanları kötü niyetli eller.
yeşillikler
içinde meyve bahçelerin nerede?
hani her biri
farklı yükseklikte birbirinden güzel tepelerin?
nerede o
farklı kültürlere has güzel insanların?
nerede meşhur
balıkların?
nerede dillere
destan derelerin?
nerede o
sayfiye yerlerin?
nerede o güzel
sesle okunan ezanların?
sahillerde
birbirinden güzel koyların,
nerede mavinin
en güzeli boğaz suların?
hangisi kaldı
elinde?
pek çok
kötülük bulunur şimdi gönül bahçende.
sen artık
İstanbul olamazsın.
sana
hayallerimin şehri diyemem,
sende yaşamak
istesem korkarım beceremem.
bakma senin
için de yaşayanlara!
her birinde
bir sıkıntı bir bıkkınlık…
senden
usanmadılar ey İstanbul!
küsüp isyan
ederler senin bu hallerine.
sefa sürmek
isteyen boğaza nazır yalılarda,
zenginlere has
eğlence mekânlarında.
sığınır sana karnını
doyurmak isteyen,
adını
bilmediğimiz pek çok ülkeden gelen.
sığmıyor artık
ne araç,
ne de insan
seli.
kimi dar,
kimi geniş
sokaklarına.
bir garip
şehir oldun anlaması zor.
gelen korkarak
alışır,
sonrasında
ayrılmakta zorlanır.
ne olurdu hep
eski halinle kalsaydın!
ziyaretçilerine
güzelliğini sunsaydın.
benim hayallerimin
İstanbul’u değilsin artık.
sen bile hasretsin
o eski İstanbul’a.
ondan sana
sadece bir ismin kalmış,
o isimle
anılan nice eser,
yetim kalmış şimdilerde
sahafların elinde.
yazık ettiler
kültürüne,
geçmişine,
asaletine.
yazık ettiler
Dünya güzelliklerine.
‘’bu hale mi
gelecektin ‘’AZİZ’’ İstanbul?’’
Mehmet Macit
27.05.2010
Güncelleme
27.12.2024
İzmir/Dikili