Yüreğim Seni Çok Sevdi
En azından kendimi hatırlıyorum…
Gordonlu saatin altında elinde sarı güller,
İçinde kelime öbeklerini güden bir adam!
Küçük mutlulukları gocuk misali sırtımıza geçirip
Kabadayı hüzünleri paraladığımız zamanlar.
Cinsel sapkınlıklarını halka açık yaşayan ergenler
Ve bizim toz konsa yüzümüzü kızartan o büyük sevda!
-en azından kendimi hatırlıyorum
bir salıncağın sessizliğinde sesine nasıl savrulduğumu
en azından kendimi
çocuksu gülüşlerimi boynuna
pelesenk yaptığımı
bir uçurumdan nasıl uçmaz bir kuş hatırlıyorum.
Güven dediğinin Savaştepe'nin demiryolları olduğunu mesela
zaten hiç olamayacak bir sevdanın içinde
kül olmaya nasıl ağaç olduğumu
en azından kendimi
gelemediğimi, gelemediğini..
Bana şiirler yazdıracak kadın!
Bu şehri dökülen saç telleriyle aydınlatacak kadın…
Yüreğin tükenen adımlara açılan uçurum,
Yüreğin aşılmaya cürret edilmeyen patika,
Yüreğin ürkek ceylanların gezindiği kara parçası.
Tek ben geçtim üstüne basa basa!
Bu yüzden en güzel melodileri fısıldadın kulağıma
Seninle yitirdim belleğimde annemin söylediği tüm ninnileri!
-bana şiirler yazdıran adam!
yeşil bir ülkenin hayaliyle beni ayakta tutan adam
yüreğinin güvensizliğini arşınladığım
çırılçıplak kaldığın benliğinde
seni kendimden doğururmuşçasına bir isim koyduğum
kendini uyutamadığın o gecelerde
seni beklediğim mırıltılar
duymuştun onları değil mi sahi gerçekten?
İstasyon kenarına demirlemiş vagonlar gibiydik seninle.
Çokça yer açmıştık insanlığın unuttuğu canlara.
Ekmek ve su yeterliydi güzel hayaller kurmak için
İyi dileklerimizi kar tanelerine düğümlemiştik
Güneşin kötü kahkaha attığını hesaba katmaksızın.
Islak kaldırımlarda çürüdü onurlu bekleyişimiz.
Kağıt paraların büyüklüğünden bir haber
Madeni paralarla kandırılan bayram çocukları gibiydik.
-hangi vagona koyduk umutlarımızı söylesene
hangi istasyonda kaybettik tavlanın
o beyaz taşını
oysa siyaha da kabuldü kırılganlığım;
bitirmek için değildi asla,
yeniden sesi olurdu iddiaların
belki bir inat uğruna da olsa
bırakmazdık kendimizi köşe başlarında
Yaşadığımız şey kuyruk acısı bunu kabullenelim evvela.
Karşıdan muazzam duran bir hayatın
Çürümüş yanını soluyoruz yıllardır.
Onulmaz yaraları nimet gibi kuşanmışız ruhumuza
Hala zafer umuduyla saklanıyoruz devrim türkülerinin ardına.
Tek tek avlıyorum beraber gördüğümüz düş sürülerini
Yoksulluk saçıyorum bereket kokan toprağın bağrına.
Sigaram tütüyor, hala aynı şarkı çalıyor radyoda
Yollarım çamur çapak içimde bir mevsim soykırıma uğruyor.
-bitti evet.
15 yıl sonra soruyorum tekrar kendime
neydi kuyruk acısı diye bu bahsi geçen
birbirine yürümeyecek kadar eksik
sevgisine tutanamayacak kadar yaralı
güvenemeyecek kadar kırgın
bostanlı sahilinde gizlenemeyecek kadar özgür
tophaneden bakamayacak kadar korkaktık.
oysa Çınar ağacının altında kaçak bir çaya tamam değil miydik?
Şimdi gözümüze kaçan her toz
Antibiyotiklerle kesilmeyen her acı
Bu asık suratlı dünyaya lanetler yağdırmak için yeterli.
Tek bir soru beynimde, kalın puntolarla kazınmış
Biz de gider miyiz bir gün; umursamadan ardımızda kalanları?
-bilirsin hastane kokusudur üstümdeki
hiç görmedim ilacın yaraya merhem olduğunu
ama sana dair daha umut dolu bir kız çocuğu gördüm
aynı salıncakta
annenden yoksun boynunda uyur
küçük elleriyle telkinler seninde kalbin
biliyorum zamanında aynı kitapı tuttu elimiz
aynı öyküyü dinledik çınar ağacına dair
sonumunuz aynı olacağından habersiz
kim bilir bir gün
aynı çınar ağacının altında
yanında kızınla birlikte aynı kahveyi içeriz
tek bir cevap gelir tüm zamanlardan sonra vedalaşırken
yüreğim seni çok sevdi.
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.