Akşam erken iner bu şehre,
Zeytinlikler karardı mı yokuşun yamacında,
Bir efkâr basar ki sorma...
Can evimden vurulmuşum,
Dört yanım puşt zulası, dört yanım hicran yeli.
Ömür dediğin ne ki?
Zamanın çarkına kaptırmışız bir kez yakayı,
Savrulup gideriz kendi selimizde.
Öyle suskun bakma bana,
Yüreğimde bir kor var, hani o kömür gözlerin dumanı,
Faili meçhul sevdalar büyütmüşüm içimde.
Vuslat dersen; o en dik yokuş, o en kör bilmece,
Elimde kırılmış bir kalem, mahzun ve onurlu,
Yazmaz artık bu matemli mısraları.
Gel dersen;
Uçurumlar vız gelir, o ölüm dedikleri ne ki?
Biz ki ne sürgünler, ne gurbet dilleri görmüşüz.
Kanımız donmuş da damarda,
Yine de sabırla bekleriz o "saf beyaz" sabahı.
Bak hele,
Güller boyun bükmüş, aşkın dalı kurumuş diyorlar.
Desinler...
Biz bu yalnızlık iline yeni taşınmadık,
Veda vakti gelip ışık sönse de,
Boynumuzda o nurdan ilmekle gideriz.
Gurbetin en acı dilinde,
Kendi yaralarımızı kendimiz dikeriz...
Abdullah Demirsöz
(
Gurbat Kavli.. başlıklı yazı
abdullah-demirsoz tarafından
9.02.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.