İlişkilerde erkekler çoğu zaman en başta sorumsuz değildir.
Zamanla pasifleşirler.
Çünkü çoğu ilişkide yönetim fark edilmeden el değiştirir.
Başta küçük şeylerle başlar bu.
Ev düzeni mesela.
Erkek mutfağı toplar ama tabaklar “yanlış yere” konmuştur.
Çamaşırı asar ama “öyle asılmaz.”
Alışveriş yapar ama “onu değil bunu almalıydın.”
Kadın kontrolü alır.
Düzeltir.
Hızlandırır.
Müdahale eder.
“Ben yaparım.”
“Sen yanlış yapıyorsun.”
“Böyle olmaz.”
Sadece ev işi değildir mesele.
Tatil planı yapılır.
Erkek bir yer önerir.
“Orası sıkıcı.”
“Ben baktım, burası daha iyi.”
Çocukla ilgili karar alınacaktır.
Erkek bir yöntem söyler.
“Sen anlamazsın, araştırdım ben.”
Misafir gelecektir.
Erkek yardım etmek ister.
“Sen otur, ben hallederim. Zaten beceremiyorsun.”
Erkek başta denemek ister.
Sorumluluk almak ister.
Katkı sunmak ister.
Ama her adımı düzeltilir.
Her hamlesi eleştirilir.
Her çabası yetersiz bulunur.
Bir süre sonra şunu öğrenir:
“Yapsam da olmuyor.”
“Nasıl olsa beğenilmeyecek.”
“En iyisi karışmayayım.”
İşte pasifleşme tam burada başlar.
Faturalar kadın tarafından takip edilir.
Randevular kadın tarafından ayarlanır.
Aile ilişkileri kadın tarafından yürütülür.
Planı kadın yapar.
Kararı kadın verir.
Kadın güçlendikçe erkek geri çekilir.
Kadın yönettikçe erkek bırakır.
Kadın mücadele ettikçe erkek vazgeçer.
Bu tembellik değildir.
Bu, öğrenilmiş bir geri çekilmedir.
Çünkü insan, sürekli eleştirildiği yerde risk almaz.
Sürekli yetersiz hissettirildiği yerde inisiyatif kullanmaz.
Sürekli kontrol edildiği yerde sorumluluk istemez.
Sonra roller keskinleşir:
Kadın “her şeyi yapan” olur.
“Ben olmasam bu ev dönmez” der.
Erkek “hiçbir şey yapmayan” olur.
Akşam gelir, köşesine çekilir.
Karar sorulduğunda “sen bilirsin” der.
Ve ardından sorular gelir:
“Bu erkek neden sorumluluk almıyor?”
“Bu erkek neden çocuk gibi?”
“Bu erkek neden uzaklaştı?”
Çünkü o artık bu ilişkide bir yetişkin gibi değil;
sürekli düzeltilen, sınanan ve yetersiz hissettirilen biri gibi hissediyordur.
Cinsel çekim de tam burada zayıflar.
Çünkü arzu;
eşitler arasında doğar.
Alan verilen yerde büyür.
Güçlü hissedilen yerde canlı kalır.
Sürekli yönetilen bir erkek,
zamanla partnerini sevgili gibi değil,
otorite gibi görmeye başlar.
Erkek başka birine yöneldiğinde çoğu zaman aradığı başka bir kadın değildir.
Belki sadece fikirleri dinlenen biridir.
Belki yaptığı espriye gülen biridir.
Belki “Sen halledersin” diyen biridir.
Aradığı şey;
yeniden yeterli, güçlü ve etkili hissedebileceği bir alandır.
Halk arasında söylenen şu söz aslında bunu anlatır:
“Birine annelik yaparsan, sana gelin getirir.”
İyi niyetle verilen mücadele,
düzeni sağlama çabası,
mükemmeli isteme arzusu;
bazen partneri eş olmaktan çıkarır,
çocuğa dönüştürür.
Bu döngüyü kırmak için suçlu aramak gerekmez.
Kadının biraz geri çekilmeyi,
her şeyi düzeltmemeyi,
bazı eksiklere alan açmayı öğrenmesi gerekir.
Erkeğin de
yeniden sorumluluk almayı,
risk almayı,
eleştirilme korkusuna rağmen adım atmayı öğrenmesi gerekir.
Çünkü ilişki,
ancak iki yetişkin yan yana durabildiğinde canlı kalır.
Biri ebeveyn, diğeri çocuk olduğunda değil.
Yazan
Korhan KÜLÇE