Tutmak Mı Bırakabilmek Mi
TUTMAK MI? BIRAKABİLMEK Mİ?
Bir insan yaşadığı acının niteliğini sorgulamaya başladığında özgürleşir. “Ben onu mu özlüyorum, yoksa onun beni seçmemiş olmasını mı hazmedemiyorum?” sorusu önemli bir eşiktir.
İlki sevgidir; ikincisi gururdur.
İlki kalpten gelir; ikincisi egodan.
---------------------------------------------------
İnsan çoğu zaman kaybettiği kişiye değil, kaybettiği kendilik algısına ağlar. “Beni istemedi” gerçeği, sevilen kişiden daha fazla acıtır. Çünkü burada yara alan kalp değil, egodur. Reddedilmek; “yeterli değilim”, “tercih edilmedim”, “yerime başkasını koydu” gibi derin inançları tetikler ve ortaya çıkan sarsıntı çoğu zaman aşk acısı sanılır.
Oysa aşk insanın benliğini daraltmaz, genişletir. Aşk varken dünya büyür, renklenir, derinleşir. Gurur incindiğinde ise dünya daralır; zihin aynı soruları tekrar tekrar üretir: “Nerede hata yaptım?”, “Nasıl bunu yapar?”, “Bensiz nasıl mutlu olur?” Bu noktada yaşanan şey sevgi değil, kontrol kaybının yarattığı bir krizdir.
Saplantı da benzer şekilde işler. Sevilen kişi bir insandan çok, kişinin içindeki boşluğu dolduracak bir sembole dönüşür. Onu elde etmek, değersizlik hissini onarmanın yolu gibi görünür. Bu yüzden saplantı huzur vermez; aksine huzursuzluk üretir. Aşk ise karşılık bulmasa bile insanın içinde bir zarafet bırakır.
Gerçek aşkın acısı “tatlıdır”; çünkü içinde saygı ve kabul vardır. Zorla sahip olma arzusu yoktur. Gerçek aşk “Sen yoksan hayat anlamsız” demez; “Sen varsın diye hayat güzeldi” der. Aradaki fark tam da buradadır.
- İncinmiş gurur ayrılırken saldırır.
- Saplantı ayrılırken yapışır.
- Aşk ise ayrılırken bile sevgisini, karakterini korur.
Gerçekten seven kişi şunu söyleyebilir: “Canım yanıyor ama seni zorla yanımda tutmak istemem. Eğer ben olmadan daha huzurlu olacaksan buna saygı duyarım. Seni seviyorum ve hayatında iyilikler diliyorum.” Bu söz kolay değildir; içinde acı vardır ama hırs yoktur. Kişi kaybın hüznünü yaşar fakat karşı tarafı cezalandırmaya çalışmaz.
Bir insan yaşadığı acının niteliğini sorgulamaya başladığında özgürleşir. “Ben onu mu özlüyorum, yoksa onun beni seçmemiş olmasını mı hazmedemiyorum?” sorusu önemli bir eşiktir.
İlki sevgidir; ikincisi gururdur.
İlki kalpten gelir; ikincisi egodan.
Eğer özlenen şey onun varlığı, sesi, birlikte paylaşılan anlam ise, orada sevgi vardır.
Ama özlenen şey “beni nasıl bırakır” düşüncesi, yerini bir başkasının doldurmuş olması ya da seçilmemiş olmanın yarattığı sızıysa, orada incinmiş bir benlik vardır.
Bu ayrımı yapabilen kişi acısını inkâr etmez; ama ona doğru ismi koyar. Ve insan, acısına doğru ismi koyduğu anda, onun tarafından yönetilmek yerine onu yönetmeye başlar.
Bu soruya dürüstçe cevap verebilen biri, aşkı bir zayıflık değil, bir bilinç hâli olarak görmeye başlar.
Belki de en büyük olgunluk şudur: Sevdiğini kaybettiğinde bile sevme kapasiteni kaybetmemek. Çünkü aşk bir kişiye bağlı bir duygu değil, insanın içinde taşıdığı bir yetidir. Doğru anlaşıldığında insanı esir almaz; özgürleştirir.
Yazan
Korhan KÜLÇE
19/02/2026 22:30
(
Tutmak Mı Bırakabilmek Mi başlıklı yazı
Korhan-Kulce tarafından
20.02.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.