Vahiy Işığında Evlilik
İnsan toplumlarının tarihsel serüveninde evlilik kurumu, her zaman merkezi bir yer işgal etmiştir. Toplumsal düzenin temel taşlarından biri olan evlilik, sadece bireysel bir tercih meselesi olmaktan öte, kültürel kodların, ahlaki değerlerin ve dini anlayışların kesiştiği kritik bir noktada durur. Türk toplumunda da evlilik anlayışı, İslam'ın vahiy merkezli öğretileri ile Anadolu'nun katmanlı kültürel birikiminin bir sentezi olarak şekillenmiştir. Ancak bu sentezde hangi unsurun ağır bastığı, hangi değerlerin öncelik kazandığı ve en önemlisi vahyin sesinin ne kadar duyulabildiği sorgulanması gereken bir meseledir. Son yıllarda toplumda yeniden gündeme gelen "görücü usulü evlilik" tartışmaları, bu gerilimi gün yüzüne çıkarmıştır. Şarkıcı Yıldız Tilbe'nin "Kadınların kendi düşüncesiyle seçtiği erkek genelde doğru olmuyor. Görücü usulü evlenmek en güzeli" şeklindeki açıklaması, toplumun bir kesiminde var olan anlayışı dile getirirken, aynı zamanda derin bir sorgulamayı da beraberinde getirmiştir. Bu açıklama gerçekten İslam'ın ruhuna uygun mudur? Vahiy, insanın en hayati kararlarından birini başkalarına devretmesini mi öngörür? Yoksa insanı, kendi iradesini kullanarak, ilahi rehberlik eşliğinde karar vermeye mi çağırır?
Bakmak ile Görmek: Kur'ani Bir Ayırım
Kur'an-ı Kerim, insanın algı dünyasını şekillendiren en temel ayrımlardan birini "bakmak" (نظر - nazar) ile "görmek" (رأى - ru'yet/بصر - basar) kavramları arasında yapar. Bu ayrım, sadece görsel algıyla ilgili değil, aynı zamanda hakikati idrak etme kapasitesiyle de derinden ilgilidir. A'râf Suresi 198. ayette bu ayrım çarpıcı bir şekilde ifade edilir:
> "Eğer onları doğru yola çağırırsanız işitmezler. Ve sana baktıklarını görürsün oysa onlar görmezler."
Bu ayette, müşriklerin Nebimiz Muhammed'e baktıkları, ancak hakikatte göremedikleri vurgulanır. Göz açık, retina fonksiyonel, ancak ruh yok. İşte burada "bakmak" ile "görmek" arasındaki uçurum kendini gösterir. Bakmak, bedensel bir eylemdir; görmek ise ruhani bir idraktir. İnsan ruhtan yoksunsa, kalbi mühürlenmişse, ne kadar gözünü açarsa açsın hakikati göremez. Bu durum, Bakara Suresi 7. ayette şöyle ifade edilir:
> "Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de perde vardır."
Peki bu ayrım evlilik meselesiyle nasıl ilişkilendirilir? Görücü usulü evliklerde, aileden ya da toplumdan yetkilendirilmiş kişiler, potansiyel eşlere "bakarlar". Fiziksel özellikleri incelerler, sosyal statüyü değerlendirirler, maddi durumu tespite çalışırlar. Ancak bu bakış, gerçekten o kişinin iç dünyasını, iman derinliğini, ahlaki yapısını ve en önemlisi Allah katındaki değerini "görebilir" mi? Geleneksel görücü usulünde gözle bakılır, ancak ruhla görülemez. Dışsal kriterlere odaklanılır, ancak içsel hakikat gözden kaçar.
Evliliğin İlahi Amacı: Sekîne, Meveddet ve Rahmet
Kur'an-ı Kerim, evlilik kurumunu tanımlarken üç temel kavrama vurgu yapar: Sekîne (huzur/sükunet), meveddet (derin sevgi) ve rahmet (merhamet/şefkat). Rûm Suresi 21. ayette bu üçlü şöyle ifade edilir:
> "Sizin için nefislerinizden onunla sakinleşeceğiniz eşler yaratması ve aranıza sevgi ve acıma koyması O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ayetler vardır."
Bu ayet, evliliğin teolojik ve psikolojik boyutlarını birlikte sunar. "Nefislerinizden" ifadesi, eşlerin aynı yaratılış özünden geldiklerini, birbirlerine yabancı değil, tanıdık olduklarını vurgular. "Sakinleşeceğiniz" kelimesi, evliliğin ruhsal bir liman, huzur ve dinginlik kaynağı olduğunu gösterir. "Sevgi ve merhamet" ise bu birlikteliğin duygusal temelini oluşturur. Peki geleneksel görücü usulü evliklerde bu üç ilahi hedef ne kadar gözetilir? Maalesef, bu tür evliklerde öne çıkan kriterler şunlardır:
1. Fiziksel Görünüm ve Beden Ölçüleri: "Hamam röntgenciliği" olarak bilinen uygulama, kadının bedensel özelliklerinin, hamama götürülerek veya başka yollarla, damat tarafı adına gözlemlenmesidir. Bu uygulama, kadını bir nesneye indirger ve evliliğin manevi boyutunu tamamen göz ardı eder.
2. Maddi Durum: Erkeğin "cüzdan büyüklüğü", ailenin sosyal statüsü ve ekonomik gücü, görücü usulünde belirleyici faktörlerdir. Allah katında değer ölçüsünün takva olduğunu bildiren Hucurât Suresi 13. ayete rağmen, maddi değerler öne çıkarılır.
3. Soy ve Sülale: "Kızı değil, ailesini al" anlayışı, bireyin kendi değerinden çok, ait olduğu ailenin önemli görülmesine yol açar. Bu yaklaşım, İslam'ın her insanı kendi amelleriyle sorumlu tutan bireyci yapısına aykırıdır.
4. Mahalle Dedikodusundan Korunma: Evlilik kararı çoğu zaman "Mahalle ne der?" sorusuna göre şekillenir. Allah'tan çok kulların rızası gözetilir.
Bu kriterlerin hiçbiri, Rûm Suresi'nde ifade edilen ilahi amaçlarla örtüşmez. Sekîne, meveddet ve rahmet, bedensel ölçümlere, maddi zenginliğe veya soy sopa bağlanamaz. Bunlar ancak ruhani bir uyum, ahlaki bir paylaşım ve imanî bir ortaklıkla mümkün olur.
Yaş, Tecrübe ve İlim: Nebimiz İbrahim Öğretisi
Geleneksel toplumlarda, yaşlılık otomatik olarak bilgelik ve doğru yargıyla ilişkilendirilir. "Büyüklerimiz böyle yapmış", "Dedem böyle demiş", "Annem tecrübelidir, o bilir" gibi ifadeler, yaşın bilgi ve hikmetle doğru orantılı olduğu varsayımına dayanır. Ancak Kur'an, bu varsayımı sorgular. Meryem Suresi 43. ayette, Nebimiz İbrahim'in babasına hitabı nakledilir:
> "Ey babacığım! Şüphesiz sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy seni doğru bir yola ileteyim."
Bu ayette dikkat çeken nokta, genç İbrahim'in, yaşça kendinden büyük ve tecrübeli babasına, sahip olduğu vahiy kaynaklı ilim nedeniyle rehberlik teklif etmesidir. Baba, putperest toplumunda saygın bir konumda, yaşlı ve deneyimli bir kişidir. Ancak vahiyden yoksundur. İbrahim ise genç, ancak Allah'ın vahyine mazhar olmuştur. Ve bu vahiy, bütün yaş ve tecrübe birikimine rağmen, İbrahim'i babası karşısında hakikatin temsilcisi yapar. Bu ayetten çıkan temel dersler şunlardır:
1. Yaş Tek Başına Erdem Değildir: Yaşlılık, dünyevi tecrübe kazandırabilir, ancak bu tecrübe ilahî ilimden yoksunsa, kişiyi hakikate ulaştırmaz. Hatta bazı durumlarda, yanlış alışkanlıkları ve cahiliye değerlerini pekiştirmiş olmak, yaşlılıkla birlikte daha katılaşmış bir sapkınlığa dönüşebilir.
2. İlim Vahiyden Gelir: Hakikate ulaştıran ilim, Allah'ın vahyinden kaynaklanır. Beşeri tecrübeler ve toplumsal gelenekler, ancak vahyin ışığında değerlendirildiklerinde anlam kazanırlar.
3. Genç de Haklı Olabilir: İslam, statükocu bir din değildir. Genç bir müminin, vahiy eksenli doğru bilgisi, yaşlı bir kişinin vahiyden uzak tecrübesinden üstündür.
Bu perspektiften bakıldığında, görücü usulü evliklerde "büyüklerin bilir, onlar karar verir" anlayışı sorgulanmalıdır. Eğer o büyükler vahiyden beslenmiyorsa, kararları cahiliye değerlerine göre şekilleniyorsa, gençlere doğru yolu gösteremezler. Aksine, onları Allah'ın yolundan saptırabilirler.
Evlilikte İrade ve Rıza
İslam, evliliği ailelerin veya toplumun kararına bırakmaz. Birey merkezlidir. Kadın ve erkek, birbirlerini görmeli, tanımalı ve özgür iradeleriyle karar vermelidir. Nebimiz Muhammed döneminde, ailelerin aracılık etmesi, tavsiyelerde bulunması mümkündü, ancak nihai karar hakkı mutlaka bireylere aitti.
Dava Kardeşliği Olarak Evlilik: Rabbâniyyûn Anlayışı
Kur'an'da "rabbâni" kelimesi, kendini tamamen Allah'a adayan, O'nun vahyiyle yaşayan ve başkalarını da O'na çağıran kimseler için kullanılır. Rabbani olmak, sadece ilim sahibi olmak değil, o ilimle amel eden, onu yaşayan ve öğreten olmaktır. İşte mümin için evlilik, bu rabbani yolculukta bir dava kardeşliğidir.
Evliliğin Dava Boyutu: İslam'da evlilik, sadece iki bireyin birlikteliği değil, iki mümin kardeşin Allah yolunda omuz omuza yürümesidir. Eşler, birbirlerine dünyevi rahatlık sağlamanın ötesinde, birbirlerinin imanını güçlendirmeli, salih amel işlemede yardımlaşmalı ve Allah'a kullukta ortak bir duruş sergilemelidir. Eşler, sadece birbirlerinin değil, oluşturacakları ailenin de Allah'a kulluk yolunda ilerlemesinden sorumludurlar. Bu, ancak dava bilinciyle, rabbani bir anlayışla mümkündür. Rabbâniyyûn Eş Nasıl Seçilir? Eğer evliliğin amacı böylesine ulvi ise, eş seçimi de bu doğrultuda olmalıdır. Bir müminin, hamam röntgeni veya cüzdan hesabıyla eş seçmesi düşünülemez. Aksine, şu sorular sorulmalıdır:
- Bu kişi Allah'a karşı sorumluluğunun bilincinde mi?
- İbadetlerini yerine getiriyor mu, ahlakı vahiy eksenli mi?
- Dünya ve ahiret dengesini kurabiliyor mu?
- Birlikte Allah yolunda yürüyebilir miyiz?
- Bu kişi bana dünyamda ve ahiretimde yardımcı olur mu?
İşte bunlar, bir müminin eş seçerken sorması gereken hakiki sorulardır.
Geleneksel Uygulamaların Vahye Aykırılığı
Geleneksel evlilik uygulamalarının bir kısmı, İslam'ın ruhuna ve vahyin öğretilerine doğrudan aykırıdır. Bu uygulamaları tek tek ele alalım:
1. Hamam Kültürü ve Beden Fetişizmi
Osmanlı döneminden bu yana süregelen bir gelenek vardır: Kız hamamda gözlemlenir, bedeni detaylı bir şekilde incelenir, fiziksel özellikleri rapor edilir. Bu uygulama, kadını bir metaya, incelenmesi gereken bir nesneye indirger. İslam, kadına olduğu kadar erkeğe de iffetli bakmayı emreder. Hamam kültürü, bu ilahi emre açıkça aykırıdır. Üstelik, kadının rızası olmadan, onun bedenini değerlendirmeye tabi tutmak, onun şahsiyet ve haysiyetini çiğnemektir.
2. Zorla Evlendirme ve Özgürlükten Yoksun Kılma
Bazı geleneksel toplumlarda, özellikle kız çocukları, kendi rızaları alınmadan, bazen henüz reşit olmadan evlendirilir. Bu, İslam hukukunun açık hükümlerine aykırıdır. Zorla mirasçı olmanın haram kılındığı bir dinde, zorla evliliğin helal olması düşünülemez. İslam, kadına mülk edinme, miras alma, nafaka isteme, boşanma hakkı gibi pek çok hukuki yetki vermiştir. Ama en temel yetkisi, kendi hayatına dair özgür iradesidir.
3. Şirk İçeren Uygulamalar: Muska, Nazarlık, Fal
Geleneksel evlilik süreçlerinde, birçok şirk unsuru devreye girer:
- Falcılara gidilir, evliliğin "uğurlu" olup olmayacağına bakılır
- Muska yazılır, nazarlık takılır
- "Kısmet açma" duaları, büyüler yapılır
- Belli günlerin uğurlu/uğursuz olduğuna inanılır
Bunların hepsi, tevekkülü zedeleyen, Allah'tan başka güçlere sığınan şirk örnekleridir. Tevbe Suresi 28. ayette:
> "Ey iman edenler, ortak koşanlar ancak bir pisliktirlerdir."
buyrulur. Evlilik gibi hayatın en önemli kararında bile şirke başvurmak, imanın özüyle bağdaşmaz.
4. Mahalle Baskısı ve "Toplum Ne Der" Endişesi
Geleneksel toplumlarda, birey kararlarını çoğu zaman toplumun ne düşüneceğine göre verir. "Mahalle ne der?", "Akrabalar ne düşünür?" soruları, Allah'ın rızasından önce gelir. Ancak Kur'an, mümini şu uyarıyla uyandırır (A'râf Suresi 3):
> "Rabbinizden size indirilene uyun, O'ndan başka velilere uymayın."
Evlilik kararında da, toplumun veya ailenin baskısı değil, Allah'ın vahyi rehber olmalıdır. Elbette ailenin görüşüne değer vermek, istişare etmek güzeldir. Ancak ailesi veya toplumu Allah'tan daha fazla gözetmek, şirktir.
Vahiy Merkezli Evlilik Nasıl Olmalı?
Buraya kadar, geleneksel uygulamaların vahye aykırılığını ele aldık. Peki vahiy merkezli bir evlilik anlayışı nasıl olmalı? İşte temel ilkeler:
1. Tanıma ve Tanıtma Hakkı
İslam, evlenecek kişilerin birbirlerini tanımasına izin verir. Kadın, nikahlanacağı erkeği görmeli, onunla konuşabilmeli, dinini, ahlakını, dünya görüşünü öğrenmelidir. Erkek de aynı şekilde kadını tanımalıdır. Görücü usulünde, bazen nişanlılar nikaha kadar birbirlerini hiç görmez. Nikahtan sonra evde karşılaşırlar. Bu, hem psikolojik bir travmaya, hem de uyumsuzluğa yol açabilir. İslam böyle bir riski öngörmez.
2. İstişare, Dayatma Değil
Aileler, çocuklarına tavsiyelerde bulunabilir, uygun gördükleri kişileri önerebilir. Ancak dayatma değil, istişare olmalıdır. Kur'an'da Şûrâ Suresi 38. ayette:
> "İşleri aralarında şura iledir."
buyrulur. İstişare, birlikte düşünmek, fikir alışverişi yapmak demektir. Dayatma ise, bir tarafın kararını diğerine zorla kabul ettirmesidir.
3. Takva Ölçütü
En önemli kriter, kişinin Allah'a karşı sorumluluğudur. Hucurât Suresi 13. ayette:
> "Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız, en takvalı olanınızdır."
buyrulur. Eş seçiminde de, asıl ölçüt bu olmalıdır. Kişinin parası, mevkii, güzelliği tali faktörlerdir. Asıl olan, Allah korkusu, ibadet hassasiyeti ve ahlaki duruşudur.
4. Eşitlik ve Denge
İslam, kadın ile erkeği eşit şekilde muhatap alır. Evlilikte de, kadın suskun, iradesiz bir taraf değildir. Erkeğin de, kadının da söz hakkı vardır. Kadınla erkek eşittir. Bu eşitlik anlayışı, evlilik öncesi süreçte de gözetilmelidir.
5. Tevazu ve Allah'a Tevekkül
Eş ararken kibir, gurur, aşırı seçicilik değil, tevazu ve Allah'a güven olmalıdır. Kader inancı gereği, kişinin eşi Allah tarafından takdir edilmiştir. Ancak bu, pasif kalmak anlamına gelmez. Aktif olarak arama, tanıma, karar verme sürecinde Allah'a dua etmek ve O'na tevekkül etmek gerekir.
Görücülerin Görüşünü Unutup Allah'a Sarılmak
Geleneksel toplumlarda "görücüler" önemli bir rol oynar. Ancak onların gördükleri, sadece yüzeydir. Allah'ın gördüğü ise kalplerdir. Eğer Allah, kalplere bakıyorsa, biz de evlilik gibi hayati bir kararda kalplere bakmalı, dışsal gösterişlere değil, iç dünyaya odaklanmalıyız. Ve bu ancak vahyin rehberliğinde mümkündür. Sonuç olarak, görücü usulü evlilik anlayışı, vahyin özünden uzaklaştığı ölçüde problemlidir. Hamam kültürü, zorla evlendirme, şirk içeren uygulamalar, mahalle baskısı gibi unsurlar, İslam'ın ruhuna aykırıdır. Vahiy merkezli bir evlilik anlayışı ise, özgür iradeye, tanıma hakkına, takva ölçütüne, istişareye ve Allah'a tevekkül etmeye dayanır. Zâriyât Suresi 56. ayetini bir kez daha hatırlayalım:
> "Ben cinleri ve insanları bana hizmet etmeleri dışında yaratmadım."
Evlilik de dahil olmak üzere, hayatın her alanında bu ilahi gayeye yönelmek, insanı hakiki huzura ulaştırır. Eşimizi seçerken, "mahalle ne der?" değil, "Allah ne buyurur?" sorusu rehberimiz olmalıdır. Görücülerin gözüyle değil, vahyin ışığıyla bakmalıyız. Ancak böyle, Rûm Suresi'nde vaad edilen sekîne, meveddet ve rahmete ulaşabiliriz. Allah, bizleri rabbani kullar eylesin, rabbâniyyûn eşlerle buluştursun ve evliliklerimizi O'na kullukta bir dava kardeşliği kılsın.
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.