Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Depremler Cinayetler Ve Zamanın Kısalması Rivayeti

Rivayetin İddiası ve Temel Varsayımı

Ebû Hüreyre’nin naklettiğine göre, Resul şöyle buyurmuştur:

“İlim kaybolmadıkça, depremler çoğalmadıkça, zaman kısalmadıkça, karışıklıklar ortaya çıkmadıkça, herc yani cinayetler artmadıkça ve elinizde mal çoğalıp taşmadıkça kıyamet kopmaz.” (Buhârî, İstiskâ, 27)

Ebû Hüreyre üzerinden aktarılan bu rivayette kıyametin kopması şu olgulara bağlanır:

İlim kaybolması

Depremlerin çoğalması

Zamanın kısalması

Fitne ve cinayetlerin artması

Malın çoğalması

Bu rivayet, kıyameti:

Gözlemlenebilir

İstatistiksel olarak izlenebilir

Aşamalı bir süreç haline indirger.

Bu yaklaşım, doğrudan şu varsayımı içerir:

> Kıyamet, belirli toplumsal ve fiziksel göstergeler belli bir eşiği aştığında gerçekleşecek bir olaydır.

Bu varsayım ise Kur’an’ın kıyamet öğretisiyle temelden çelişir.

Depremler Meselesi: Algı mı, Gerçeklik mi?

a) Tarihsel Gerçeklik

Depremler:

Roma döneminde vardı

Orta Çağ’da vardı

18–19. yüzyılda vardı

20. yüzyılda vardı

Bugün vardır

Gelecekte de olacaktır. 

2027 yılında da olacaktır.  

Yıkıcılık açısından bakıldığında:

Antakya (MS 526)

Lizbon (1755)

Şam–Halep hattı (12. yüzyıl)

Tangshan (1976)

gibi depremler, bugünkülerden daha yüksek can kayıplarına yol açmıştır.

Dolayısıyla “depremler çoğaldı” iddiası:

Tarihsel olarak sabit değildir

Nesnel bir karşılaştırma zemini yoktur

b) Ölçü Problemi

“Çoğalma” iddiası şu sorulara cevap vermez:

Hangi zaman aralığına göre?

Hangi büyüklükten itibaren?

Hangi coğrafya esas alınarak?

Hangi eşik aşıldığında “alamet” sayılacak?

Bu sorular cevapsızdır.

Dolayısıyla iddia:

Bilimsel değildir

Felsefî olarak belirsizdir

Kur’anî olarak mesnetsizdir

Ortada ölçüsü olmayan bir “artış” algısı vardır. Bu ise ontolojik gerçeklik değil, bilinç yanılsamadır.

Cinayetler ve Fitneler: Tarihsel Kıyasın İmkânsızlığı

Rivayette “herc”, yani cinayetlerin artması, kıyamet alameti olarak sunulur. Oysa tarih:

Moğol istilaları

Haçlı seferleri

Engizisyon

20. yüzyıl dünya savaşları gibi dönemlerde:

Bugünkünden katbekat fazla ölüm

Sistematik katliam

Endüstriyel ölçekte şiddet üretmiştir. Eğer cinayetlerin artması kıyametin işareti olsaydı:

Kıyametin bu dönemlerde kopmuş olması gerekirdi. Bu gerçekleşmediğine göre rivayet:

Tarihsel olarak defalarca kez boşa düşmüştür.

“İlim Kaybolur” İddiası: Kavram Karmaşası

Rivayette geçen “ilim kaybolur” ifadesi iki farklı anlamda ele alınabilir:

a) Kur’an İlimi

Kur’an ilmi:

Resûl’ün vefatından kısa süre sonra rivayetlerle, mezheplerle, beşerî yorumlarla örtülmüş ve tahrif edilmiştir. Bu anlamda “ilim” zaten erken dönemde kaybolmuştur.

b) Beşerî Bilim

Beşerî ilimler ise kaybolmamış aksine sürekli gelişmiştir. Dolayısıyla rivayet:

Hangi ilimden bahsettiğini netleştirmez. Kavramsal muğlaklık üretir. Bu da vahiy diline aykırıdır.

Malın Çoğalması: Tekerrür Eden Bir Tarih

Mal bolluğu:

Roma aristokrasisinde vardı

Abbasî saraylarında vardı

Endülüs’te vardı

Modern kapitalizmde vardır

Bu olgu:

Defalarca kez yaşanmıştır

Kıyametle sonuçlanmamıştır

Dolayısıyla “malın çoğalması” da ayırt edici bir alamet değildir.

ALGISAL ARTIŞ → ONTOLOJİK GERÇEKLİK HATASI

1. Zamanın Kısalması İddiası

Rivayette geçen “zaman kısalır” ifadesi, felsefî açıdan son derece sorunludur.

Çünkü:

Zamanın kendisi değişmez

Değişen, insanın zaman algısıdır

Modern dünyada:

Hız artmıştır. 

Uyarıcı çoğalmıştır. 

Dikkat dağılmıştır. 

Bu, zamanın değil, bilincin dönüşümüdür.

Kur’an’da ise:

Zaman izafîdir. 

Bir gün bin yıl gibidir. 

Bir an bir ömür gibidir. 

Dolayısıyla algısal bir durumun ontolojik gerçeklik gibi sunulması, kategorik bir hatadır.

2. Gaybın İstatistikleştirilmesi Problemi

Bu rivayetlerin ortak sonucu şudur:

İnsanlar olayları izler

Sayar

Karşılaştırır

“Şu oldu, bu arttı” der

Kıyameti bekler

Bu yaklaşım:

Gaybı süreç haline getirir

Kıyameti tahmin edilebilir kılar

Kur’an’ın “ansızlık” ilkesini iptal eder

Oysa Kur’an’da kıyamet:

Hesaplanamaz

Ölçülemez

Şartlara bağlanamaz

3. Psikolojik ve Toplumsal Sonuç

Bu rivayetlerin fiilî sonucu şudur:

Sürekli “son çağ” psikolojisi

Korku üretimi

Spekülasyon

Pasif bekleyiş

Bu, Kur’an’ın hedeflediği bilinç, sorumluluk, ahlâk yerine endişe ve tahmin üretir.

Bu rivayetler:

1. Algısal olguları nesnel gerçek gibi sunar

2. Tarihsel tekrarları alamet gibi gösterir

3. Gaybı istatistikleştirir

4. Kur’an’ın ansızlık ilkesini bozar

5. Bilinç yerine spekülasyon üretir

KUR’AN’IN KIYAMET ÖĞRETİSİ İLE RİVAYET LİTERATÜRÜNÜN YAPISAL ÇATIŞMASI

1. Kur’an’da Kıyamet: Şartlı Değil, Mutlak Gayb

Kur’an’da kıyamet:

Yalnızca Allah’ın ilmindedir (A‘râf 187)

Ansızın gelir (En‘âm 31, Hac 55)

Hiçbir beşerî gözleme indirgenmez

İnsan davranışlarına bağlı bir zaman çizelgesiyle sunulmaz

Kur’an, kıyamet için:

> “Şu olunca şu olur” şeklinde nedensel eşikler koymaz.

Buna karşılık rivayet literatürü toplumsal bozulma, doğal afet artışı, ekonomik göstergeler, zaman algısı üzerinden kıyameti izlenebilir bir sürece dönüştürür. Bu iki yaklaşım uzlaştırılamaz.

2. Gaybın Sınırlarının İhlali

Kur’an’da gayb:

Allah’a mahsustur.

Nebimiz Muhammed dahi gaybı bilmez (A‘râf 188)

Buna rağmen kıyamet alâmetleri rivayetleri:

Gayba dair “işaret listeleri” üretir

İnsanlara “okuma rehberi” sunar

Kehanet benzeri bir dil kullanır

Bu durum, gayb bilgisinin beşerîleştirilmesi anlamına gelir.

Bu ise Kur’an’a göre:

Yetki aşımıdır

Epistemolojik bir ihlâldir

3. Resûl Tasavvurunun Dönüşümü

Kur’an’daki Resûl:

Tebliğ eder

Uyarır

Gaybı açıklamaz

Zaman çizelgesi vermez

Rivayetlerdeki Resûl ise:

İşaretler sayar

Geleceği betimler

Toplumsal gidişatı kıyamete bağlar

Bu, Resûl’ü:

> Vahiy taşıyıcısından “eskatolojik yorumcuya” dönüştürür.

Bu dönüşüm Kur’anî değildir.

4. Anlatı Üretimi ve Kıssa Mantığı

Kıyamet alâmetleri rivayetlerinin ortak özellikleri:

Diyaloglar

Sahnelemeler

Dramatik beklemeler

Didaktik sonuçlar

Bu yapı:

Vahiy dili değil

Kıssa ve vaaz dilidir

Bu nedenle bu rivayetler:

İlâhî bilgi aktarmaktan çok

Toplumsal yönlendirme işlevi görür

BU RİVAYETLER NEDEN VE NASIL ÜRETİLDİ?

1. Ahlâkî Bozulmaya Tepki

Toplumsal çözülme dönemlerinde:

Yöneticilerin liyakatsizliği

Şiddetin artması

Ekonomik adaletsizlik gibi olgulara karşı:

Doğrudan siyasal eleştiri yerine

“Kıyamet yaklaşıyor” söylemi üretilmiştir.

Bu, dolaylı bir ahlâkî baskı aracıdır.

2. Otoriteyi Kutsallaştırma İşlevi

“Emanet ehil olmayana verildi” gibi ifadeler:

Mevcut düzeni sorgulatmaz

Olanı “kader” gibi sunar

İnsanları pasifleştirir

Bu söylem:

Direniş değil

Kabulleniş üretir

3. Korku Temelli Din Algısı

Bu rivayetlerin ürettiği din anlayışı:

Sürekli felaket bekleyen

Olayları işaret sayan

Korku merkezli

bir psikoloji inşa eder.

Kur’an’ın inşa ettiği bilinç ise:

Sorumluluk temelli

Ahlâk merkezli

Umut ve adalet odaklıdır

KUR’AN MERKEZLİ KIYAMET BİLİNCİ

Bunlar göstermektedir ki:

1. Kıyamet alâmetleri rivayetleri

Zaman dışı

Ölçüsüz

Doğrulanamazdır

2. Tarihsel olarak

Defalarca kez boşa düşmüştür

3. Algısal olguları

Ontolojik gerçeklik gibi sunar

4. Gaybı

İstatistiksel sürece indirger

5. Ahlâkî vaazı

Vahiy statüsüne yükseltir

Kur’an ise:

Kıyameti ansız kılar

Gaybı korur

İnsanları hesap yapmaya değil, sorumluluk almaya çağırır

Bu nedenle:

> Kıyamet alâmetleri rivayetleri, Kur’an merkezli bir iman ve bilinç inşasında bağlayıcı değil eleştirel süzgeçten geçirilmesi gereken beşerî anlatılardır.

Kur’an yeterlidir.

Gayb Allah’ındır.

Sorumluluk insana aittir.

İle de kıyamet beklenmek isteniyorsa her insanın ölümü kıyametidir. Kıyamet Allah katında olmuş bitmiştir. Herkes bugün veya yarın ölecekmiş gibi ömrünü iyilikle geçirsin.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Depremler Cinayetler Ve Zamanın Kısalması Rivayeti

muhammed-ridvan-kaya muhammed-ridvan-kaya