Ahlâk Nedir Neleri Kapsar Ahlâksız Adalet Dağıtılabilir mi
Ahlak yalnızca bireysel bir erdem değildir. Noksanlığı, toplumda ve kurulu düzende, meşruiyet ve güven bunalımı yaratır. Ahlâk kavramı günümüzde farklı kişi ve çevreler tarafından farklı şekillerde yorumlanmaktadır. Bu nedenle yeniden tanımlanmaya ve ortak ilkeler çerçevesinde değerlendirilmeye ihtiyaç duyulduğunu düşünüyorum." Ben dilim döndüğünce bir şeyler anlatmaya çalışayım, ilgi duyanlar atıfta bulunarak, ilavelerle daha kapsamlı bir önerme hazırlayabilirler.
İçerisinde; nezaket, zarafet, estetik, etik, empati, sevgi, adalet, dürüstlük, doğruluk, hakkaniyet, toplumsal yarar, şeffaflık, eşitlik vb. değer barındırmayan bir inanç, öğreti, anlayış, ideoloji, ekol, yol, varsayım, ahlâklı olmakla açıklanabilir mi? Ve bunları bünyesinde barındırmayan bir inanç ve düşüncenin; bağlılarına, bağımlılarına ve dışarıda kalanlara katabileceği toplumsal değer ve kazanç ne olabilir ki?...
Bilgi, anlam, değer ve tutarlılık zincirine eklenemeyen, mantıklı gerekçeleri açıklanmayan, bir temele dayanmayan; somut veya soyut tüm öneri ve önermeleri, ahlâksal açıdan şüpheli buluyorum. Kalıcı cevher ve sosyal gerçeklik kriteri beni buna zorluyor. Akıl ve özgür irade yetisi kısıtlı olanların, bu hakikati kavraması, yorumlaması veya dönüştürmesi bilimsel olarak mümkün değildir.
Ahlâk en çok da, yargılama erki olarak, milletten aldığı görevlendirme ve yetkiyle, millet adına hüküm kuran, hüküm makamında oturanlar için gerekli, zorunlu ve devredilemeyecek, göz ardı edilmeyecek, yok sayılamayacak bir öğedir.
Eksik, noksan, yanlış veya kasıtlı bilgi ve belgelerle yargılandığını iddia eden ve savunmalarında bunu kanıtlayan birey; hukuk devletinin güvenliğinden mahrum bırakılmış demektir. Delillendirme, temellendirme ve gerekçelendirmeden kurulan her hüküm; meşruiyet, hakkaniyet sınırlarının dışındadır ve hukuk düzenine göre butlandır. Butlan bir karara göz yuman bir devlet; ne kadar hukukun üstünlüğüne, bağımsızlığa, demokrasiye, anayasal teminata sadık olduğunu iddia edebilir ki? Test edilmemiş, sınanmamış, doğruluğu hukuki ilke ve yasalar ölçeğinde ispatlanmamış iddialar üzerinden kurulan hükümler; yalnızca hak ihlali değil, yargılama erkine olan güveni de zedelemektedir.
Sezgisel, beklentisel, kurgusal bulgular; vicdan eleğinden geçip, akıl ve mantık mihenk taşına sürülmeden; ahlâksal bir gerçekliğe ulaşamaz.
İnsan olarak, evrensel bütünlüğün, bir parçasıyız. Yerel, kültürel, coğrafya motifli duygu ve düşünceler; milli ve medeniyet aidiyetimizi şekillendirse de tüm evreni kapsayan merak, ilgi ve sorumluluklarımız vardır. Kâinatta ne varsa vücudumuzu ve zihnimizde yer edinmişse, her şeyle ve herkesle dolaylı da olsa bir ilişkimiz var demektir. Holistik kültür, bize tüm canlı ve cansız aleme saygılı olmayı zorunlu kılıyor. En üst değer ahlâk ise, alt ve tamamlayıcı öğeler farklılıklar gösterebilir.
Ahlâk yoksa, belki suç unsuru olmayabilir fakat her şey eksik, noksan ve kusurludur.
Ahlâklı bir insan; cahil, bilgisiz, donanımsız olabilir, toplumla belki tam buluşmamış olabilir ama zıt kutuptaki insanlara göre daha masum, faydalı ve sevimlidir.
Ahlâkın, aktif rol alması gereken zorunlu alanlardan ikincisi ise inançlardır. Ahlâk, adalet, doğruluk, dürüstlük ve eşitliği öğütlemeyen ve uygulamayan inançlar; günümüz modern toplumlarında her zaman ayrıştırıcı, ötekileştirici, köleleştirici, körleştirici, robotlaştırıcı etki yaratmıştır. Bu nedenle bu tür anlayışların toplumsal etkisi, hukuk ve insan hakları çerçevesinde sınırlandırılmalıdır.
Yargı etiği, yargılamanın her aşamasında, opsiyonel değil, yasal bir zorunluluk olmasına karşın, yeterince ve hakkıyla uygulanmadığından, hukuk devleti niteliğini yıpratmaktadır.
Demokratik, lâik, hukuk devleti; yasama, yürütme, yargılama güçlerinin bağımsızlığı ve ayrılığı üzerine kurulmaktadır. Bunlardan en sorunlusu, siyasi iradeyi temsil eden yürütme erkidir. Çoğunluğu ele geçiren, diğer güçleri, kurumları, inançları, düşünceleri, aidiyetleri kendine benzetme ve tek tipleştirme eğilimi ağır basmaktadır.
Siyasetteki ahlak dışı girişim ve oluşumlar; millette ve devlette kalıcı güç kaybı ve çürümelere neden olmaktadır. Siyasette zorunlu olan liyakat, ehliyetten önce siyasi ahlak reformu önceliklidir. İlkeleri, kuralları, yaptırımları ile değiştirilemez bir yasaya bağlanmalıdır.
Ahlâk yoksunu olan; ahlâk için mücadele vereni kabullenemez. Kurnaz ve muhakemesi kusurlu insan; tutarlı ve hakkaniyetli insanları sevemez. Bilgili ve donanımlı olduğunu zanneden kamuflajlı insan ise; gerçek bilgelere mesafelidir çünkü konuştukça foyası ortaya çıkacağından endişelidir. Bu tür noksanlıklar ve olumsuzluklar; çoğunlukla kişilerin isteyerek kabullendiği bir durum değildir. Doğanın yasası böyle, her yol ve yön; en az iki kanallıdır.
Örneklendirme ve sosyal tespitlerle, ahlak kavramını çözümlemeye, yorumlamaya, anlamlandırmaya çalıştım. Bu yazıyı, ahlâk kavramını farklı yönleriyle ele alacak daha kapsamlı bir çalışmanın önsözü olarak değerlendirebilirsiniz.
Samsun, 12.07.2026
Ali Rıza Malkoç
arm.web.tr melodiarm.com
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.