Yorgun Hayat
Karanlık çökmştü. Saatin tik tak sesleri, sallanan sandalyenin gacır gucur seslerine karışmıştı. Fadime Nine, her zamanki gibi sandalyesinde otururken uykuya dalmıştı. Başı bir yana, bir öne düşer, öylece saatlerce uyurdu. Gecenin bir vaktinde uyanır, ah! Yine sandalyede uyuyakalmışsın Fadime deyip kendine sitem ederdi. Biraz Kur'an okur, biraz namaz kılar, sabah namazının girmesine yakın balkona çıkar, tefekküre dalardı. Sabah ezanını huşuyla dinler, namazını kılar, tesbihini çeker, dualar ederdi. Pencerenin önüne sallanan sandalyesini koyar, biraz seyrettikten sonra öylece uyuya kalırdı.
Seksen yaşındaydı Fadime Nine. Hayat arkadaşı Hüsrev Efendi'yi on yıl önce kaybetmişti. On yıldan beri yalnızlığı solumaktaydı nefes gibi. Bir oğlu, bir kızı , torunları, torunlarının çocukları vardı. Uzaktaydılar ya da işlerine gelmiyordu arayıp sormak. Kandillerde, bayramlarda telefon açarlar ya da mesaj gönderirlerdi. Gidip bir görelim, elini öpelim demezlerdi. " Ah ! Sorma anneciğim, işler çok yoğun, inanın çocuklara bile vakit bulamıyoruz" derlerdi her seferinde. Oysa Fadime Nine'nin gözleri hep penceredeydi. Gelecekleri günü umutla bekliyordu. Yarın bayramdı. Belki de bu sefer geleceklerdi. Sevinçle kalktı sandalyesinden, hazırlık yapmak için koyuldu işe. Yorulmuştu ama her şey hazırdı. Yüzünde yorgunluktan ziyade sevinç vardı. Heyecanlıydı. Bir çocuk gibi içi kıpır kıpırdı. Bu defa geleceklerdi, gelmeliydiler. " Ya gelmezlerse" dedi yüzünü asarak. " Yok, yok Fadime gelecekler, sen de hep böyle kuruntu yapıyorsun kendine" dedi teselli verircesine. Hüsrev Efendi'nin fotoğrafına baktı. " Bu defa gelecekler Hüsrev Efendi, göreceksin gelecekler. Ne o, inanmıyor musun bana? Küstüm işte" Çerçeveyi hırsla aldı duvardan, ters çevirerek sinirle koydu masanın üzerine. Durdu. Dalıp gitmişti. Bir iç çekti. Çerçeveyi eline aldı. "Hüsrev Efendi, bak u duvarlara gözyaşlarımla boyadım. Sen bekledin mi benim gibi. Sırdaş bildin mi şu duvarları. Yok Hüsrev Efendi, sen istemesen de bu sefer gelecekler. " çerçeveyi astı duvara sonra ağır ağır yürüdü. Nereye gideceğini, ne yapacağını bilemeden yürüdü. Dalgındı gözleri, düşünceleri düşünceler içinde dağılıp gitmişti. Adımları yatak odasına götürmüştü. Fadime Nine, sandığının yanında duruyordu. Yavaşça açtı sandığı. Çeyizi,gelinliği, fotoğraflar... Gözü birden kırmızı kadifeden yapılmış, üstü nakış işlemeli dosyaya ilişti. İçi titredi. Aldı, sarıldı özlemle. Ağlıyordu. Ağır ağır yürüdü oturma odasına. Sandalyesine oturdu. Dosyanın üzerinde elini gezdirdi. Sanki o yıllara dokunur gibi kapağını açtı. Mektupların saklandığı dosyaydı bu. Hüsrev Efendi'nin askerdeyken Fadime Nine'ye yazmış olduğu hasret mektupları. Beş yıl asker yolu beklemişti Fadime Nine. Sabır ekmişti her gününe. Teker teker dokundu mektuplara, Hüsrev Efendi'nin yanağından süzülen gözyaşlarına. Dokundu. Sanki Hüsrev Efendi'nin elini tutarcasına. Mektubu eline aldı. Kokladı, kokladı. Kokusunu çekmişti içine. Gözleri doldu. " Kokun karışmış Hüsrev Efendi mektuplarına." Ağlıyordu. Ağladıkça yüreği kopuyordu yerinden. "Ah, Hüsrev Efendi ah! Şimdilerde bir bib sesi, mesajmış ismi. Mektup olur mu ki hiç" Sessizliğe büründü oda. Yine dalıp gitmişti Fadime Nine. Pencereden seyre dalmıştı şehri. Karanlık çökmüştü odaya. Yavaşça başı yana düştü, mektup elinden kayıverdi yere, uykuya dalmıştı Fadime Nine. Geceler hep aynıydı. Sessiz ve karanlık. Sallanan sandalyesinde bir öne bir arkaya sallanır, öylece uyurdu bebek gibi. Sallanan sandalye beşiği , sandalyesinin çıkardığı sesler ise, annesinin söylediği ninniler gibiydi. Yine gecenin bir vakti uyandı derin uykusundan. "Eyvaahh! dedi Eyvah! Bugün bayram. Çocuklar gelecek. " Ah Hüsrev Efendi! Yine dağıtmışsın odayı. Hüsrev Efendi kalk! Bugün bayram. Hüsrev Efendiiii Hüsrev Efendiii Hüsrev Efendiii... Sesi kısık bir halde Hüsrev Efendi dedi. Gözleri boşlukta Hüsrev Efendi'yi aramaktaydı. Duvarlara karışmıştı eşyaların gölgeleri, saat kalbinin atışıyla yarış ediyordu. Sabah ezanları okununcaya kadar bu halde donup kalmıştı. Ezan kendine getirmişti Fadime Nine'yi. Abdestini aldı. Namazını kıldı. Tesbihini çekip, duasını etti her zaman ki gibi. Hüsrev Efendi'nin resmine bakıp; "Bayramın mübarek olsun Hüsrev Efendi" dedi. Doğruca mutfağa gitti. Özenle hazırladı her şeyi. Masayı donattı. Sonra hızlıca odaya gitti. Eline telefonunu aldı. Sandalyesini pencerenin önüne koydu. Bekliyordu çocuklarını. Dudaklarından yanağına yayılmıştı tebessümü, gözleri parlıyordu, adeta genç kız gibiydi Fadime Nine.
Zaman akıp geçiyordu. Otobüsler, arabalar, geçip gidiyordu. Hadi. Hadi, bu sefer ki. Evet bu. Umutla bekliyordu çünkü daha telefon çalmamıştı. Öyleyse yoldaydılar, geliyorlardı.
Güneş yavaşça dağların ardına saklandı. Telefon çaldı. Fadime Nine yüzünü astı. Telefonu açmak istemiyordu. Hiddetlendi. " Neden evlatlarım neden? Yılların yaşı büyüdükçe, değerleriniz, idealleriniz küçüldü mü;? Bu binalar yükseldikçe, vicdanlar alçaldı mı?" İçin için ağlıyordu Fadime Nine. Telefon sustu. Bibib bib, bibip bip , bib, mesaj gönderilmişti, mektuplar niyetine.
"Ah! Hüsrev Efendi ah! Yine sen haklı çıktın. Dünyanın dönüşüyle insanoğlu da dönmekte dünyayla birlikte. Sanarlar ki, dünyadan daha hızlı dönecekler.. Bu yüzden ömürleri hep koşmakla geçiyor. Bu hayat akışında, bizler unutulmuşuz. "
Daldı gözleri , derinden derine. Karanlık çökmüştü odaya. Eşyalar buz kesilmiş, duvarlara çizmemiş bu defa resmini. Tik tak, tik tak. . Saatin sesleri garip bir kuş gibi. Sandalye susmuş, konuşmuyor bu defa. Avuçlarında telefon, açık kalmış tuşu, bas bas bağırır Fadime Nine'nin kulaklarına. Fadime Nine, açık kalmış gözleriyle, veda etmiş yorgun hayatına.
Bahtinur Cano
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 3
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.