Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Tahrif Olmuş Bir Dünyada İlahi Adalet

Bugün hiçbir insan, vahyin saf ve bozulmamış haliyle yüz yüze gelemiyor. Yahudilik de, Hristiyanlık da, İslam'ında din anlayışı tarihsel süreçte çok büyük oranda tahrife uğramış; insanlar hakikate doğrudan değil, katmanlarca yorumun, kültürün ve çarpıtmanın arasından süzülerek ulaşabilmektedir. Bu durum, klasik fetret tanımının ötesine geçen, daha geniş bir "fetret hali" kavramını gerekli kılar: sadece resul gelmemiş toplumlar değil, mesajı bozulmuş şekliyle alan herkes bu dönemin muhatabıdır. Fetret kelimesi sözlükte, “bir şeyin şiddetini kaybedip gevşemesi ve zayıflaması” anlamındaki fütûr masdarından isim olup “zaaf, gevşeme, gücünü ve tesirini kaybetme” mânasına gelir. Kur'an'ın getirdiği temel ilke, sorumluluğun ulaşan bilgiyle orantılı olmasıdır. İsra 15 ve Mâide 19'un işaret ettiği gibi, uyarı ulaşmadan azap söz konusu olmaz; bu ilke, mesajın ulaşmama hali kadar, bozulmuş ulaşma haline de işaret eder. Çünkü bir insana yanlış öğretilmiş bir hakikat, onun açısından fiilen "ulaşmamış" hakikatle aynı işlevi görür — sebep farklı olsa da irade ve bilgi bakımından sonuç benzerdir. Burada kritik ayrım, bilme ile bilmeme arasındadır. Şirk olduğunu bilmeden, çocukluktan beri öyle yetiştirildiği için belirli bir inanışı sürdüren kişi, akıl hastası ya da papağan örneğindeki gibi bir irade sakatlığı içindedir; fiilin hukuki ve teolojik anlamını kavrayamadığı için doğrudan müşrik sayılamaz. Zira şirk içeren bir inancı benimsemiş olsa bile, bunun şirk olduğunu bilmediği ve kavrayamadığı ölçüde Allah katındaki sorumluluğu farklıdır. Buna karşılık, bir davranışın Allah'a ortak koşmak olduğunu açıkça bilip bunu bilinçli ve ısrarla sürdüren kişi farklı bir kategoridedir; çünkü onun sorunu cehalet değil, hakikate bilerek sırt çevirmektir. Medyuma, falcıya, büyücüye giden ve bunun şirk olduğunun bilincinde olan kişi bu ikinci gruba girer. Bu çerçevede ortaya çıkan adalet modeli, dışarıdan gözlemlenebilir fiilin kendisinden değil, kişinin niyetinden, bilgisine ulaşan hakikatin kalitesinden ve imkânlarından hareket eder. Dolayısıyla hiçbir insanın başka bir insan hakkında "kesin cennetlik" veya "kesin cehennemlik" hükmü verme yetkisi yoktur; bu hüküm, ancak kalplerdeki niyeti ve bilgiyi tam olarak bilen Allah'a aittir. Tahrif edilmiş bir dinle amel edip ölen kişi, elinden geleni yaptığını, kendisine hakikatin saf haliyle ulaşmadığını mazeret olarak öne sürebilir; bu, insan adaletinde dahi kabul edilen "kasıt olmadan işlenen fiil" ilkesine paraleldir. Sonuç olarak, tahrif edilmiş bir dinî ortamda yaşayan bireylerin sorumluluğu, kendilerine ulaşan hakikat, sahip oldukları imkânlar ve niyetleriyle orantılı olarak değerlendirilmelidir. Bilinçli ve ısrarlı şirk ile bilgisizlikten kaynaklanan hata arasındaki ayrım, ilahî adaletin merkezinde yer alır.


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Tahrif Olmuş Bir Dünyada İlahi Adalet

muhammed-ridvan-kaya muhammed-ridvan-kaya