Camdan Bir Mahkûmiyet
Camdan Bir Mahkûmiyet
İnsan ne garip mahluk…
Nefes alıyoruz, yiyoruz, içiyoruz, geziyoruz, var oluyoruz. Kendimize ait bir dünya kuruyoruz. Sonra farkında bile olmadan kendimizi o dünyanın camdan fanusuna hapsediyoruz.
Konuştuğumuz insanlar belli, gittiğimiz yerler önceden belirlenmiş bir senaryonun parçaları gibi. Hatta her sabah çay içtiğimiz o çatlak bardağı bile değiştirmiyoruz. Belki değiştirmek istemiyoruz, belki de değiştirmekten korkuyoruz.
Ona sorarsan adı alışkanlık, bana sorarsan yaşamaktan ümidini kesmek, bir başkasına göreyse konfor alanından çıkamamak.
Herkes bir şey söyler.
Oysa asıl mesele tanı koymak, isimlendirmek ya da insanları bir kalıba sığdırmak değil. Mesele, bu insanlara yeniden hareket edebilecekleri bir alan açmak; onları toplumsal yaşamın işlevsel bir parçası hâline getirebilmek.
Sürüde yaşamanın da zararsız olabileceğini göstermek…
Sürüde yaşa ama sürü gibi düşünme.
İnsanların kendi içlerine sıkıştırdıkları o canlı yalnızlık hülyasıyla dolu camdan mezarı yeniden yeşertmek gerekiyor. Belki bir pencere açarak, belki bir yabancıyla kurulan kısa bir sohbetle, belki de yıllardır dokunmaya korktukları o çatlak bardağı değiştirerek…
İşimiz zor mu?
Evet, zor. Ama bir deveye hendek atlatmaktan daha zor değil.
Yeter ki bir çocuğa okuma yazma öğretir gibi sabırla, özenle ve hassasiyetle yaklaşalım. Onlara hayatın yalnızca bildikleri sokaklardan, ezberledikleri yüzlerden ve tekrarladıkları günlerden ibaret olmadığını gösterelim.
Toplumun içinde yaşamanın bir tehdit olmadığını, başkalarıyla bağ kurmanın insanı kendinden eksiltmeyeceğini anlatalım.
Çünkü bazen bir insanı kurtarmak, ona yeni bir dünya vermek değildir.
Kendi dünyasının kapısını açabileceğini hatırlatmaktır.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu