270 Ali İle Kemal
İki ağabi kardeş olan Ali ile Kemal sabahtan akşama kadar yaylalarda koyun, keçi, inek otlatır. Akşam oldu mu türkü söyleye söyleye eve gelirler. Ağabi Ali nasıl alıştırmış bilmem ama işi gücü ıslık çalar kardeşi Kemal de gaydeye uygun türkü söyler.
Grandan aşıp gelirken anneleri Fadime de evin eşiğine oturur oğullarının yolunu bekler. Neşe içinde seslerini dinler. Mutluluktan iki de bir "ey gidi günler ey" diyerek gençlik yıllarını hatırlar. Kimbilir kocası Temel ile ne sevdalıklar etmiştir. Türküler söyleyip, düğünlerde horon oynamışlardır. Tabi baba Temel oğullarının bu hallerinden çok hoşlanır. Ama hiç belli etmez. Çocuklar eve yaklaştı mı seslerini keserler.
Aradan yıllar geçer ikisi de büyür. Evlenecek çağa gelirler. Kemal biraz evden arada sırada kaçar. Tutturmuş bir kemençe çalma sevdasına düğünlerde kemençe çalar. Akşam oldu mu mutlaka eve gelir. Son zamanlarda eve gelmemeye başlar. Sevdalanmıştır.
İki abi kardeş bir kıza aşık olur. İkisinin de birbirinden haberi yok. Adettendir önce ağabi evlenecek. Anası Fadime sorar oğluna "oğlum bir istediğin var mı" Oğul Ali de istediği Cemal Emicenin kızı Emine'yi anasına söyler. Uzaktan da akraba olurlar. Temel ile Cemal da iyi arkadaş. Sorgusuz sualsiz "Ula Temel sen benim kızımı oğluna isteyeceksun ben vermeyeceğum olur mu böyle şey"
Bizim Kemal duyar duymaz kimseye bir şey söylemeden kemençesi ile birlikte evi terk eder. Emicesinin oğlu Mustafa'dan yol parası alır. Mustafa da köyden şehire minibüscülük yapar. Minibüsüyle Trabzon'a kadar götürür. Ver elini İstanbul.
Kemal değişik işlerde çalışır. Kemençesini de yanından hiç ayırmaz. Öyle meşhur olmak gibi de niyeti yok. Kimse nerede olduğunu bilmesin ister. Aslında sesi de güzel kemençe çalması da. Neden böyle yaptığını da bir türlü anlamıyordum. Aslında şu an piyasda bulunan çok sanatçıdan daha iyi türkü söyler ve kemençe çalardı.
Hemşerim olduğundan arada sırada zorlardım. "Ula uşağum bi daha sorma vallahi bozuşuruz" derdi. Söylerken de kızarak söylerdi. Ben de fazla üstelemezdim. Trabzon'un neresinden olduğunu bana da söylemedi.
O zamanları 17 yaşında bir delikanlı idik. Aradan 33 sene geçer. Hiç memleketine gitmez. Ancak memleketten devamlı bir şekilde haber aldığını söylerdi. Annesi, babası vefat etmiş. Yine memlekete gitmemiş. Ağabeyinin eşi yani sevdiği kız Emine de vefat etmiş.
Ağabeyi ve çocukları kimbilir şimdi ne yapıyor. Bir yandan da memleket hasreti kasıp kavurmuş yüreğini. Ansızın karar verir. Ver elini Trabzon'a.
İyi giyimli ama saç sakal karışmış. Saçları da ağarmış. Köye varmadan araçtan iner yaya olarak etrafı doya doya seyrederek çıkar yaylaya doğru. Uzaktan bir ıslık sesi duyar. Oturur bir kayanın başına dinler. Islık sesi yabancı değil. Biraz daha yaklaşır.
İki kardeş birbirlerini karşıdan beri görürler. Bizim dertli aşık ağabeyi anlamasın diye başka bir gayda ile kemençesi ile başlar türkü söylemeye. Memlekette karşılıklı atışmalar meşhurdur. Bakalım bizimkiler ne demiş.
Dertli Aşık---
Sabahtan akşama kadar
Islık çalar söylenirsin
Peşin sıra ağlar dağlar
Söyle kime seslenirsin
Dertli Çoban---
Ben bir garip dertli çoban
Karnım açtır uykusuzum
Var git kendi derdine yan
Peşim sıra koyun kuzum
Dertli Aşık---
Madem derdin vardır senin
Şu dertliye söyler misin
Çok da uzak yerden geldim
Bir yudum su verir misin
Dertli Çoban---
Derdim desem anlar mısın
Benim gibi çağlar mısın
Boşuna uğraşma sakın
Buralara yabancısın
Dertli Aşık---
270 Ali İle Kemal başlıklı yazı Necmi Yaprak tarafından
11.07.2010 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.