Bir Özgeçmiş Öyküsü
Pencere kenarındaki küçük masasında gözü bilgisayarın ekranındaydı
Necati’nin. Sırtını sandalyesine yaslamış, açtığı sayfaya dikkatlice bakıyordu.
Üzerinde pijama takımı, ayağında
terliği, gözünde yakın gözlüğü ile pazar keyfi yapan bir adam profili çiziyordu.
Ama dış görünüş hiçbir zaman kişileri
aldatmamalıdır diye de yabana atılmayacak bir söz vardır.
Yine özgeçmişini istiyorlardı. Yüzünü buruşturdu. Kaşları çatık bir halde kafasını sağa sola çevirdi. “Şimdi gelmişine de, geçmişine de, geleceğine de” dedi sonra da “tövbe tövbe sen affet beni Allah’ım. İşten önce günaha giriyorum” diye devamını getirdi.
Bu kaçıncı iş başvurusuydu hatırlamıyordu bile. Her seferinde “üveyi var mı ki özü olmuş bu zıkkımın” diyor ve özgeçmişini homurdana homurdana güncelliyordu.
Aslında pek bir değişiklik de yapıyor sayılmazdı. Doğduğu yeri ve yılı demirbaş bilgisiydi. Okuduğu okul da öyle. Bildiği yabancı dile eğer sayılsaydı küfür de eklemek isterdi ama içinden sayıp sövdüklerini kağıda geçirmenin işe yaramaktan çok elenmeye yarayacağını düşünerek vazgeçti.
Çocuk sayısı da hep aynıydı. Yalnız boşta kaldığı süre zarfında hanımı bir düşük yapmıştı. Ama canlı doğumların nazari dikkate alındığı gerçeğiyle yine eldeki ve evdeki mevcutları yazdı. “İki çocuk babasıyım” diye.
En çok değişiklik de adres bilgilerinde oluyordu. Sürekli artan kiralar onu daha düşük kiralı evler aramaya itiyordu. Bu itiş, sonunda evini şehrin bitişine kadar getirmişti. Adı büyükşehirde oturuyor geçiyordu ama hep küçük ve kenar semtlerde yaşadığı için bu büyük ayrıntının kenarından köşesinden, ana caddelerinden bile geçemiyordu.
Aysel AKSÜMER
- Yorumlar 5
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.