Bugün pazar,uzun zamandır sahaf dükkanlarına gidemiyordum.Ani bir kararla gitmeye karar verdim.Her zaman uğradığım sahaf dükanında söyle bir raflarda dizilmiş kitaplara bakarken;Şüküfe Nihal'in yazdığı ,Domaniç dağlarının yolcusu adlı gezi-hatırat türü yazımış eserini gördüm.
Hiç tereddütsüz aldım.
Konusunu merak ediyordum.Geçen sene Türk Edebiyatının unutulan değeri,adlı bir yazımla O nu okurlara tanıtmaya çalışmıştım.Şüküfe Nihal'ın dramatik hayatından etkilenen Ümran Özlük kalem dostum da Ankara'da bir kitabını almıştı ve kendi sutununa bu kitabı taşımıştı.
Bugün bende bu kitabı okurken kalem dostumu hatırladım.Son mesajında yeni yazılarıyla döneceğini yazıyordu.
 
Şüküfe Nihal  Domaniç'e niçin gitmeye karar vermişti?Kurtuluş şavaşında kendi öz oğlunun düşmana muhriplik yapmasını içerleyen bir annenin kendi oğlunu silahı ile öldürmesini duymuştu.
O nu yollara düşüren hikayenin kahramanını bulmak için yollara düştü.
 
Kitapdan bazı değerli düşünceler;
"Saadeti hep büyük şeylerde aramaya kalkarız da, şu kuru ekmek parçasının bile insana o zevki vereceğini bilmeyiz. Önümüze kolay, bol gelen şeyler, bizi ahlâksızlığa götürüyor, muhakkak! Her bulduğumuz şeyden sonra daha iyisini bekleriz, bulamazsak kendimizi bahtsız sayarız, insanları bu şımarıklıktan, bu açgözlülük felâketinden kurtarmak lâzım.
Bir omrun sonunda verilecek bir hesabı olmamak, insanlığın karşısında açık alınla çıkabilmek ne eşsiz bahtiyarlık"
 
Bir yazı kahramanın kendi aralarında geçtiği cümle hem yazarı hem beni etkilediği iki cümleyi buraya almak istedim.
 
"Hiç sönmem, sanırdım. Bulutta düğün var deseler tırmanıp çıkmak isterdim;meğer insan nasılda kendinden geçermiş!"
 
Yazar finalde hiç beklemediği şekilde sonuçla karşılaşır.O nu bulmak için yolla düşen yazar hayal kırıklığına uğrar bu finali O nun kaleminden okuyalım
 
"Nihayet Domaniç köylüleri pazara geldiler. Yetmiş yaşında bir ihtiyarla birlikte yola koyulduk. Ruhumu tatlı bir destansı hava sardı. Ben nereye gidiyorum? Yurda hıyanet eden oğlunu eliyle kanlara boyamış ananın diyarına!…

O kadın ne büyük bir kadındır, o kadın ne yaman bir kadındır ki, vatanının şerefi uğruna ciğerlerini kendi eliyle sökmüş, paralamıştır. O kadın, kadınların en bahtsızıdır. O kadın, Türk kadınlarının en büyüğü­dür.

Yaşlı ihtiyarla birlikte, yıkık viran bir eve girerler. İhtiyar ses­lenir: “Habibe Kadın, Habibe Kadın!”
Bu esnada, genç mi genç, güzel mi güzel yirmi yaşında bir kadın göründü, yaşlı ihtiyara dönüp baktım. “Sana böyle görünmek istedi” dedi. Yavaşça seslendi:
“Geleceğini, beni arayacağını biliyordum. Seni bekliyordum” dedi.
İkimizin de gözlerinde yaş, dudaklarında ürpermeler var…
Kollarını açtı. Yeryüzünde eşini tanımadığım bir saadete doğru atıldım.

Saadet elle tutulur mu?
Başım bir boşluğa düştü. Domaniç’in hayal kadını bir anda uçup gitti… Bağrımda bir sızı duydum. Hangi muzip kuvvet, beni böyle rüyalarıma girerek aldattı?…………
Böyle bir rüyayı da ancak, başta da belirttiğimiz gibi, vatanı­nı ve milletini çok seven bir kimse görebilir."
 
Selim İleri ve Beşir Ayvazoğlu'gibi yazarlar ,böyle değerli yazarları günümüze taşıyor.
Bir kuşak sonra Türk Edebiyatı'nın unutulan değerlerini sadece bir avuç edebiyat araştrıcıları tesadüfen günümüze taşıyacaklar.
Beşir Ayvazoğu bu konuda şöyle yazıyordu;1950 öncesi nin bütün eserleri tekrar taranmalı,Güncelleştirilmeli.
Ama bu zahmetli  işi kimler yapacak?Daha önemlisi kimler okuyacak?
( Domaniç Dağlarının Yolcusu başlıklı yazı M.Filizman tarafından 22.08.2011 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu