Geçenlerde aklıma geldi eski günlerim, çok düşündüm. İnsan eski dostlarıyla bir araya gelince ,geçmişte yaptıklarından ettiklerinden vazgeçemiyor dili döndüğünce söylüyor bir bir.. Hatırında kalanlardan anlatıp dostu da evet ya nerde o günler demesiyle anılar pekişiyor ama bir kurt insanın içerisine girip yiyor… Teknoloji, bilgisayarlar, sosyal paylaşım ağları çocukluğumuzu öldürmüş durumda… Günümüz gençleri bilgisayarda kaç tane oyun varsa hepsini biliyor oynuyor. Lakin geleneğimizde oynanan oyunların hem fiziksel hem zihinsel hem de ruhsal gelişimine faydalı olan bu oyunlarımızın yerine sağlığımızı bozan bizi bir mekana bağlayan düşünme yeteneğinden yoksun bırakan, sağlıksız bir ortamın içine sokulmuş bir şekilde oynuyor sanal oyunlarını günümüz çoçukları. Ne bir sayışmaca biliyorlar ne de bir tekerleme… Elektrik kesildiğinde sanki tüm hayatları bitiyor anasını kaybetmiş kuzuya dönüyor adeta.
Kaybettiğimiz şey küçük bir şey değildi
aslında koca bir geçmiş, yıllardır süregelen bir gelenek. Belki çıkış amacını
bilmediğimiz bir tarih bir mitolojik ögenin devamıydı belki bu
kaybettiklerimiz. Bu gün kaybettiğimiz
bir sağlıktı her şeyin kolaylaştığı bu zamanda belki de huzursuzluğumuzun
sebebiydi. Oynayıp oynana doymadığımızdan uyuyup uykumuzu almadığımızdan kaynaklanan bir durum
olsa gerek … Bilinmez ama çömçe gelin bizlerden bir şeyler ister bilinen su götürmez gerçek artık bu. Çocukluğumuzda
arkadaşlarımla oynadığım bu oyuna şimdi başka bir gözle bakmam gerektiğini
anladım. Farklı bir gözle incelemem
hatırlattı hatıralarım.
Bu oyunu biz genellikle kurak geçen ve yağmura ihtiyaç
duyulan senelerde orta yaş çocuklar tarafından oynadığımız bir oyundu. Fakat
biz bunu acıktığımızda da bu oyunu
aleyhime kullanıp aç kalmakta kurtulmak için yapardık. Herkesin evi vardı
olmasına ama canımız farklı bir yemek yemek istediğinde bu oyuna baş vururduk.
Ama büyüklerimizin de isteğiyle de yaptığımız olurdu .
Genellikle babam, amcam ve diğer köylüler yağmur ihtiyacından dolayı büyükler
“yağmur duası”na çıkarken bizlerde kendi
mahallemizde kapı kapı dolaşıp bu oyunu oynayarak Allah’a dua ederek yağmur yağdırmasını isterdik. Ama önce çömçe gelinimizi yapardık; küçük bar
çapraz tahta çakardık. Bir insanın kol ve bacaklarını andıran bu çapraz tahtaya
yırtık veya eski bir elbise giydirirdik. Oyun grubunun başı, eline bu “Çömçe
Gelin”i alarak arkadaşlarını da peşine takar ve kapıları teker teker dolaşmaya başlarlardık, benim en
sevdiğim şeyde tekerlemesini söylemek
olurdu. Çaldığımız kapılar açılınca oyunu oynadığımız arkadaşlarımla hep bir
ağızdan şu tekerlemeyi söylerdik:
Çömçe gelin nur ister
Allah’tan rahmet
ister
Koç koyun kurban
ister
Göbekli harman ister
Ver Allah’ım ver bir yağmurdan bir sel.
Bu tekerlemeden
sonra isteğimize geçer adeta çömçe gelinin elçisi olurduk ve çömçe gelinin
istediklerine geçerdik;
Çomçalı gelin çom ister
Bir kaşıcık yağ ister
Yağ olmazsa bal olsun
Benim gönlüm hoş olsun
Yağ verenin oğlu olsun
Bulgur verenin kızı olsun
Kapıyı
açan tanıdığımız bu tekerlemeyi dinledikten sonra o ana kadar elinde
hazırladığı kova ile Çömçe Gelin’in başına su dökerdi, hiç unutamam bazı evler
suyu bizim başımıza serperdi. Bu arada ev
sahibi bize, şeker verip evinden uğurlardı. Bu gezi her kapıda aynı
şekilde bir süre devam ederdi. Biz yemek yapacak kadar malzeme toplayana
kadardı genellikle. Topladığımız malzemelerle köyde evcilik oynadığımız kızlara
kısır yaptırıp hep birlikte güle eğlene
yerdik.
Doğal
yaşamda her şey yolunda gitmeye bilir. İlk insanlarda bu yolunda gitmeyen doğa olaylarının amacını
nedenini bulmaya çalışmışlardır. İşte o
buldukları çözümleri insanoğlu törenleri
aktivite haline getirmiş ve tarihine bilmediğimiz zamanlardan beri oynanıla
gelmiştir. Günümüzde halkbilimcilerin ve
antropologların ritüel diye adlandırdığı bu törenlerden birisi olan çömçe gelin
ne zamandan beri oynanıldığı bilinmemekle beraber Orta Asya kökenli bir
oyundur. Bu oyun nice çocukların eğlencesi olmuş, niceleri kocaman kazanlara
topladıkları yemeklik malzemeleri doldurup dağıtarak yemişler nice insanların
bu törenlerde elleri açılıp Allah’tan şükür dileyip yağmur istemişlerdir. Dayanışma ve kaynaşma
ortamının oluştuğu bu törenlerde yeni
halk anlatı türlerinin oluşmasına ve yayılmasına da ortam teşkil
etmişlerdir. Atalarımızda dediği gibi “değirmen iki taştan sohbet iki baştan”
başlayıp sıcacık ortamlar oluşmuştur bu çömçe gelin törenlerinde. Günümüzde
insanlar birbirlerine çok yakın olduğu halde sohbet “iki baştan” başlamayıp
suskunluk liderliğini korumakta dayanışma faaliyetlerimiz şehirlerde ölmüş
halde, köylerde de can çekişmektedir. Biraz bu oyunun görülmeyen tarafından
bahsedeyim;
İnsanlar
hangi medeniyette olursa olsun hangi dili kullanırsa kullansın daima diğer
insanlarla ortak bir takım temel unsurları aynıdır. Bu unsurlardan bir tanesi
de su unsurudur. Suyun stratejik bir öneme sahip olması toplumların yerleşik
hayata geçmesiyle başlamıştır. İnsanlar çevreye ve toprağa bağlandıklarında
yaşamsal faaliyetlerini devam ettirmek ve ürettiği ürünün yetişebilmesi için
doğal çevreye suya olan ihtiyaç artmıştır. . İnsanların doğal gereksinmesinden
öte, suyla olan ilişkileri hem kültürel yapılarını da fiziksel yapılarını etkilemiştir.
Eski çağlardaki içme suyu için yapılan oluklar, tarla sulamak için yapılan su
çarklarına su kanallarına dönüşmüş bu
dönüşüm su değirmenlerini oluşmasını sağlamış bu değişimler ise zamanımızdaki
modern hidro elektrik barajlarına kadar uzanmıştır. Suyun ana kaynağı olan
yağmurları insanlar hep kutsal sayılmışlardır. Yerleşik düzene geçen
toplumlarda yağmurun yağmaması kıtlığın bir habercisi olarak algılanmış ve
yağmur yağdırma isteği törensel davranışlara dönüşmüştür.
Türk
yağmur yağdırma törenlerinin Orta Asya
kültüründen izleri vardır. Bu tören
İslamiyet’in kabulüyle İslam’a göre
uygulanıp gelmiştir. Orta Orta Asya Türk
kültüründe elbiselerin ters giyilmesi, yağmur yağdırma temsilleri, yağmur
taşları ya da taşı bağlantısı, çocukların ağlatılması, hayvan kafatası ve
iskeletlerinin toplanması, toplu yemek âdetleri, İslamiyet’te olmayan eski
kültür izleri bizi Orta Asya yağmur yağdırma törenlerine kadar götürüyor. Yağmur
yağdırma işlemlerine halk, yağmur duası adını vermektedir. Çocuklarsa buna
değişik yerel adlar takmışlardır; “bodi, bodi bostan, dodu, gode, gode gode,
göde göde, gelin, gelin gok, çomça gelin, çömçe gelin, kepçe gelin, çullu
kadın, kepçe kadın, çalı gezme, çulla kepçecik” Trakya ve Balkanlarda da
“dedule ve dodole” adıyla aynı âdet yaygın bir biçimde sürdürülmektedir. Ayrıca
Çin kültüründe, Akadlarda, Sami dinlerinde de bu tür törenlerin yapıldığını
bilinmektedir. Eski Türk adetlerinde bütün köylüler toplanıp bir kız bir erkek
seçermiş. Bunlar gelin ve güvey gibi giydirilip süslenirmiş. Bütün köylü gelin
ve güveyi kapı kapı gezdirerek evlerden buğday, pirinç, bulgur vb.
toplarlarmış. Buğday veren ev sahibi gelinle damadın üstüne bir çomça şu
dökermiş. Gelin kılığına giren kişiye çomçalı gelin adı verilirmiş. Çömçeli
gelin oyununu tarihin her yerine her zamanına koymak mümkün lakin geleceğin bir
yerine koymak ise çok güç unutulup gidiyor. Yaşı geçmiş insanlar eskiden
oynardık aman yavrum deyip söze başlarken
belki de o güne olan özlemleri göz çapaklarını huzursuz eden yaşlardan
görmek mümkündü. Çömçeli gelinin veya başka hangi oyun olursa olsun insanların
hoş zaman geçirdiği dayanışmanın sağlandığını görmek mümkündü.
Gelin olgusuna bakacak olursak bütün toplumlarda
temizliğin saflığın simgesidir. Çünkü gelin çocuklar tarafından oluşturulmuş
yeni bir insan. Bu insan kukla dahi olsa onun adıyla isteme yapılması bize
bunun mitolojik kökeninden de haberdar etmektedir. Nasıl ki kurşun dökerken ya
da buna benzer şamanik ögelerde “bu el benim elim değil Fatma ananın elidir”
denilerek yapılıyorsa burdaki bu gelinde
aynı şekilde Orta Asya’dan beri
getirdiğimiz ak Umay’ın Bir temsili figürü olabilme olasılığı çok yüksektir.
Eskiden anlamlı bir töreni ifade eden bu ritüeller zamanda değişime uğrayıp
insanlara batıl inanç gelmektedir. Oysa ki bizim şimdi ki inandığımız tüm
unsurlar uyguladığımız tüm ritüeller oyunlar belki bir asır sonra yaşayan
insanlara batıl inanç gibi değersiz hurafe gibi geleceğini dile getirmeden yapamayacağım. Bu oyunda başka bir unsurda çocuklar
tarafından yapılan bu ritüel; çocukların
saflığı temizliği daha günahsız sayılmaları gelin olayıyla aynı olup yapanda
temsili gösterilen çömçe gelinde aynı durumları içermektedir. Dinimizde de bu
olgu geçerli olup çocuklar günahsız sayılmışlardır. Benim tahminlerime göre
çömçe gelin Umay anayı işaret etmektedir
bu ritüeli gerçekleştiren insanlar ise genellikle çocuklar olması
dolayısıyla Göktanrı’nın çocuklara
yardımcı olması için gönderdiği umay ilahesi olması muhtemeldir. Burada edilen dua ise günahsız kişilerin
duasıdır ve kabulü olduğuna inanılır dinimizce.
Ne kadar ne zamandan beri geldiği bilinmese de
insanlar uzun yıllar bu törenleri yapmışlar ve günümeze getirmişlerdir. Bizimde
amacımız bu oyunlarımızı ister çömçe gelin olsun ister beş taş olsun ister loğ
çekişi olsun ister çizgi ister süllenpe olsun bizlere düşen görev bu
oyunları çocuklarımıza öğretmek beraber
oynamak olacaktır. Bizden çömçe gelin ne ya ne tuz ne de bulgur ister çömçe
gelin sadece hatırlanmak oynanmak ister, folklor araştırmacıların hazırladığı
kitaplarda tozlanıp kirlenmek ister. Çömçe gelin hafızalarda kalmakta istemez
sadece oynanmak ister, kendi adına da olsa paylaşmak ister mutlu akıllı sağlığı sıhhati yerinde bireyler olarak eylemlerde yaşamak ister
çömçe gelin. Sadece çömçe gelinde değil binlerce oyunumuz oyuncağımız bunları
ister. Sanmayın çok şey ister elektirik istemez, format istemez güncelleme hiç
istemez hatta hiç para da çıkmaz
cebinizden hatta komşularınız vermiş olduğu yiyecekler yeter de artar bile.
Çömçe gelin hatırlanmak oynanmak ister…
Yazarın
Önceki Yazısı