Freud'un dediği gibi: "Bir insanı eğitmeye, anneannesinden başlamak gerekir. Çocuklarımızı çok büyük zorluklarla ve büyük fedakârlıklarla okula göndeririz ama maalesef çocuklarımızın okuldaki performansını takip etmeyiz. Çoğumuz “Ceketimi satacağım, çocuğumu okutacağım.” gibi maddi fedakârlık içeren cümleleri çokça sarf ederiz de insanların asıl ihtiyacı olan şeyi vermeyiz. Peki, nedir, insanların en çok ihtiyaç duyduğu şey? Tabii ki hepimizin ihtiyacı olan şey “ilgi”dir. Hepimiz, tüm dünyada maddi ihtiyaçları karşılanan çoğu kimsenin aynı zamanda mutsuz olduğunu biliriz, hâlbuki. Aslında bir anlamda çocuklarımızın okulda olmasını kurtuluş gibi görmekteyiz.
Çoğu zaman kimi velilerin sitayişlerini duymuşsunuzdur. “Okullar açılsa
da kurtulsak bu çocuklardan.” Bir nevi kafalarını dinlemelerinin,
rahatlıklarının bir fırsatı olarak görürler. Nasılsa çocuklar okuldadır,
bir şey olursa idare haber verir.” Düşünceleri hâkimdir. Eğitimli
ailelerin çocukları biraz daha farklıdır. Eğitimin tadını alan, günlük
hayatında eğitimin avantajlarını yüz be yüz yaşayan aileler çocuklarının
günlük hayatını ve geleceğini planlama eğilimindedirler.
Belki de çoğumuz elektrik, su ve ısınma gibi en temel ihtiyaçlar
noktasında bile sıkıntı çekerek büyüdük. Belki de şu an çocuklarımızın
en doğal ihtiyaçları bile bizim gençlik dönemimizde lüks bile sayılırdı.
Mesela hangimizin özel çalışma odası, bilgisayarı ya da cep telefonu
vardı? Ben hatırlıyorum bizim sokakta sabit (ev ) telefonu sadece bir
iki evde vardı. Öğrencilerin maddi sorunlarını çözmekle sorunlar
çözülmüyor, daha önceden bizler “yokluğa” karşı mücadele veriyorduk
fakat şu an “varlığa” karşı veriyoruz. Ben onun bütün okul ihtiyaçlarını
karşılıyorum” düşüncesiyle çocuğun sadece maddi isteklerine cevap
vermekle çocuk yetiştirmenin sadece bir parçası olan meseleyi her şey
olarak görmek, gündemi 40 sene geriden takip etmek demektir. Velilerin
de bu anlamda kendilerini haklı çıkaracak sebepleri vardır. Muhakkak çok
önemli işleri vardır. Hiçbir iş çocuğumuza karşı olan sorumluluğumuzdan
önemli olamaz.
Nasıl ki bir çiçek ya da fidan ektiğimizde onun gelişim evrelerini
takip ediyorsak çocuğumuzun da eğitim evrelerini takip etmemiz gerekir.
Çocuklarımız hangi derslerde, hangi konularda ne kadar başarılı,
okuldaki özgüven seviyesi, arkadaş ortamlarına uyumu, öğretmenleri ile
diyalogu hangi düzeyde bilmemiz gerekir. Bir öğrencinin başarısında üç
öğe sacayağı görevindedir: Okul, aile ve öğrenci. Bunların biri olmazsa
diğerlerinin bir işlevi kalmaz. Okul – aile diyalogunu geliştirmesi için
yapılan veli toplantıları sadece görüntüden ibarettir. . Bir şeyi
göstermelik yapmak kadar aslına zarar veren bir şey yoktur. Yılda iki
kez yapılan veli toplantıları ihtiyaca tam cevap verememektedir. Veli
toplantılarının sayısı artırmak gerekir ya da velilerin - münferiden de
olabilir- belli periyotlarla okula gelmelerini sağlamak gerekir.
Bilgisayarın eğitimde yaygınlaşmasından önce toplantılarda birinci ya da
ikinci sınav notları okunur, vakit kalırsa öğrenci durumları ile ilgili
genel bir görüşme yapılırdı. Vakit kalırsa sınıf düzenini bozan, derse
motive olamayan ya da problemli öğrenciler hakkında da kısa
değerlendirmeler yapmak imkânı olurdu. Bilgisayar eğitim dünyasına
girdikten sonra velilere artık A4 kâğıdına bütün notların yazılmış
olduğu bir “ara karne” verilir oldu. Vakitten tasarruf edilmiş oldu;
fakat öğrencilerin özel durumları ile ilgili görüşme varsa problemleri
üzerinde durma, bu sorunlara çözümler getirmeye dönük çalışmalar
yetersiz kaldı.
Günümüz dünyasında “bir saatte” bile ömür boyu telafi edilemeyecek
hatalar yapabiliyoruz. Hele bir de gençlerin bir anda kızgınlıkla
yapabileceklerini düşününce işin boyutları değişiyor. Bilinçli veliler
çocuklarının her dakika nerede olduğunu ve ne yaptığını bilmek
zorundadırlar. İş işten geçtikten sonra bilmenin pek bir anlamı
kalmayacaktır. Gençlerin her istediğine boyun eğmek, her yapılana razı
gelmek veya sınırsız özgürlük bizleri sonucunu hesap edemeyeceğimiz
sıkıntılara sokabilir. Bu işin faturası bir şekilde bizlere gelecektir.
Medyadan bu anlamda istenmeyen olayların haberlerini duyuyoruz. Mesela:
Son araştırmalara göre Türkiye'de uyuşturucu ilköğretim okullarına kadar
indi. Zararlı maddelerin ilk kullanımı 13 olarak belirlendi. Çocuklar
arasında sigaraya başlama yaşı da ortalama 11. sürekli sigara kullanan
öğrencilerin oranı yüzde 23. Lise öğrencilerin yarısı kesici alet
taşıyor. Bu tip örnekler çoğaltılabilir. Fakat yine de eğitime gönül
vermiş veliler öğrencilerinin okuldan arta kalan serbest zamanları
yönetme noktasında yavaş yavaş bilinçlenmeye başladılar. Önceleri
dersleri bitip okuldan çıkan öğrencilerin boş zamanının düzenli bir
şekilde kullanılmasının gerektiğine inandılar. Öğrencinin günlük hayatı
onun başarı seviyesinin bir aynası olduğu anlaşıldı.
Siz ister çocuğunuza çok zaman ayırmak arzusunda olun, ister olmayın,
çocuklar her şeyin farkındadır. Ne bol harçlık ne de güzel hediyeler ne
de onun için güzel bir gelecek sağlamak, onunla birlikte sevgi ile
bütünleşerek geçirilen zamanın yerini doldurabilir. Çocuklarımız onunla
geçireceğiniz zamana bakarak, onu sevip sevmediğinizi bilecektir. Bu
nedenle anne-babalar, çocuklarına olan sevgilerini onlara zamanlarını
vermekle göstermelidirler. Hepimiz biliriz ki bir insana verebileceğimiz
en büyük hediye ona vakit ayırmaktır, onunla aynı ortamı paylaşmaktır.
Çocuk anne ve babasından yeterli ilgi ve sevgi göremezse, onların
ilgisini çekmek için kimi yan yollar arar, ya da sevgiyi başka bir yerde
arar. Örneğin; küçük bir olayda tartışma çıkarabilir veya kendisine
evden uzak tutabilecek etkinlikler bulmaya başlar. Çocuk sevgi ve ilgi
gereksinimini bu yoldan gidermeye çalışır. Hatta çocuk öğretmen ve
aileden yeterince sevgi göremezse okuldaki eğitime soğuk bakmaya başlar.
Çocuklarımızın huzurlu ve mutlu olmasını istiyorsak onlarla göz, kalp
ve ruh iletişimini koparmamalıyız. Huzurlu mutlu olamayan insanlar
hayatta başarılı olamazlar. Her ne kadar günlük işler bizi yorsa da biz
hayatımızda her anında çocuklarımızı düşünmeliyiz. Onlarla bir şeyler
paylaşmanın yollarını aramalıyız. Mutluluğu bizimle değil de başkaları
ile bulmaya başlarlarsa bizim büyüklüğümüz aktif olarak biter ve kâğıt
üzerinde kalır. Daha sonra çok büyük sıkıntılara girebiliriz. Yıllarca
emek verdiğimiz, kazandığımız çoğu şeyi çocuklarımızla ilgilenmememiz
yüzünden kaybedebiliriz. Hepimizin duyduğu, bildiği kötü işlere karışan
yüz kızartıcı işleri yapanlar uzaydan gelmedi, onlar da bizim
çocuklarımız. H'olbach’in çok güzel bir sözü var beni çok düşündürdü
umarım siz de düşünürsünüz. "Eğer kötülük mutlu ederse, insan onu
sever."
Mesut KAYMAKÇI