Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
Altın Üye
01.09.2026 · 42 · 0 · Tahmini 5 dk okuma
PDF olarak indir

“Zümra Sevmelerinde B'ahtım Pervin Yıldızı” yazısını çevrimdışı oku.

İndir
(0 oy)

Zümra Sevmelerinde B'ahtım Pervin Yıldızı

Zümra Sevmelerinde B'ahtım Pervin Yıldızı

Şakiro, tencereden yükselen ilk buharın kokusunu duyduğunda yerinden doğruldu. Yüreğindeki o büyük ağırlıkla birlikte adımlarını yeniden Zümra’nın yatağına doğru yöneltti. Şimdi, günün en zor ama Şakiro için en mukaddes vazifesi başlıyordu. Hastalık, bir zamanlar bozkırın ceylanı gibi narin ve canlı olan Zümra’sını adeta masum bir bebeğe çevirmişti; kendi bedenine hükmedemeyen, tamamen Şakiro’nun merhametine muhtaç bir can vardı yatakta.

Gassalın bir ölüyü incitmekten korktuğu o derin hürmetle yatağın kenarına diz çöktü. Zümra’nın alnında biriken ter damlalarını tülbendinin ucuyla usulca sildi. 

— Gece geldi Zümre’m... Haydi, seni bir rahatlatalım, dedi fısıldayarak. Sesinde ne bir bıkkınlık ne de bir şikayet kırıntısı vardı; sadece saf, hesapsız bir sadakat.

Önce ocağın kenarında ılık tuttuğu sudan bir leğene doldurdu, temiz bezleri ve kilerden getirdiği temiz çamaşırları yatağın başucuna serdi. Zümra’nın hastalığın hararetiyle ağırlaşmış bedenini incitmemek için her hareketini milim milim hesaplıyordu. Yorganı yavaşça üzerinden sıyırdı. Yatağa bulaşan o ter, ilaç ve hastalığın kendine has keskin kokusu odaya yayıldı, ama Şakiro’nun yüzündeki o vakur ifade bir an bile değişmedi.

Büyük bir dikkatle, Zümra’nın kollarını kumaşın içinden sıyırarak üstündeki ıslanmış, tenine yapışmış entariyi çıkardı. Kadının zayıflıktan kemikleri sayılan, adeta şeffaflaşmış bedenini görünce içi sızladı, ama gözyaşını içine akıttı. Ardından, bir bebeğin altını temizler gibi, Zümra’nın altındaki kirlenmiş bezleri ve kıyafetleri usulca çözdü. Bedenini hafifçe kendi göğsüne doğru yan çevirirken, kadının başı halsizce Şakiro’nun omzuna düştü. O an, onun nefesini boynunda hissetti.

Ilık suya batırdığı temiz bezi iyice sıktı. Zümra’nın tahriş olmuş, hassaslaşmış tenini, bacaklarını ve altını en ufak bir incitme emaresi göstermeden, büyük bir özenle sildi. Kuruladıktan sonra, pişik olmasın diye kilerden getirdiği doğal zeytinyağını avucuna döktü, ellerini birbirine sürterek ısıttı ve o şifalı yağı masumiyet abidesi gibi yatan kadının tenine narin hareketlerle yedirdi. Temiz, beyaz bezleri yatağın altına düzgünce serip Zümra’nın altını yeniden sıkıca ama onu sıkmayacak bir rahatlıkta bağladı.

Sıra üstünü giydirmeye gelmişti. Kiler kokulu, temiz, çiçekli entarisini Zümra’nın başından yavaşça geçirdi; kollarını tek tek, incitmekten korktuğu birer cam dalıymış gibi kıyafetin kollarından çıkardı. Üstünü başını düzeltip, entarinin eteklerini usulca aşağıya doğru çekti. Saçlarını arkaya doğru tarayarak temiz bir tülbentle başını hafifçe bağladı.

Bütün bu zahmetli bakım bittiğinde, Zümra’nın yüzüne temizliğin verdiği o hafif rahatlama hissi çökmüştü. Şakiro, kirlenen bezleri ve leğeni odanın dışına taşımadan önce, yorganı Zümre’nin göğsüne kadar tekrar çekti, yastığını kabarttı. Eğilip kokusunu içine çekti; artık o ağır hastalık kokusu gitmiş, yerini sabunun ve temizliğin o saf kokusuna bırakmıştı.

Zümra’nın elini avuçlarının içine aldı, dudaklarına götürüp koklayarak öptü. Dünyanın bütün yükü omuzlarındaydı belki ama bu temizlik, bu bakım Şakiro’nun aşkının ve Allah’a olan rızasının dilsiz bir senediydi.



Şakiro, Zümra’nın üstünü başını değiştirip onu o tertemiz huzura kavuşturduktan sonra, odada bir an bile kirli koku kalsın istemedi. Hastalığın, terin ve çaresizliğin sindiği o kirlenmiş bezleri ve kıyafetleri yatağın kenarından büyük bir dikkatle topladı. Odadan çıkarken adımlarını parmak uçlarında attı. Dışarı çıkıp kilere bitişik olan, avlunun köşesindeki kuyu başına doğru ilerledi. Gece göğünde parıldayan dolunayın ışığı altında, çamaşırları yıkamak için yıllar evvel taştan yonttuğu o geniş, çukur soku taşının üzerine bu kirli yığınını bıraktı.

Kirli çamaşırları taşın üstüne bırakır bırakmaz hemen içeriye, ocağın başına döndü. Çünkü mercimek çorbası iyice kaynamış, odanın içini Anadolu’nun o en fukara ama en tok kokusu kaplamıştı. İs tutmuş tahta kaşıkla çorbayı birkaç kez karıştırdı, ardından bakır bir tasa tepeleme doldurdu. Tası Zümra’nın başucundaki küçük komodinin üzerine koydu. Çorba çok sıcaktı, dumanı tütüyordu. Zümra’nın o narin, hararetli dudaklarını yakmamak için çorbanın köşede kendi kendine soğuması gerekiyordu.

Şakiro, çorbayı böylece soğumaya bıraktıktan sonra vakit kaybetmeden tekrar dışarıya, kuyu başına seğirtti. Kuyunun çıkrığına sarılı ipi koyu karanlığa doğru saldı. Aşağıdan gelen o dilsiz "şof" sesinin ardından kovanın dolduğunu hissetti ve ağır ağır yukarı çekti. Kovadan dökülen buz gibi kuyu suyuyla evvela kendi ellerini, parmak aralarını, bileklerine kadar üçer kez ovarak güzelce yıkadı ve temizledi; Zümra’nın bakımından kalan o son izleri de toprağa ve suya devretti.

Elleri temizlenince, çorba içeride soğurken bu zamanı boş geçirmek istemedi. Gece ayazı bastırmadan çamaşırları aradan çıkarmak için hemen işe koyuldu. Ocağın sıcak külünden bir avuç alıp kirli bezlerin üzerine serpti; sabun niyetine, eski usul temizlikti bu. Üzerine kuyudan çektiği suyu döküp, iki eliyle çamaşırları soku taşının üzerinde döve döve, sıka sıka yıkamaya başladı. Parmak boğumları soğuktan sızlayıp kızarana kadar, gecenin sessizliğinde sadece bezlerin taşa vurma sesi yankılandı. Çamaşırları hızla çitiledi, duruladı ve avludaki ipe alelacele serip ellerini kurulayarak tekrar içeri girdi.

İçerisi sıcak, komodinin üzerindeki çorba ise tam kıvamında ılımıştı. Şakiro bakır tası eline aldı, yatağın kenarına ilişti. Zümra’ya ilk kaşığı uzatıp çorbayı usul usul içirmeye başladığı sırada, dış kapı hafifçe tıkırdatıldı. Gelenler, Şakiro’nun akşam yıkıntılar altında ayrıldığı dostu Rüstem ve köyün hürmet edilen âlimi İmam Hazni Efendi’ydi. Taşrada adet böyleydi; hasta yatağı gece de olsa boş bırakılmaz, duadan imtina edilmezdi. Şakiro, bir yandan Zümre’sine çorbasını içirmeye devam ederken, gelenleri sessizce buyur etti, yatağın ayak ucundaki minderlere oturttu.

İmam Hazni Efendi, Zümra’nıno bir damla kalmış yüzüne bakıp sessizce bir Yasin-i Şerif okudu, dualar etti. Rüstem ise dostunun ocağındaki çorbaya, odanın sessizliğine hüzünle baktı. Dualar bitip, Zümra çorbasını bitirip tekrar derin bir uykuya daldığında, evin içindeki o kimsesizlik, o tek başınalık hissi İmam Efendi’nin kelamını harekete geçirdi. İmam, Şakiro’nun omuzlarındaki bu dağ gibi yükü, bir erkeğin tek başına hem ev işine, hem yatalak bir hastaya, hem de tarlaya yetişemeyeceğini biliyordu. Şeriatın ve hayatın hakikatini harmanlayarak, sesini vakur bir tona bürüdü:

— Şakiro... Görüyorum, imtihanın büyüktür oğul. Lakin Cenab-ı Hak kullarına taşıyamayacağı yükü yüklemez. Sen bu eve, bu hastaya sadakatle bakarsın, ecri celildir, lakin senin de bir canın var. Şeriat-ı Garra, böyle darlık ve zaruret durumlarında kula ruhsatlar tanımıştır. Hanımının bu hali neticesinde ev işlerinin dönmesi, senin de helal dairesinde bir desteğe kavuşman için İslam dini sana ikinci bir eş alma, evlenme ruhsatı vermiştir. Bu ne günahtır ne de Zümra’ya hıyanettir. Allah Teâlâ, Nisa Sûresi’nin 3. ayet-i kerimesinde şöyle buyurur:

Fankihû mâ tâbe lekum minen-nisâi mesnâ ve sulâse ve ruba

Sizin için helâl olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın...


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Zümra Sevmelerinde B'ahtım Pervin Yıldızı

Zümra Sevmelerinde B'ahtım Pervin Yıldızı

ömer altun ömer altun