Sevelim Sevilelim
SEVELİM SEVİLELİM
Yunus Emre'yi anmak ve anlamak sanırım bu iki kelimede saklı.
"Gelin tanış olalım,
İşi kolay kılalım,
Sevelim, sevilelim,
Dünya kimseye kalmaz."
Bütün ön yargılardan, sû-i zanlardan kurtulmaktır aslında tanış olmak. Tanımak ve tanışmak ne onurlu bir davranış ve Yunusça sevmek ve sevilmek ne güzel şey, yaratılış gayesinin sırrı onda saklı "Yaratılanı severiz yaratandan ötürü" derken beşeriyetten ilahiyata uzanan bir sevginin kapılarını aralar Yunus, sonsuza değin akacak olan sevgi pınarını gösterir bizlere. Bu kapıdan girip, bu pınardan içebilmek ne güzel şey. Yunus Emre'nin sevgi pınarından ilk damlaları ikram ediyorum.
Dervişlik der ki bana
Sen derviş olamazsın
Gel ne deyeyim sana
Sen derviş olamazsın
Derviş bağrı baş gerek
Gözü dolu yaş gerek
Koyundan yavaş gerek
Sen derviş olamazsın
…..
Büyük Türk mutasavvıfı, Hakk ve halk aşığı, sevgi felsefesinin mimarı, Türk dilinin usta yorumcusu, Yunus Emre Türkçeyi yüzyıllar öncesinden bugün bile anlayabileceğimiz şekilde kullanması, onun kendi döneminde sevilmesinin ve eserlerinin günümüze kadar gelmesinin en büyük nedenidir. Sevgi, hoşgörü ve alçakgönüllülük üzerine yazdığı şiirleri bu nedenle anlaşılırlığını kaybetmemiş ve çok geniş halk kesimlerine ulaşmıştır. Çünkü Yunus Emrede Hakkı bilmek için önce halkı bilmek gerekir, yani insanın kendisini bilmesini gerekir. Çünkü bütün kâinatın sırrı insan denen eşref-ü mahlûkatta gizlenmiştir ve bu düşünceyi bir dörtlüğünde şöyle dile getirmiştir:
Bizler kendimizi ne kadar bilmesek de belki Yunusu tanımak insanın kendini tanımasıdır.
Yunus Emre, dünyaya dava için değil, mana için, kavga için değil, sevgi için geldiğini, dostun evinin gönüller olduğunu ve gönül yapmak gerektiğini söylediğinden, gönül gözüyle görür, sevgi diliyle söyler, sevgi kulağıyla işitirdi. Yunus bu güzellikleri kazanabilmek için kırk yılını vermiştir. Yunus'u Yunus'un diliyle anlamak gerekirse bir dörtlüğünde şöyle sesleniyor:
Ben gelmedim kavga için
Benim işim sevi için
Gönüller dost evi için
Gönüller yapmağa geldim
Şöyle garip bencileyin.
Bağrı başlı, gözü yaşlı,
Şöyle garip bencileyin.
Yukarı illeri kamu.
Çok istedim bulamadım,
Şöyle garip bencileyin.
Hasret oduna yanmasın.
Hocam kimseler duymasın,
Şöyle garip bencileyin.
Gariplere göynür özüm.
Meğer ki gökte yıldızım,
Ecel ere bir gün ölem.
Meğer ki sinimde bulam,
Şöyle garip bencileyin.
Üç günden sonra duyalar,
Soğuk su ile yuyalar,
Şöyle garip bencileyin.
Hey Emre'm, Yunus biçare,
Bulunmaz derdine çare.
Var imdi gez şardan şara,
Şöyle garip bencileyin.
Hepimiz bu dünyaya belli rolleri oynamak için geldik. Bu rolleri oynayınca da dünya sahnesinden çıkıp gideceğiz. Bilindiği gibi tiyatro bittikten, perde kapandıktan sonra selamlama faslı vardır. Her şey orada daha net ortaya çıkar. Kim rolünü güzel yaptı, kim kendisine verilen görevi başarıyla tamamladı belli olur. İşte burada, en çok alkışı almaktır marifet. Başka bir deyişle seyircinin gözünde, gönlünde "hoş bir seda" bırakmaktır. İşte Yunus Emre dünya sahnesini terk ederken vasiyeti niteliğindeki şiirinde şöyle sesleniyordu:
Bizim için hayır dua, kılanlara selam olsun
Hasta iken halımızı, soranlara selam olsun
Bizi bir asan veçhile, yuyanlara selam olsun
Yayacağız kefenimiz, saranlara selam olsun
Bizim için hayır dua, kılanlara selam olsun
Bilmeyen ne bilsin bizi, bilenlere selam olsun
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.