Kaliteli Yaşamın Yalnızlaşma Sorununa Bakışı
KALİTELİ
YAŞAMIN YALNIZLAŞMA SORUNUNA BAKIŞI
Hepimiz
çok iyi biliyoruz ki, “yalnızlık Allah’a muhsustur”. İnsanların gerek aile,
gerek mahalle, gerekse dış çevre olarak birlikte ve uyum içerisinde yaşamaya
ihtiyaçları vardır. Dinlenme amaçlı kısa süreli yalnızlaşmalar normaldir ve
buradaki konumuzun dışındadır.
Yalnızlaşmanın
birçok sebepleri vardır:
-
Bazı insanlar geçimsizdir, iletişimleri
negatiftir, beşeri münasebetleri yerli yerinde kullanamaz. Bu sebeple çevresi
tarafından yalnızlığa itilir.
-
Bazı insanlar asık yüzü, sert yapılı,
negatif beden dilini alışkanlık haline getirmişlerdir. Bunlara çevredeki
insanların sıcak bir ilgi ile yaklaşmaları hayli zordur.
-
Bazı insanlar cahildir ve cahilliğinin
farkında değillerdir. Egolarına esir olmuşlardır ve çevrelerine karşı bilgiçlik
taslarlar. Bu kişilerin de uzun süre toplum içerisinde yer bulmaları oldukça
zordur.
-
Bazı kimseler kendilerini bilerek
toplumun dışına iterler. Çeşitli sebepleri olabilir. Sağlığı bozuktur, sükûneti
sever, kafasını dinleyeceğini söyler, insanların dırdırından şikayet eder vb.
sebeplerle kalabalıklardan kaçar.
-
Bazı insanların toplumla paylaşabileceği
üretim veya hünerleri yoktur. Tek düze bir hayatları vardır. Çok dar bir
çevreyle günlerini tamamlamayı alışkanlık haline getirmiştir. Mesela, akşama
kadar kahvede 4 kişiyle oyun oynayan insanların hali böyledir.
-
Bazı insanların mesleği gereği
(çobanlar, bekçiler vb.) toplumdan uzak yaşama zorunlulukları vardır. Ancak
bunların yalnızlaşıp yalnızlaşmamaları kendi güç ve yeteneklerini olumlu veya
olumsuz uygulamalarına bağlıdır.
-
Toplumun en kalabalık yerinde dahi olsa,
psikosomatik problemleri besleyenler, başkalarını beğenmeyenler, kendi ruhsal
dünyaları içerisinde kaybolup çevreye hakkıyla olumlu tepki vermesini
beceremeyenler de yalnızlık sendromuna düşebilirler.
İnsanların
birbirine sürekli muhtaç olduklarını, birbirleriyle sürekli alış-veriş ve
iletişim halinde olması gerektiklerini, konuşmaya, dertleşmeye, gülmeye,
eğlenmeye, paylaşmaya, destek olmaya zorunlu olduklarını düşündüğümüz takdirde;
yalnızlaşmanın ne kadar olumsuz bir hayat tarzı olduğu kendiliğinden ortaya çıkar.
Şehirlerin
en merkezi yerlerinin her gün sürekli kalabalık olması, kırsaldan şehirlere
göçlerin sürekli artması, binbir sıkıntısına rağmen İstanbul, Tokyo, Newyork ve
Sidney gibi dünya şehirlerinden tersine göçün olmaması ve hala kalabalıklaşmaya
devam etmesi, bu tezimizi doğrulamaktadır.
İnsanların
kalabalıklar, cemiyetler, gruplar ve takımlar arasında her zaman yer bulabilmelerinin
bir takım şartları vardır.
-
Ekibin veya grubun ahengini bozmamak.
-
Gruba katkı sunmak ve destek vermek.
-
Grupta sinerji ve enerji üretimine katkı
sunmak.
-
Güler yüzlü, tatlı dilli, naif ve
nezaketli olmak.
-
Pozitif düşünce ve beden diline sahip
olmak.
-
Affedici, bağışlayıcı, hoşgörülü,
uyumlu, dinleyen, anlayan, bulandırmayan, problem üretmeyen bir yapıya sahip
olmak ve uygulamak.
-
Suçlamayan, suçlu aramayan, bahane
üretmeyen, açık aramayan; çözümler ve alternatifler üretebilen olmak.
Yukarıdaki
ve benzeri özellikleri bilen ve yaşadığı ortamda uygulayabilenlerin
yalnızlaşmaları mümkün değildir. Bu kişiler sürekli grubun diğer üyeleri
tarafından aranacak ve üstün yönlerini paylaşmaları istenecektir.
Yukarıdakilerin
zıddı olan uygulamaların sahipleri ise, grupların diğer üyeleri tarafından,
sözle olmasa bile beden diliyle zamanla yalnızlığa itekleneceklerdir.
Eğer
kişinin yalnızlaşmayı yönetmesi konusunda üstün güç ve yetenekleri varsa hangi
ortamda olursa olsun, yalnızlığı yenebilecek uygulamalarını ortaya
koyabilecektir. Mesela, dağda tek başına hayvanlarını otlatan ve çadırında
yaşayan haftada bir kasabaya inme imkanı olan bir çoban; doğa ile, hayvanları
ile, kuşlarla, karıncalarla, köpeği ile, ağaçlarla, ormanla, otlarla, pozitif
bir yaklaşımla iletişim kurma yeteneğine sahipse, mevcut imkanlarına ve sahip
olduklarına şükredip tevekkül ederek, türkü söyleyerek, saz çalarak, değnek
yaparak, köpeği ile güreş tutarak, kitaplar okuyarak, yazarak, imkanları
ölçüsünde bir şeyler üreterek, onları toplumla paylaşarak, kendisini rahatlıkla
yalnızlık sendromuna düşmekten kurtarabilir.
Bununla
birlikte şehrin en kalabalık yerinde yaşayan, kalabalık bir aile veya sülaleye
mensup, yüzlerce çalışanın olduğu bir fabrikada çalışan olumsuz birinin ise
kendisini, kendi elleriyle yalnızlığa
iteklemesi de mümkündür.
Kimseyi
beğenmeyen, sürekli açık arayan, mesai arkadaşlarını kıskanan, onların
omuzlarına basarak yükselmeyi amaçlayan, en ufak bir sorunu kaşıyarak kangrene
çeviren, asık yüzlü, geçimsiz, tembel, laf ebesi, her durumdan şikayet eden,
şükürsüz ve tevekkülsüz bir kimse ise, kendi marifetiyle yalnızlığa iteklenmiş
olur. Zira, kimse kimsenin kahrını ve zulmünü uzun süre çekmez.
Her
yönüyle negatif olan insanların etrafındaki diğer insanlar en kısa zamanda
orayı terk etmek için fırsat kollarlar.
Çok iyi
biliyoruz ki, insanların mutlu olma, neşelenme, eğlenme, hoşça vakit geçirme
istekleri hayli yüksektir. Yani toplum içinde ötekileştirilmeden, yüksek
kaliteli bir hayatta olmak herkesin istediği bir durumdur.
Ancak,
bu isteğin yüksek kaliteli bir bedeli vardır:
-
Çalışmayı, okumayı, öğrenmeyi,
bilgilenmeyi, üretmeyi ve paylaşmayı zorunlu kılar.
-
Güleryüz, tatlı dil, tebessüm, naiflik,
kibarlık, usul-erkan bilme, had bilme, katkı sunma, sinerji ve enerji üretme
gibi yüksek kaliteli eylemlerin uygulanmasını zorunlu kılar.
-
Suçlama, açık arama, rencide etme,
aşağılama, şikayet etme, hak yeme, değersizleştirme, yok sayma, mazeret üretme,
bahane bulma vb. gibi kaliteli yaşam hırsızlarından uzak kalmayı zorunlu kılar.
-
Hijyene dikkat etme, kişisel ve
toplumsal temizliğe özen gösterme, saygılı olma, dürüst olma, dikkatli ve
özenli olma, tedbirli ve itidalli, ölçülü ve dengeli olma gibi güzel ve etkin
hasletlere sahip olmayı zorunlu kılar.
Yüksek
kaliteli bir hayat sürmeyi amaç edinen kimseler, toplum içinde de olsa, dağ
başında da olsa asla yalnızlaşma hastalığına yakalanmazlar. Kendileriyle,
çevreleriyle, doğa ile, hayvanlar ile, bitkiler ile barışıktırlar ve onlarla
her ortamda iletişim kurabilirler. Yüksek
kaliteli amaç ve hedefleri vardır. Soruna değil, çözüme odaklanırlar. Yüksek kaliteli
bir amaç ve hedefe kararlı ve istikrarlı bir şekilde, posta pulu gibi yapışırlar
ve sonuç alıncaya kadar caymazlar, geri dönmezler ve yılgınlık göstermezler.
Her hal ve şartta toplumla paylaşacak yüksek kaliteli üretimleri vardır. Beşeri
ilişkileri, hobileri ve insancıl yaklaşımları çok kalitelidir.
Söz konusu
yüksek kaliteli eylemleri uygulamaya sokamayanlar, ihmalkarlık gösterenler,
kaliteli yaşamın hırsızlarına esir olmayı alışkanlıkları haline getirenler ise,
ister dağda olsunlar, isterse şehirde olsunlar, kalabalıklar içinde dahi
kendilerini yalnızlaştırmaya mahkumdurlar.
Emeksiz yemeğin
olmadığı gibi, yalnızlaşmaya düşmemenin veya kurtulmanın yüksek kaliteli bir
karşılığı vardır.
Selam,
sevgi ve dualarımla… Allah’a emanet
olunuz…
7 Aralık
2013. Saat: 17.30. Antalya
Yrd.Doç.Dr.
Süleyman COŞKUNER
- Yorumlar 4
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.